Tek Mesajı Görüntüle
Old 05-22-2009, 02:12 PM   #8
GooD aNd EvıL
Aşmış Üye
 
GooD aNd EvıL Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57950
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi : GooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Ulan Mustafa...

Sen gitmeden önce ne yapıyorsam
şimdi de onu yapıyorum.
Hani, sabahları kalkınca
suratımız dönerdi muşmulaya.
Bu günün farkı yok dünden
yine her sabah pantolona bir tekme
gömleğe santrfor kafası çakıyorum.
Yine adımlarım aynı, hiç uzamamış
dinlediğimiz sanatçılar hiç kocamamış...

Ulan Mustafa,
meğer beni hep kandırmışsın
hani yarınlar değişkendi, farklı olacaktı?
Hiç bir şey değişmedi gittiğinden beri.
Hovardalık yaptığımız yerler
kafaları çektiğimiz köşeler.
Her yer aynı,
sadece üzerine geçirilmiş maskeler.
Dertler bile aynı...
Hani sen gitmeden bir gün öncesi
sevgilin birini bulmuştu da dert yanıyordun
o kaltak,
hala o zıpırın gölgesi.
Hani sokaklardaki
kör lambalara küfrediyordun
sadece camlarını değiştirmişler
kafesine gözlük geçirmişler.
Hani at kestanelerini toplayıp da
çaktırmadan, kızların bacaklarına atardık.
Faytonların arkasına asılıp
telleriyle ellerimizi yırtardık.
At kestaneleri aynı ağaçta çıkıyor
kızların bacakları yine var.
Faytonlara biraz süs eklenmiş
adına nostalji deniyor.
Lakin,
bir sen
bir de ben silinmiş...

Ulan Mustafa,
hani, ikimizin adı da gıcıktı
ağızları mühür değil ya
çoğuna göre kafalarımız kaçıktı.
Ama bilmedikleri çok şey vardı
Sendeki yürekle bendeki yürek
birer dağ kadardı.
İşte böyle Mustafa,
veya lakabınla kuru tahta.
Sen aklıma geldiğinde
unutamadığım o kadar çok şey var ki.
Hele yüreğine kızgın yağları döken
yumuşacık kalbini usturayla çizen
o nankör var ya,
hani senin çocukluk aşkın.
O zengin fırlamanın etrafında
bir fırıldak gibi dönüp
ayaklarının altında seni ezen
işte o kız,
yüreğime senden bir hatıra.
Seni nasıl da silmişti bir kaç kuruş için
aklınca, saadeti parada sanıyordu
ama mutluluğun yürekte olduğunu bilmiyordu.
Şimdi ne oldu,
zengin fırlama terkedip gitti onu.
Etme bulma dünyası ya
adı gibi, o da kaltak oldu...

Ulan Mustafa, ulan kuru tahta
sana tahta diye diye
tahtalarla gönderdik seni.
Uğruna canımı veririm diyordum
tekerlek olup da gönderdim seni.
Bana diyordun ama,
esas sahtekar senmişsin.
Yıllarca kandırdın beni,
hani ayrılmayacaktık.
Hani dertlere,
çilelere kılıç çekip
yılmadan savaşacaktık.
Beni bırakıp da gittin
hem de dönmemek üzere.
Ulan beni attın da gittin
bu yaban ellere...
__________________
Buraya Kadarmış ..
GooD aNd EvıL çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla