![]() |
![]() |
#151 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Ölüler Duymaz Öldüğünü
Bir kahve köşesinde başlar vurdum duymazlık Nedenli kayıtsız kalabilir insan, güvercinlerin vurulmasına Şimdi köşe başlarını tutmuş eşkıyalar Henüz branşından emekli olmamış bir seri katil Gün avuçlarına her tip insanı koymuşta bir başına Mezuniyet balosuna gelen olmamış ormanda yolunu kaybetmiş bir ayının Gecenin geç saatlerinde ayrılmış bir başına cesetler mezarlarından Peşinde mezar taşları kalkıp geliyor Konaklayıp hamlesiz insanın duraklarına Vurdum duymazlığı vuruyor, uzun namlulu tüfekleriyle gelen avcılar Uzun cümleler düşüyor mezar taşlarının üstüne İnzivaya çekilmiş sancılara hamak oluyor bedenim, Ölüler duymaz öldüğünü, Şimdi bir akşam yalnızlığını indirir, gökten yıldızlar Bir ben mi kaldım şehrin içindeki mezarlıklarda Son güvercinde uçup gitti, insanın kerbelasından Bir çuval fotoğraftan başka bir şey yok tu kalan elimizde O şiddetli fırtınalar, yıldırımlar birde baklagillerden tufanda kalan Sefil bir hayatın eteklerine sığınıyoruz. Hepsi bu kadar demek zor geliyor, ölüler duymaz öldüğünü Kalkın dağ başlarına yıkın ne varsa sırtınızdaki çuvalda Ne olacak domates, hıyar, patlıcan birde mangal üstü kuş başı İnandık inanmasına ya, neye nasıl inandık önemli olan bu Ayağımızın altında, bir tabureyle alınan hayat gerçek mi? Şimdi şehrin ıssız köşelerinde parkalı adamların yerine talip değil mi tinerci çocuklar, namluların ucunu sakladığımız parkalarda yok artık Boşuna mı taşıdık bunca yıl miting meydanlarına kavgayı Bir dostun acı kahvesi bile yok, ne misafir, ne de sefir Ansiklopedik kayıtlarda adına rastlanmadı, yalnız yaşayan kurtların Bir efsanedir, dağ başlarına yaktığımız Kızılderili ateşi Duman, barut kokusuydu onlar, şimdikiler kokoreç Fındık zade’de bir evin üçüncü katını mesken tutmuştuk bir zaman Peşimizde bir ayağı topal, bir kolu çolak adalet Ne zor şartlarda kaçmıştık, ateş çemberlerinden Kaçma gel diye davetiye bile çıkartmışlardı ardımdan, Ölünceye dek, yüzünü görmek istemediğim, bir garip adamlar Aç köpekler gibi çullanmışlardı üstümüze hani Neyse, orası sirkecide tren istasyonunun karşısında bir yerde kaldı Şimdi bile geçerken tüylerim diken,diken, ayağımın yerden kesildiği yer Yanımda hanım ve henüz hiçbir şeyden habersiz oğlum Bak işte oğlum, burası bir zamanlar canilerin cirit attığı yerdi Burada bağladılar, ellerimizi, ayaklarımızı ve maske taktılar suratımıza Zannedersem iğrenç suratlarını görmememiz için olsa gerek Ocak, şubat, mart üç ay takıldık burada yıl 81 Kaydımız silindi normal hayat şartlarından, hayvanlar listesine alındık Engerek yılanlarıyla biz, ilk kez burada tanıştık Sonrası malum, şiir dolu bir hayata başladık Şair olmak için ille de buralardan geçmek mi gerekmiş Tabanlara kuvvet kaçtığımız caddeleri şimdi bir ringin dürbün deliklerinden seyretmekte varmış meğer Adını sıkça duyduğumuz sağmalcıları, görmekte varmış meğer Hep gazetelerde okurduk mahkum haberlerini ya Bir zaman yaşamak ta varmış Ah İstanbul ah ne daracıkmışsın, ne çabukta anladılar seni sevdiğimizi Uzaklaştırdılar senden, içinden ben olan tüm elbiseleri Şimdi haliçten yukarı çıkarken taksime, bir hoş oluyor insan Ah ulan diyorsun şu asfalt yolların dili olsa da konuşsa Şimdi konuşmuyor gökyüzü, ölüler duymaz öldüğünü Her mevsim bir göçtür saçlarımızda dalgalanan Kalkıp gidiyoruz içinde bulunduğumuz şartlardan Yılanlar koyunda mendilim kaldı, Boncuk parasından biriktirdiğim KEFENİM KALDI Şimdi kelebeklerin adresini inşa ediyoruz yeniden yüreklere Eksik kalan türküleri tamamlamaya gidiyoruz Şeyh Adil’e Şeyh Adil’ şehrin aşağı tarafında bir mezarlık Belki bir mezar taşından bulunur ismi Yıllar önce buraya bıraktığımız dost insanın. Neyse satırlara dönelim, insanın kerbelasından Bir ömrü yıktığımız yer, yine ezanların okunduğu yer değil mi? Mavzer sırtıma yük, artık şiirle ulaşacağım insanın meçhulüne Kudüs, Mekke yakın elbet her dem insana, Kevser susuzluğu bizim ki Öylesine susamışız ki, o’nun ayağının bastığın her yere Alfabeden çıkarsalar da o ‘mağarada iki dost’ kim tutabilir onları, aşk olsun Her dem Hamza olmak tır elbet genç ömrümüz Elbet madalya vermezler bize böyle şiirler yazmaktan Nobel barış ödülüne de aday göstermezler Zaten ilkokul kitapları belli, çocuklar anlamaz bu dilden Ya bazıları çıkıp, derse; -yani böyle mi olur şiir Hani on sekizinde delikanlı, hani nerde kahraman aşık Hangi liseli kız şiire aday, Ulan böyle mi olacaktı, kardelenlerin usta şiirlere düşmesi Böyle mi anlatılacaktı sevdalıların hikayesi Hani bir horoz ötümüne kadar dinleyecekti çocuklar Dedem bile uyuyakaldı, çıktı bir çekyatın üstüne Sahi eskilerden kim kaldı, kaval çalmasını iyi bilen Aman be usta boş ver, bir garip dünyadır işte gelip geçer Kimi uyur gezer, kimi gezer uyur, kimi ayakta uyur, Kimi yorgan, yastıkta bulamaz bir kaldırıma koyar başını,öyle uyur Say ki umutsuzluk diye bir şey tanımamışızdır Yalnız bize durak olmuştur, yeşil vadilerden kopup gelen fesleğen Dört yanım sarılı, kurşun yarası şimdi zulam Ferman,nasipsizliğe açılan pencerelerde gizli kalsın Ay’a bakma aşar gider, kızlar Maraş’a gider Toros’ lardan aşağı aşar, gider kara tren,kırk tren kalkar gider,bekler kırk tren Bir sis çöker dağların yücelerine, dada loğlu çıkar gelir bir gün Kör oğlu’na dar gelir dağlar, hey bire dumanlı dağlar,başı pare,pare dumanlı dağlar Bir gün bir trendeyiz yolumuz Adana, geçtik gittik upuzun yollardan Düşen olmadı çok şükür peşimize ahtapot suratlılardan Artık bir mehter-han mı tutsak acaba ne yapsak Adını bile zor hatırladığımız dostlar çıkar gelirler mi akasyalar açarken Son bulutta,son yağmur tanesi yere inmeden Upuzun dallarını yere öptüren, ağaçlarda misafir kuşlar Sabah geç gelen servis otobüsüne binen,telaşlı yolcuların isyanı Bir karmaşa, sirkeci tren garında, banliyö trenleri hırsız kaynıyor, yada kapkaç cı Dünya dönen bir çark, çarklarını park etmiş gül dalına Bir gelin gelmiş,gülü koparmış dalından Eline batmış dikeni, dalgalarda nasibini bulamayan bir balıkçı Ağlarına takılan birkaç balığı da atmış sulara, dönmüş gelmiş sahile Yahu bu ne biçim muammalı şehir, bu nasıl inziva Bir yanda tepinir Beyoğlu, bir yanda ağlar zincirli kuyu Ölü bile duymaz bu şehirde öldüğünü Kaybolur gidersin inceden, akşam hüzünlere duraktır Emirgan Üstelik birde yorgun trafik, ekle üstüne darbukanın Arap atların terkine bindirdik çocukları İnşallah ıslatmazlar bu gece yatakları Yere iyice serin çulları Çekin üstünüze yorganları Üşümeyin! Kar taneleri yalnız iner yeryüzüne Ve uzun süreli kalmaz yıldızları Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#152 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Önce mavilerini vurdular kentin
Önce mavilerini vurdular kentin, Gecenin soluklarına yığıldı yangın soluklarımız, Eski bir çerçevede poz vermekten öte gitmedi dostlar, Yalnız martılar şahitti parmak uçlarımızdaki yıldırımlara Bir ölünün karnında geçirdik bulutlardan uzaklığımızı, Ne değişti bunca yıl Akşamcı olmayan kuşlar mı çoğaldı gökyüzünde, Durgun bir göl oldu yalnızlığımız, Beyaz rengini döktü saçlarımıza kefen, Geç kalmış sevgilerle Yüreği ağzında koşan bir çocuk zaman Portakal bahçelerine mi düşürdü utancını güneş, Dağlar ustura ağzında kesilirken Süte kesmiş memelerden kan damlar insanın diyarına Bir cenazenin geç kalmış sahiplerini vurmadan haydutlar Hangi mevsime transfer oluruz asude bir ömürden, Hangi çiçeğe iltica diye sığınırız hüzünleri eskitirken Ağaçlar köklerini iyice derinlere salarken Yazıları silinmiş mezar taşları tüm kuşlarını, Üstümüze dökerken. Fırat hız bulup yüreğimizde akarken, Dicle bir figan edip ardımızdan gelirken Şimdi aklımı alıp deliler kuyusundan Yıldızlara çıkıp oturmazmıyım. Merhaba deyip güne totemlere kafa tutmazmıyım Tüm putları kırıp İbrahim adına, Kendimi ateşe atmazmıyım. Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#153 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Örümcekler yuva yapmayı unutmuşlardı mağara önlerinde
Örümcekler yuva yapmayı unutmuşlardı mağara önlerinde. Uzaklaşıyoruz insanın kıyısından Fil ordusu yürürken damarlarından Medine rüzgârlarının üşüdüğünü hissediyorum Ve örümceklerin yuva yapmayı unuttuğunu Mağara önlerinde, Yaşlı gözleri bir ürpertiydi oysa filin Bir kibrit kutusunda, Zaten çakıl taşları üzerinde oturup Helva yemeyi bırakmıştı çoktan firavun Cehennem bulutlarını Kentin üstüne miski amber diye çekmişlerdi hani Bir düşe yaslanmışlardı Silikon memeleri sarkık yataklarında eksilen kuşların Saraylarında eşekleriyle birlikte ölü bulunmuşlardı Yanardağın üzerlerini Bir anda örttüğü koca sapıklar şehrinde. Şimdi kavganın öznesi benim, Kumrular çekilsin akşamın efkârından Bir gün tersine de akar ya Sabahın sığınaklarını yüzünde arayan Sakarya Yorgun günün mahpuslarını kıralım İhtilalleri tutup yakasından, Son tebessüm dudaklarımızdan donmadan. Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#154 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Peynirden Bir Şehir Yaptım Farelere
Bundan böyle iyilik etmicem insanlara Türküde söylemicem çiçeklere Güvercinlere küstüm Et vermicem kedilere Hiç sevmedim besteyi Tavşan dişli emineyi Arap kadriyeyide sevmedim hiç RE ‘ leri söylemeyen meleği Hiç sevmedim emeli Japon tipli haceri Elma yanaklı çiğdemi Mızıkçılık yapan özlemi Bundan böyle iyilik etmicem insanlara Kanatlarını kıracağım şu ukala kelebeğin Ve ağzına biber süreceğim Şu vıraklayan kurbağanın Hiç sevmedim elifi Çıt kırıldım ayferi Sümüklü ferideyide sevmedim hiç Ve şu asık suratlı müjdeyi Bundan böyle iyilik etmicem insanlara Bir Pazar yeri kuracağım bitlere,pirelere PEYNİRDEN BİR ŞEHİR YAPTIM FARELERE Kasap dükkanları açacağım kedilere, köpeklere Apartman yaptırıp bütün gorillere Aynı apartmanda misafir edip filleri Uçaklara bindireceğim geyikleri Asfalttan bir yol yaptırıp zürafalara Maymunlara ayıracağım üstgeçitleri Modern metrolara köstebekleri yerleştirip Boğaz köprüsü yaptıracağım, tavuklara Galata kulesini horozlara verip Mercedeslere bindireceğim tüm ördekleri Bundan böyle yılanlar binecek vapurlara Banliyölere ayılar Sınıfta kalsın artık bütün çocuklar Adını söylemeyi unutsun karanlıkta uyuyan bir baykuş Kuduz aşısı yapılsın çakallara Çöplüklerden bir yer açtım kara sineklere Aç kalmasın artık PEYNİRDEN BİR ŞEHİR YAPTIM FARELERE Yüzümü işgal etmesin diye asık suratlı kızlar Tüm dünyayı da onlara bıraktım artık ben Ve ben çıkmaya hazırım muhteşem yolculuğa Ey suratsız insanlar! Güneşi ayı yıldızları da size bıraktım Mavi bir gül taktım saçlarıma Kimsenin olmadığı bir diyara gidiyorum Eşsiz ve de dostsuz gidiyorum Biletsiz ve de pasaportsuz gidiyorum İnsanın insana dost olmadığı her diyarda Saklasın başını etek altında hıyarlar Domatesler daha da kızarsın utancından Farkınız mı kaldı kapkara patlıcandan Fasulyeden, pirinçten, mercimekten Ben ki düştüm karanlığa Eylül dolusu takvimlerden İşte bu yüzden hiç sevmedim insanları Çocukları sevmedim Öğretilmemiş gayesi yaşamanın Bir karganın peşinden koşturulan Amaçların, Körlere bir hayat çizerken, Fotel şapkalı uşaklar Güneşli günler yasak edilirken bize Bırak saçlarını dağıtsın Küçük bir kız salıngaçlara Biz bedir akşamlarına yolcuyuz sevdiğim Dağ aralarında dinlensin Muzdarip yolculuğu sevgililerin Taşımazsa taşımasın yükümüzü gün Ey rüzgar uğulda kulaklarına sağırların Tenimin rengine tekrar siyahlar düşmeden Her mevsimi dağlarda erit ey firari aşkım Şifresi bozulsun oyuncak bebeklerin Güneşe merhaba desin saçlarına ay ışığı ören bir genç kız Ve hubeybi aşklara Yasak çizmeden güz çizmeleri Sağır kaldırımlar çatırdamalı Ayak seslerimizle, Sadece hırsızların yeri olmamalı karakollar Bir dişimiz kırılmalı Yahut burnu kanamalı birimizin Sürgüne gitmeli bir memur En ücra köşesine yurdumun Dört duvar arasında karnı yarılmalı düşlerin Ve darağaçları kurulmalı bizim için Elini kırmalı marangoz Çivi çakarken tahtasına tabutumuzun Yumruklar sıkılmalı Oyun oynamayı bırakmalı parklarda çocuklar Leş kargaları ürkmeli Sesimizin madeninden Sıcacık kanım ıslatmalı her sayfasını neşriyatların Güneşi fotoğraflamalı namlular her kuytu karanlığa Çekilsin yolumdan mercimek başlı insanlar Ben yıldızların saçlarını örmeye gidiyorum Aynaları kırdım, çıktım ağır esneyen ölülerden Sehpaların ilk durağı HUBEYB’E gidiyorum. Parke taşlarından sıyrılsın artık akıl Emrolunduğun gibi yaşa ey Müslüman Artık avutmuyor bizi Sakarya türkülerini dinlemek Dedemin kahramanlık türküleride avutmuyor bizi Alfabelerde beni bulamıyor Kara önlükler giydirilen bir çocuk Rüyaları üşütüyor İtalyan yakalı bir zat İsviçre’den sipariş edilen, Elbiselerde ben yokum Avrupa’nın zaferi Podyumlarda gerdan kıran bir Türk güzeli Atımızın nalını öpen krallar Şimdi utansın Bizde de krallar çıktı öp demeden Ayak öpen Ah ey firari aşkım, Ne günlere kaldık Karanfillerin kokusu da değişti Görücüye çıkarılmaktan her gün Fesleğen açmaz oldu belki dağlarda İnlerine döndü ayılar Yaşasın ortalık yerde yok En azından gün ışığında yarasalar Hutbelerden güneş düşmeyeli yıllar oldu Tavus kuşu, sincap bir ev tuttu Üsküdar’da kiralık Birileri sofrasında fazladan olsun diye bir şeyler Bilmediği şeyleri pazarladı Sahi hangi pazardı bellisiz oldu İşte bu yüzden hiç sevmedim insanları Ne kadarda deve kuşları Ah bir bilebilseniz. 9 mart kirazlı-İstanbul pencerenin önündeyim dışarıda kar yağıyor kar topu oynuyor çocuklar Vesselam böyle işte Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#155 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Rüyalarımda çekilen cinayet fotoğraflarını sergilemek istiyorum,
Artık beni avutmadığı gibi kargaların türküsü Pek kimseyi de avuttuğunu zannetmiyorum, Uygarlık adına sevinçlerimiz ertelenmiştir caddelerde, Denizin yakamozlarını veren ışık körelmiştir artık, Artık imdatları bırakıp kaçıp giden deli taylara, Rüyalarımda çekilen cinayet fotoğraflarını sergilemek istiyorum, Seni ve beni anlayamadığımız martılarla vurdular, Yoksa kim nereden bilecekti eşkıya hallerini yüreğimin, Ağzımın çukur haritasında dolaşan kervanlarda kılavuz değildi, Körlerin gözünden kargaları kaçıran sapan taşında ki taş. Korkmadık gökyüzünün yüreğimize kırlangıçlar uçurmasından, Ay bizim için yarıldı ikiye, ve güneş yapıştırıldı geceye, Adım serviler içinde taşlara yazılmak istendi bir zaman, Bir çömez oğlan peydahladı eylül, insan tarlasına düştü Zulmün radarlarına yakalandı gökyüzüne saldığımız kuşlar, Vuruldu dolunay kervanımız, kurudu ırmaklar, bir gözyaşı pınarında, Hüseyin yüreğimize, Kerbela oldu kabil soylu haydutlar Ah bir bilseniz hayattan azade, ne çok öldüğümü duvar diplerinde, Alaca bir karanlık içinde gezinen ürkek bir ceylan iken yüreğim, Mavi bir denize açılan beyaz yelkenliler geçer gözlerimden, Sevdiğim kız gelir aklıma, el sallar her gece penceresinden, Bahar devrilir, güz geçer sağanaklarıyla, fırtınalı günlerin tadilatı başlar içimde, Bir yama daha ekleriz çaresizlik üniformasına, biraz daha sıkarız maviyi dişlerimizde, Hüznü kundaklayan elleri çıkarırız, herkes sahiplenirken kendi ölülerine, Ölüm bir çocuk küskünlüğünde çeker toprağa henüz ulaşmamış filizlerini, Asude bir bahar bekliyoruz, oyuncaklarını kaybetmiş bir çocuğun gözlerinde, Saçlarıma dolaşan beyaz bulutlarda, zaman ölümü aşılar yüreğime, Bir çift güvercin havalanır yüreğimden, uzar mavi türkülerin boyu, Yalnızlık kurdelası takılır yakamıza, gökyüzüne paketlenir ölümcül kuşlar, Ağlamayı unutmuş yağmurlar dökülür gecenin en kirli mavisine, Turnalar bir göç mevsimine cemre düşer, ağlamayı unutmuş yağmurlardan sonra, Karanlığın artçıları çekilir servilerden, cam kırığı bir ay ıslatır suları, Yorgun adamlar dökülür, teneke günlüğü kentin hırgürlerinden evlerine, Kör bir usturayla tıraş edilir sohbet, evvel zaman içinde, develer adam içinde, Hantal gecenin faturası kesilir kargalara, kumpas altına alınır bir dervişin sakalı, Ve ellerimizden uçup gider, kafasını koparıp attığımız o minik serçeler… Rüyalarımda çekilen cinayet fotoğraflarını çizmek istiyorum tuvale, Bir balığın akvaryumda nasıl çıldırdığını, bir çığlığın korku dolu yılanlarını, ve bir akşamın beklenen yağmurlarını yağmadığını, bir çobanın yıldızlara çıktığını, Mercimek tanesinde beyinlerini arayan başsız, başsız insanları, Israrla adını taşlara yazmak isteyen deli dalgaları, Rüyalarımda gördüğüm cinayet fotoğraflarını, ÇİZMEK İSTİYORUM TUVALE… 17 EYLÜL İSTANBUL………………………………………………GECE SAAT:00,48 BİTİŞ… Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#156 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Sadom ve gamora değil elbet bırakıp gideceğim kent,
Sadom ve gamora değil elbet bırakıp gideceğim kent, Birazdan kalkıp gideceğim, Ufak adımlarla, topal adımlarla, Sadom ve gamora değil elbet bırakıp gideceğim kent, Yinede geriye dönüp bakmaya cesaretim yok.. Gitmem lazım, Ceketimin yakasında oturmuş haydutlar, Adım attığımız yer balistik raporlara düşüyor, Kendi gölgemden korkuyorum aynasız caddelerde, Özgürlüğü sevdikçe, Göçmen kuşlar adres arıyor içimde, Issız bir kasabadan Geçiyorum, Erken düşmüş dağlara kar Uzaklaştıkça kentten İçimde mavi örgülü şiir besteliyor tren rayları Kompartımanda oturup etrafa bakıyorum, Kaybolacak dalıp gidecek bir yerler arıyorum Kendi korkularımı iflas ettirecek bir şeyler, Zaman korkularımı haklı çıkarıyor, Cellatlar sofrasında üç ay sorgu, Gerçek çekilen bir film gibi, Başrollerde; Ayılar, Figüranlar; Yılanlar, akrepler, Derken misafirperverliğini kabul etmek zorunda kaldığımız Domuzlar çiftliğine seyahat, kafa, kol, bacak kırmak serbest, Pis kokularından uzaklaşamıyoruz, Fareli yemekler ikram ediyorlar, ve taş toprak karışıyor şarküteriye, Misafirhanede ne kadar kalacağımıza karar veriyor, Selimiye’de ikamet eden bir sanal tanrı, Etrafımda putperestler, benden başka bir yerleri kaşınan yok,. İyi bir çocuğa benzetiliyorum,,,sürekli misafir kimliğiyle dönüş, Şehrin ışıklarını görüyoruz bir kartal tepesinden, İnsanların vurdum duymazlığına park ettiğimiz ömür, Hiç kimseyi ilgilendirmiyor, Taki Fırat Kerbela akana dek, taki dicleyi haydutlar sarana dek Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#157 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Sefiller
Bu kez Victor Hugo değil Bu bizim sefiller, Elleri bağlı, gözleri bağlı, yıldızları sökmüşler gökyüzünden, altından adamlar tutsak, öbür taraf pas, bir sahil kıyısı dinlentilerine durak, elinde fırça, tuval, asılan adamlar resmini çizmeyi unutmuş, bir yüzü timsah derisinden daha kalın, öbür yüzü sam amcanın bahçesinde armut dişler, her sabah vakti bizim oralarda eşekler kişner, ayır sapı samanı, radyolarda uzun eşek yarışması, altı taksim, üstü şişhane, üstü virane, Al Eyfel kulesi senin olsun gergedan suratlı adam. Önüm, arkam, sağım, solum, sobe Tutup ayaklarımdan çekti körebe, Merhaba taş medrese, Merhaba yusufiye Yahu azıcık teşekkür mü etseydim acaba bu adamlara, Şiirin her mısrasına giriyorlar bir yerlerden, Damdan düşer gibi düşüyorlar her taraftan, Geriye kalan, adı eşkali belirlenmiş, bir orman yangınından, Dokuz şafakta, dokuz el, rüyalarımızı bile bozan, Artık gül açan bahçelerde oturmuyoruz Mavileri silineli çok oldu bakır renkli gökyüzünün, Bir fotoğraftan geriye kalan Siyah beyaz anılar, Vay şimşek başlı tutsaklık, Vay ejderha suratlı gün, Nasılda can düştünüz günümüzden, Ellerimizde güneş taşımanın yorgunlukları Tecelli erken baharlarda açan kabir çiçekleri, Bir deste al, kokla, dokuz adam çıkar gökyüzüne, Merhaba der sana kayıp giden bir yıldızın anısından, Ve evimizin arka penceresinden, Bir yusufçuk havalanır, Gökyüzüne vurduğu kanat darbelerinde, Uhdemize düşen Sahipsizlik kervanında yürümek Öteler kapalı park yeri yok, Kalplerde boşaltılmış kırk bahar yağmurlarından Ve acıların logaritmasından çıkan, Kimsesizlik, Vay benim anam, babam Vay kimsesizliğin coğrafyasını nasırlı avuçlarıma çizen şecerem.. Kudüs vuruldu, Gün katil adamlar doğurdu, Ay ikiye yarıldı bir zaman Tur dağında vuruldu sevdam, Bu kez geçemedik, kızıl denizi, Bir dalga kıran oldu yüreğimiz cehillere Acılar denizinde, Her gün egale olur Yeryüzü cehenneminde Bazen bir eylül ikliminden dökülür mavi gözlü çocukların baharlarına Bazen bir Yahudi katilin katliamından dökülür. Filistinli çocukların yüzüne.. Onlar vurur tempo ile, birileri düşünür, Kına yaksak mı, Be hey ahmaklar.. Ananızın köyde oturan inekleri yok mu,…..! Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#158 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Selam kızıl şafakta açan gül
Karanlık içinde saklar, Korkudan adamları, Zulüm görücüye çıkarır Ölü olmayan tabutları Ah kim bekler sabahı, Bu insafsız uykularda Baştan sona buruştur at, Aşk olmayan rüzgârları. Büyür uçurum Gecenin kıyısında, Mavi gök çatırdar, Çikletten çıkar çocuklar Ellerinde sapanlar Tankları vururlar Acemi bir bahara ertelenir, Ay ışığında kavgalar. Hava soğuk, Nolur, Nolmaz deyip Kalınca giyeriz üstümüze paltoları, Kış gelecek ya, Hazırlıksız yakalanmayalım, Karlar yağacak, Yada beyaz bir yılan Ağularını dökecek Öfkelerimiz üstüne Bir sığırcık düşecek, Adım atmayı unutacak güvercin, Martılar kurban verecek Denize çığlıklarını, İnsan, Gölgeye düşen yakamoz. İnsan, Süt emziren ana. İnsan, Ateşten ve sudan. Şimdi zamanın akrebi düşmüş mürekkebe, Mürebbibim Allah Başımın üstünde servi gölgesi Selam darağacı, Selam kızıl şafakta açan gül. Vakit eylül Kulaklarım çınlıyor Göğsümde açan kiraz ağaçları şahit Sükûta makber Üşüyen kelimeler anlatacak Ayaklarımıza bağlanan ölüleri. Herkes suçlu Şehir muzdarip aşkların leylası. Boğulmuş bir gökyüzü çıkarıyorum Kimliksiz aşkların heyulası. Ya iblisi kovacağım esmer günlerin yalnızlığından Ya gemileri çakacağım intihar yüklü bulutlara. Bir avuç çığlık sürüyorum şimdi namluların karnına, Ah ben öldüm, Ölü dağlara gömülen bedenimle Başımı kaldırsam gökyüzüne binlerce anka, İnzivaya çekilmiş umutlar kırk katırlık yolda Yer susmaya mezarlık, Rüya martılar kenti, tufan Kıyametler koparan adam, Boşalt tüfekleri şiirin vitrinine Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#159 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Sembol şiirlerle çatabiliyoruz statükoya
GÜNEŞ BİR YÜZÜM, AY BİR YÜZUM Yüküm ağır şafaklara taşıyamam, yorgun gözlerimde sen varsın Hangi cinnetten hüküm giydim geceye, sırrını çözemiyorum Uzaklara sürgün resmi bir kulağı eksik şarkıların, Eksik yaşadığımız notalarında Ritim yok, baştanbaşa bozuk solfej Çarpar birdenbire, ahengin kıyılarına mahmur besteler Bir bütün şarkıda ciltliyoruz hayatı eksik fasiküllerinden Mezuniyet diploması belki firari bir türkü Şafağın mı karnı yarıldı gördüğüm rüyalardan Yağız atlar mı yıkıldı yangın soluklarıma Bütün özlemlerin son durağında kendi idamlarını Bir radyodan öğrenmiş Halil ve Selçuk Yıkılasın buca, Sembol şiirlerle çatabiliyoruz statükoya Avluda silah çattılar, avluda adam astılar Bir sigara yak dostum, savur dumanını taşlara Şehrin varoşlarında bir adam yürüyordu, öfkeden küfürler yağdırıyordu Bir tekme attı yerdeki boş kutulara, hıncını alamadı Yürüdü caddeleri sabaha dek, sabah ilk otobüsle ayrıldı şehirden Gözlerindeki yaşı gizlemedi Eşkıya’dan savunma sorulmadı Gölgeler düşmedi yakamızdan, uykularımızı bastı cellatlar Bir katliama seyirci kaldık, Kanımızı içen vampir dinlenirken bir deniz kenarında Bizlerde oturduk evlerin içine, şurdan, buradan konuşur olduk Artık ne dağ başlarında firari, ne at üstünde süvari Kar mı kalırmış herkesin yaptığı yanına Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() |
#160 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Sen yoksun biraz değişiklik olsun hepsi bu
Tahammülüm çatladı, bakamıyorum baruttan yapılmış aynalara Yüzümde köktenci bir ateş, şehrin yamukluklarından Uzaklardasın gül destem çok uzaklardasın, Ne ben sana gelebiliyorum, ne sana gel diyebiliyorum Yıldızlardan bir motif çiziyorum sensizliğe Gecenin geç saatleri yumrukluyor kapımı Alıp gidemiyorum başımı arı kovanından Kalkıp mavilerini silmek geliyor içimden gökyüzünün Martılar uçmasın, dalgalar kıyılara vursun istemiyorum Çocuklarda gülmeyi unutsun ilkokul kitaplarında Kediler miyavlamayı, köpekler havlamayı unutsun Dağ başları duman olsun bir zaman, şehre insin puslu hava Allak bullak olsun trafik, radyolar sussun, televizyonlar çalışmasın Bitler pireler çıksın ortalığa, şöyle bir çifte telli çalsın oynasın Çakallar tilkiler uyuz olsun kaşınsın, berberde sıra bulamasın keçiler Hamama gitsin horozlar, tavuklar bir ince ara fasıl geçsinler, Uzun, uzun kavaklar, atçıda yeşil yapraklar, deyip Yumurtlamayı bıraksınlar örneğin İnekler süt vermesin, şehrin ortasında oynasın ayılar Biraz değişiklik olsun sadece, sen yoksun diye, hepsi bu Kedilerle köpekler arkadaş olsun bir çay bahçesinde Akvaryumda kaçsın tüm balıklar, beyaz olsun kargalar Dişlerini fırçalamayı unutsun yaşlı bir fil Ve evinde otursun güvercinler yem yemesin azıcık Pişli oynasın kurbağalar, kaplumbağalarla bir kahvede Olimpik tesislerde antrenman yapsın karıncalar Yüz metre yarışına katılsın tavşanlar Gelmezse, gelmesin seyirciler ne var sanki bunda Say ki sen yoksun, burada değilsin, uzaklardasın Biraz değişiklik olsun sadece, sen yoksun diye, hepsi bu Mesela ineklik etmeyip taksi tutsun eşekler Gergedanlar yürüsün istiklal caddesinde İstanbul’a gelsin koca bulamayan kızlar Evde kalsın hıyarlar, ninemin turşuları, eski sandukaları Elektirigi kesilsin tarla başının halicin suları Basmalı fistan giymesin, sulu kulede çingene kızlar Biraz daha hızlı adımlarla yürüsün mehter an Yeni cami önünde dilenmeyi bıraksın dilenciler Oltacıların oltasına eski ayakkabı, falan takılsın Kafasına kaldıran şöyle bir etrafa baksın İstanbul kalkmışta uçup gidiyor yerinden Peşine düşmüş bir adam tahtalı köyden bir adam uçmuş Üsküdar’a galata kulesinden arabalara dikkat et yavrum okula giderken Uzaklardasın gül destem çok uzaklardasın Ne ben sana gelebiliyorum, ne sana gel diyebiliyorum Sen yoksun, ortalık yerde, sahi nerdesin Kafama duvara vurdum galiba Sen yoksun biraz değişiklik olsun, hepsi bu, Cin ali sınıfta kalmış yine bu yaz Hiç sınıftan çıkmamış mı yani Ne bileyim öyle diyorlar valla Kısır gelin Leyla bir oğlan doğurmuş deyiler Hala yoksun ortalık yerde Sipariş ettiğim lahmacunlarda geldi Ne demek gelemiyorum ulan atla gel At bulamazsan yat’la gel Saat 12 den sonra müessesemiz kapalıdır. İyi uykular çocuklar… Lütfi Kireçci |
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|