![]() |
|
![]() |
#1 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Su da Üşür
Gözlerde yaşlar katılaşınca, sevgide girdaplar oluşur. Bir üşüme, bir titreme kaplar bedenimi. Üşürüm. Buz kesilir, donar yüreğim. İşte o zaman su da üşür. Artar, büyür, yanardağ olur sevdam. Özlemlerimin sabrı köpürür. Ölüm tuzak kurmuş, sinsice pusuda beklerken; yaşam korkakça bir teslimiyeti yaşar. Ve ihanet damarlarda dolaşırken, Bizim Dicle'de utanır, kızarır ve üşür tüm sular. Fırat Malatya'yı yalarken, Malabadi gülmeyi utanç sayarken elbette Diyarbekir'de yeşil çimler üzerinde çiğ de, kırağı da üşür. Ben, sen, ve onlar... Özlemini çekerken dışımızdaki özlenmezlerin sevilerin her zerresi yüreklerde bilinmezliğin tutsaklığını yaşar. Cehalet sokaklarda, caddelerde külhanbeyliği yaparken; yalnız gökyüzünden değil elbet, yedi kat yerin dibinden filizlenmeli, boy vermeli delikanlılık. Utanmaz, arlanmaz ihanetlerin sırıtan suratında elbette tükürük de üşür. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#2 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Sürgün Öğrenci
Yaşıma göre biraz büyük düşünenlerdendim.Büyük düşünmenin başıma belalı işler açacağını nereden bilebilirdim ki… Lise ikideyken, okul idaresi tarafından “siyasi” diye nitelendirilen bir olaydan ötürü (Aşık İhsani’nin “Deha” türküsünü okul bahçesinde kasetten arkadaşlarıma dinletmek) “Diyarbakır ve çevresinde okuyamaz.” belgesiyle okulumdan uzaklaştırıldım. Epeyce zorlu bir uğraştan sonra, o zamanki hatırı sayılır dostlar sayesinde kazasız belasız Batman Lisesi’ne kayıt yaptırabildim.Okulların yaz tatiline girip kapanmasına bir ay gibi kısa bir süre kalmıştı ve ben tek dersten (Milli Güvenlik) bütünlemeye kalmıştım. İlçeme döndüğümde, ailemden hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Özellikle babam, avına saldıran bir aslan misali adeta kükreyerek: “Ulan sen kim, memleket meselelerini hal etmek kim? Kıçındaki yırtık doni da mi görmisen? Hele sen önce bizim karnımızi bir doyur da…”diye üzerime saldırdı. Ceviz ağacından yapılma süslü bir kürsümüz vardı. Kaptığı gibi savurdu üzerime. Ben neyse de; babam onun da canına okumuştu. Annem; kürsü darbesiyle yere yığılan oğlunu, yani beni yoklayacağına, önce koşup el yapımı süslü kürsüsünün parçalarını topladı. Sonra da babamın duyamayacağı alçak bir sesle kendi kendine söylendi: “Kısır ömür olasan hey! Hele bu güzelim kürsiye nasıl kıydi cani çıkasi.” Elbette kızıp, hayıflanıp üzülecek. Bundan daha doğal ne olabilir ki…Büyüklerimiz boşuna dememişler “mal canın yongası” diye. O büyük düşünme sevdam; sadece okuldan uzaklaştırılmam, oymalı cevizden yapılma kürsüyle darbeler yememle kalmadı, üstüne üstlük evden de kovdurdu beni. ”Gurbet ellere çalışmaya gidiyorum” deyip okuluma, yani Batman Lisesi’ne geri döndüm. Ne ev tutacak param, ne de kalacak bir yerim yurdum vardı.Tanıştığım arkadaşlarım, bir terzi hemşerim olduğunu söylediklerinde; neredeyse kanat takıp uçacak kadar sevinmiştim.Belki bir yararı dokunur umuduyla, tanışmak için terzi hemşerimin iş yerine gittik. Kendimi tanıttım.Başımdan geçenleri sıkılarak, utanarak kısaca anlattım.O da işini bırakıp can kulağıyla beni dinledi.Adı Nazım’dı.Güler yüzlü, sıcak kanlı, babacan bir kişiliği vardı.İyi niyetli ve yardımsever biri olduğu her halinden belliydi. “Üzülme sen hemşerim. “Her kışın bir baharı, her yokuşun da bir inişi vardır” derler. Seni buralarda aç, perişan ve sahipsiz komayız” dedi ve telefonun ahizesini kaldırıp tuşlara dokundu. Birkaç saniye sonra telefonun öbür ucundaki kişiyle başladı konuşmaya: “Merhaba ağabey! Ben Nazım.Sana, zor durumda olan öğrenci bir hemşerimizi gönderiyorum. Onu dinledikten sonra, gereken ne varsa yapacağına inanıyorum” dedi ve telefonu kapattı. Nazım ağabeyin telefonda konuştuğu kişi, bir okul müdürü olan ve aynı zamanda Batman’daki tek öğrenci yurdunun da müdürü olan Kazım Bey’di. Kazım Bey, terzi Nazım’ın ağabeyi idi. Yani, şansıma o da hemşeriydi. Yanıma, yeni tanıştığım aslen Adanalı olan ve babasının işi nedeniyle Batman’da ikamet eden arkadaşım İsmail’i alarak Kazım Bey’in yanına gittik. Kazım Bey, beni can kulağıyla dinledikten sonra, öğrenci yurdunda bana bir yer verdi. Öğrenci yurdunun tek işçisi olan “ Kilink Ahmet “ de çocukluk arkadaşım çıkmaz mı? Gel keyfim gel! Öğrenimimi devam ettirecek tüm ümitlerim, geleceğe dair hayallerim tükendi derken; hiç beklemediğim yaşam dolu bir ortamla karşılaşmıştım. Artık yeniden bir okulum, *******i rahat uyuyabileceğim temiz ve sıcacık bir yatağım ve beni en samimi duygularla kucaklayan candan arkadaşlarım vardı. Artık benim için yeni bir yaşam biçimi şekilleniyordu. Sorumluluklarım eskisine oranla artmış ve daha bir ciddiyet kazanmıştı. Bana güvenenleri zor durumda bırakacak tüm davranışlardan kaçınmalıydım. Henüz çocuk da sayılsam, bir yetişkin gibi davranabilmeyi, üstelik de “sürgün” bir çocuğun omuzlarındaki ağır sorumluluğun da bilinciyle, yaşamıma yeni ve zorunlu roller biçmek durumundaydım. Sınıf arkadaşlarımın yanı sıra, okulun diğer öğrencileri de “ sürgün öğrenci” yi görmek, onunla tanışmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Öğretmenlerimin de yaklaşımları daha farklı ve ciddiydi. Ne de olsa “sürgün bir öğrenci” idim. Sürgün olmanın, kişilere anlamlı görev ve sorumluluklar yüklediğini, “bilmiyorum” sözcüğünün kesinlikle kullanılmaması gerektiğini o ana kadar bilmiyordum. Bunları öğrendikten sonra, benim için zorunlu bir okuma ve kendini yenileme, geliştirme devri başladı. Gece gündüz demeden tüm boş zamanlarımı okumaya ayırdım. Okudukça aydınlandım, aydınlandıkça kişiliğim oturmaya başladı. Arkadaşlarımın vazgeçilmezleri arasında ilk sırayı almıştım. Deyim yerindeyse, terk edilmesi olanaksız bir tiryakilik oluşturmuştum arkadaşlarım arasında. Okul gereksinimlerim, yemeğim, harçlığım ve giysilerime kadar her şeyim okul arkadaşlarım tarafından karşılanıyordu. Öyle ki; harçlığımdan arta kalan paramın bir kısmını aileme bile gönderiyordum. Güya okulu bırakıp, gurbet ellere çalışmaya gitmişim ya; para göndermezsem, çalışmaya gittiğime kim inanırdı ki… İlkbaharın son ayı olan Mayıs’ı da kazasız belasız ve de firesiz atlatmıştım. Okul bahçesindeki akasya ağaçlarının o güzelim salkım çiçekleri, öğrencilerin başına konfetiler yağdırma işini bir sonraki bahara bırakmışlardı. İhata duvarının dibindeki otlar gideceğimi anlamışlar gibi sararmış ve o incecik boyunlarını umarsızca bükmüşlerdi. Uzuvlarından biri haline geldiğim arkadaşlarım, beni göndermemek için bin dereden su getiriyorlardı. Kimi kahvede, kimi lokantada, kimi de otellerde bana iş ayarladıklarını söyleyip, Ergani’ye gitmemi engellemeye çalışıyorlardı. Okul müdürüm, orada kalırsam bir sonraki eğitim öğretim yılında okulun kantinini bana vereceğine ilişkin garantiler veriyordu. O dönemin sosyal ve ekonomik koşullarında, reddedilmesi pek akıllıca sayılmayacak koşullar yaratmıştı dostlarım. Tüm bu güzelliklere rağmen bu nimetleri tepip, gizlice sevdiğim esmer muhacir kıza yakın olmayı tercih ettim. Ama siz merak edip “ Niye gizliden seviyordun? “ diye sorarsanız, elbette yanıtım hazırdır. Çünkü o dönemde aşk yasaktı. Çok önemli ülke sorunları çözüm beklerken, biz devrimci gençler zamanımızı aşkla, meşkle heba edemezdik! Diplomamı buruşmasın diye özenle iki çizgisiz kağıdın arasına yerleştirip, armağanlarımla birlikte boyası dökülmüş kel çantamın içine yine özenle yerleştirip Ergani’ ye döndüm. Hani ailem, okulu bırakıp çalışmaya gittiğimi sanıyordu ya; onları inandırmak için, arkadaşlarımın kendi harçlıklarından kısıp bana verdikleri harçlığı ben de olabildiğince boğazımdan kısıp babama verdim. Babam sevinçten dört köşe olmuş, bana iltifatlar yağdırıyordu: “ Aferin benim aslan oğluma! Okuyup da ne olacaktın sanki? Bak; gurbet sana ne çok yaramış. Gelişmiş, serpilmiş aslanlar gibi olmuşsun.“ Aslında çalışmaya gitmediğimi, okuluma devam ettiğimi, bin bir zorlukla lise diploması aldığımı ve o gencecik yüreğimin derinliklerinde daha ne aslanlar barındırdığımı bilse tepkisi nasıl olurdu acaba? Onu da, akıp giden zaman süreci içinde anlamam pek zor olmayacaktı.. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#3 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Şair *******
******* şair olmuş; şiirler yazmışlar, uyaklar dizmişler ayrılık üstüne. Karanlığın çirkefliğini, ışığın çalınmışlığını haykırmışlar. Çoban yıldızı, samanyolu, ve cümle yıldızlar, aydınlatamamışlar karanlığı. İlle de Güneş diye tutturmuş *******. Sokak lambalarına, ve süslü spotlara inat, direnişe geçmiş *******. ağlamak, sızlamak bize yakışmaz demişler. Yapay ışıkları devirip güneşe sevdalanmayı vazgeçilmez hak saymış *******. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#4 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Şiir Dediğin
Şiir dediğin coşmalı, coşturmalı. Nehir gibi yüreklere akmalı. Okuyanı ateşlerken, dinleyeni sönmemecesine yakmalı. Şiir dediğin okşamalı, öpmeli. Arı olup, her çiçekten bal toplamalı. Yarin dudaklarından hece hece, dize dize sevenine akmalı. Şiir dediğin cananda can olmalı. Gerekirse dağlarda tünel açmalı. Yiğitte çatal yürek, hasrette bir tutam kavuşma olmalı. Şiir dediğin kinden uzak durmalı. Kardeşliği öpüp, başa taç yapmalı. Sevmeli, sevdirmeli; yol olup uzakları yakın etmeli. Şiir dediğin şaire yurt olmalı. Gökte Dolunay, yerde Güneş olmalı. Yaşı tükenmiş kara gözlerde takat, ağlatanın yüzünde tokat olmalı. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#5 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Şimdi Zamanı Değil
Dayan! Dayan yüreğim dayan! Şimdi tekleyip yolda bırakmanın zamanı değil. Yürümediğin yol, aşmadığın dağ, geçmediğin handikap mı kaldı? Dayan! Dayan be yüreğim dayan! Şimdi zoru görüp 'eyvallah' demenin zamanı değil. Görmediğin ihanet, yemediğin darbe, yaşamadığın acı mı kaldı? Göz yaşına boğulmak yakışmaz. Şimdi nehir olup akmanın zamanı. Dayan! Dayan be çatal yürek dayan! Şimdi hayatı yeni baştan yaşamanın, gülün dikenine dokunmanın tam zamanı. Şimdi tüm ******* ablukada. Güneşin göz kırpmasına ne kaldı ki... Karanlığı sancıda bırakıp doğacak sabahları sahipsiz bırakmak olmaz şimdi. Haydi dayan! Dayan be yüreğim dayan! Şimdi sudan bahaneler ardına sığınıp yarı yolda koymanın zamanı değil. Şimdi dört bir yana haber salıp şaha kalkmanın zamanı. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#6 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Toprağı Avuçlar Gibi
Anka Kuşu olup Kaf Dağı'nı aşacak değilsin ya; masal prensesi olup kitaplara girecek değilsin ya... herhangi bir gün, yurdumun herhangi bir yerinde seni nasılsa bulacağım. Ellerimi uzatarak en narin yerinden tutacağım. Toprağı avuçlar gibi, bir gülü koklar gibi seni yüreğimin içine çekeceğim. Dağlarda fırtına, denizlerde kasırga olacak değilsin ya; gökyüzünde yıldız, yeryüzünde ölüm olacak değilsin ya; Herhangi bir gün, yurdumun herhangi bir yerinde; girilmemiş bir denizde, veya dokunulmamış bir çiçeğin özünde; kim bilir, belki de ihanetçi bir şehrin vuruşulan bir sokağında seni nasılsa bulacağım. Kayaları fırtınalar, kumları dalgalar nasıl aşındırıyorsa; ben de yalnızlığımı, inan ki öyle aşındıracağım. Ve inan bana, inan ki... Gökyüzüne tırmanmam gerekse de, kuşkun olmasın, tırmanacağım. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#7 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Toprağın Oğlu
Geliyor, canım ciğerim geliyor. Yuvasına, toprağına dönüyor Karları eritip sele dönüyor, Zemheride güller çiçekler açıp Toprağın oğlu Ahmet’im geliyor.. O bir mülteciydi, gitti dönüyor. Giderken sendelendi, yaralandı, Aç, susuz, ilaçsız, uykusuz kaldı, Dostu dost, düşmanı düşman belledi. Toprağın oğlu Ahmet’im geliyor. Londra’da Maraş dedi, Afşin dedi, Şimdi yanan yüreğim Sivas dedi, Otuz yedileri hep andı durdu, Yandı yandı ateşten küle döndü, Toprağın oğlu Ahmet’im geliyor. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#8 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Unutmayın
Karanlıktı her yer. Anlamını yitirmişti zaman kavramı. Gündüzler geceye, ******* gündüze karışmıştı. Yıldızlar gökyüzünden inip, gözlerimin içine yuvalanmışlardı sanki. Uğultular, iniltiler, beynimi kemiren zonklamalar... Ve çıktığım cennet yolculuğunda yoluma kurulan cehennemi tuzaklar. Soldan, sağdan aşağıdan ve yukarıdan, yüreğimin orta yerinde tepinen, cirit atan zebaniler... Tek gibi görünsem de, binlerce bedenin binlerce yüreğinin bileşimiydim aslında. Ve patlıyordum Çanakkale'de, İzmir'de, Emperyalist paylaşımcıların işgalci yüreklerinde. Bir yanım Urfa'da, Antep'te, bir yanım Edirne'de direnişte... Dinlenmek haram, uyumak ölümdü cephede. Nazlı yardan mektuptu, tepemizde vızıldayan kurşunlar. Yanıtsız bırakmak, okumadan ölmek yakışmazdı. Kitaplar dolusu yanıttı, her hecesi bir sevdaydı, Yunus'tu, Pir Sultan'dı. Karacaoğlan'dı, Mem'di işgalcilere ay ışığında okuduğumuz. Şimdi yaşıyorsak Erzurum'da, Kars'ta, nefes alıyorsak Çanakkale'de, İzmir'de, kulaç atıyorsak Akdeniz'de, Van'da, unutmayınız ki... Sırt sırta kenetlendiğimizdendir cephede. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#9 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Uslanmaz Bu Yürek
Bir avuç sevgi, bir yudum gülümsemeydi. Gözlerde ışıltı, yürekte sönmeyen umuttu. Arzuhalim; merhamet değildi elbet. Uzanan dost ellere, sevgiyle açılan yüreğe, reva değildi bu aşılmaz labirent. sevdamın tepesinde bir kara bulut, kuşanmış yıdırımlarıyla döner durur uygar bir felaket. Ha koptu, Ha kopacak kıyamet. Oyyy, uğruna cennetten geçtiğim, canım, ciğerim sevdiceğim! Diyarbakır unutmadı seni. Yolunu gözler, durur dönmeni bekler Dağkapı. Oyyy, gözünün karasını sevdiğim! Ege'de sahiller tanık, Kumlar isyanda Marmara'da. Ve bir avuç sevgi, bir yudum gülümseme, Binlerce yıldır sallanmakta beşikte. Tarihsel sevdam büyürken, ihanetler giderek küçülmekte. küçülüp gidenler barut, kalanlar sanki kurşun yürekte. Tanık kumsalın bir yerinde cılız bir dalga ulumakta. Ve kara gözünü sevdiğim, en karasından sevdam kanamakta. Oyyy, kadasını öpüp başıma koyduğum! Yoluna nice Keremler verdiğim! Canım yanar, can içinde yüreğim kanar. Havar, havar, can havar! Özledikçe yanar, sevdikçe kanar, kanadıkça azar. uslanmak nedir bilmez bu yürek. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() |
#10 |
Uzman ®
![]() Üyelik Tarihi: Jun 2007
Konum: Cezaevi ¿
Mesajlar: 2,547
Teşekkür Etme: 16 Thanked 27 Times in 23 Posts
Üye No: 43364
İtibar Gücü: 1871
Rep Puanı : 3450
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Uyut Beni
(Şarkı sözüdür.) Anlat anlat masal anlat, Gözlerimi bağla benim. Gündüz yetmez, gece de sat, Yüreğimi dağla benim. Ağır-laştır, derin-leştir Nasılsa yalan be-leştir. Bir gerçeğe bin yalan kat, Anlat anlat, uyut beni. Yarınlara zoru dayat, Haydi gözüm, erit beni. Ağır-laştır, derin-leştir, Nasılsa yalan be-leştir. Yalan dolan masal anlat, Haydi yavrum uyut beni. Maval oku, hayal yarat, Kaf Dağı'ndan aşır beni. Ağır-laştır, derin-leştir, Nasılsa yalan be-leştir. Bulutlardan yorgan yarat, Mışıl mışıl uyut beni. Umuduma gözyaşı kat, Yürek coşar, taşır beni. Ağır-laştır, derin-leştir, Nasılsa yalan be-leştir. Resul Üstün
__________________
'' Efsaneler Olmez , Shekil Degistirir ''
|
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|