Akın
Uzun yol gideceğiz, kestane ağaçlarının önünden geçeceğiz…
Kırlangıçlara aldanıp, şımarık bulutları aldatacağız.
Gün aksasa da gölgemizin bacaklarında, geçmişten kalan,
eski Türkçe’yle yazılmış bir mektup gibi, görkemli ve özlem dolu,
daha uzun yol gideceğiz…
İçimizde büyüttüğümüz dağın tepesinden,
şehre ineceğiz. Kalabalıklara, telefon kulübelerinden sesleneceğiz.
Kalabalıklaşacak seslerimiz, biz yalnızlaşacağız…
Sokaklara bölüneceğiz, yüzümüze açılan kapılardan gireceğiz,
sofada yaşanmışlığın lekesiyle karşılaşıp, kemençe izlerini takip edeceğiz.
Ağır hüznün çöktüğü avluya çıkacağız, kapanacak arkamızdan dönüşlerin olmadığı bahçe kapısı…
Ellerimizde gece
Gözlerimizde yıldızlarla sırılsıklam…
Sırılsıklam
Daha uzun yol gideceğiz…
İklimleri uğurlayan leyleklerin gagalarında elleri kınalı bebeklerle,
denizlere yürüyeceğiz.
Selam vereceğiz denizşakayıklarına, çoğaltacak o asi dalgalar umutsevici, sevinçlerimizi…
“Yaşamak! ” diye haykıracağız, saçlarımızla oynaşırken yakamozlar…
Sonrasızlık ürkütmeyecek bizi!
Zorlukları kucaklayan göğsümüzde,
yasemin kolyemizle yılmadan,
lir çalan melekler eşliğinde
uzun yol gideceğiz…
Hayata karşı sağaltırken zamanı, ruhumuzda dönen semazendelerle huzura yöneleceğiz.
Daha dündü demeden, yarının elbisesini giymeden, kalbimizin aynısından an’larımıza yansıyan aşk’la dokunacağız birbirimize…
Ateşi dudaklarından çalınmış gül gibi mahzun ama, gururla yürüyeceğiz…
Yabancı coğrafyalardan geçeceğiz, sözler büyüyecek.
Anlamın büyüsüyle, gözlerimizle buluşacak anlaşılmak!
Patikalarda seken ceylanların düşlerinene düşeceğiz,ormanlardan geçeceğiz.
Kamaşacak rüyalarımız…
Geceyi uyuturken koynumuzda, hayata sarılır gibi,
sıkı sıkı sarılacağız birbirimize…
“Dön! ” diyecek iç sesimiz.
Gürleyecek gök, gülecek toprak yüzümüze
Denizler okyanuslara kavuşacak;
İçimizde büyüyen dağ’a
El ele yürüyeceğiz…
|