![]() |
![]() |
#1 |
ÇaKaL Üye
![]() Üyelik Tarihi: Sep 2005
Konum: Lothlorien
Yaş: 43
Mesajlar: 1,424
Teşekkür Etme: 145 Thanked 408 Times in 212 Posts
Üye No: 602
İtibar Gücü: 2019
Rep Puanı : 29938
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet :
|
![]() BİR HAC HİKÂYESİ
Osmanlılar zamanında 1900'lü yıllarda, mukaddes topraklarda bugünkü gibi Otel sistemi yokmuş. Çünkü, buralarda yaşayan halk günlerce önceden şehir dışına çıkar, hiç tanımadığı bir yerden hac yapmak maksadı ile gelen kişileri karşılar, evinde misafir eder, her türlü ihtiyacını karşılar ve bundan da büyük şeref duyarlarmış. İşte böyle bir hac mevsiminde (Takriben 1903-1904 yılları) Mekke halkı yine hacıları karşılamak üzere şehir dışına çıkmış. Bunlardan biri, gözüne kestirdiği uzun boylu, endamlı, sakallı, normal giyimli birisinin yanına yaklaşarak, kendisini evinde misafir etmek istediğini bildirip, eğer gelirse büyük şeref duyacağını söyleyerek rica minnet evine davet etmiş. Gelen zat hac müddeti boyunca o kişinin evinde kalmış. Hac zamanı bitiminde bu iki kişi helâlleşerek ayrılmışlar. Ayrılırken, Hacı olan zat, hane sahibine bir kese altın hediye etmek istemiş. Hane sahibi bu altınları kabul etmek istememişse de, hacı olan zat fevkalâde ısrar edince, ev sahibi kabul etmek zorunda kalmış. Bir de mektup bırakıp ev sahibine demiş ki: “Bu mektubu ben gittikten en az bir gün sonra Mekke Emiri’ne teslim et!” Hacı gittikten bir müddet sonra hane sahibi kendi kendine: “Allah, Allah! Ben kiiim, koskoca Mekke Emiri kim, bu mektubu yazan o hacı kiiim(!)” diye düşünmüş. Derken hanımı mektubu Mekke Emiri’ne muhakkak vermesi gerektiğini, aksi hâlde vebâl altında kalacağını söyleyerek beyini ikna etmiş. Neticede çeşitli mercilerden geçerek mektubu Mekke Emiri'ne vermiş. Emir mektubu açınca hemen ayağa kalmış, selâm durmuş ve hane sahibine sormuş: - Şimdi nerede bu misafir ettiğin zat-ı muhterem? - Efendim, haccını tamamlayıp memleketine döndü. - Bak mektup nasıl başlıyor: “Ben Harem-i Şerîfin Hadimi Halîfe-i Müslimin Sultan Abdülhamid Hân-ı Sani ki...” Bunu duyan adam bayılmış ve 2 gün kendisine gelememiş... İşte Sultan Abdülhamid Hân, devletinin bekasını ve belki de mütevâzı bir hac yapamayacağını düşünerek, kimseye haber vermeden hac vazifesini yerine getirmiş ve efendimizi ziyaret ile şereflenmiştir.
__________________
Tanıdıktı yalnızlık oysa Haklısın belki yanımda Hazırdım bu kez mutluluğa Nerden çıktı şimdi bu ayrılık Öyle boş öyle boş ki bu dünya Güneşim sandım seni oysa Girdabın içinde yaşarken Yakamoz yakamoz çakar aklıma Susadım sana tek bir nefeste Yaşadım aşkımı bir heveste Gözümün önünde durma n''olur Yaşamak öyle zor ki bu bedende Hadi yoluna eyvallah Mutlu ol gülüm işallah Sen geçen günün ardından Bi başına kalma inşallah |
![]() |
![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|