![]() |
![]() |
#201 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Rapa Nui
O muhteşem denizin göbeğisin, Tepito-te-henúa, denizin atölyesi, söndürülmüş taç. Senin lav püskürtülerinden yükseldi insanın alnı okyanusun yücesinde, taşın çatlamış gözleri ölçtü o siklonsu evreni, ve hayatın beli senin heykellerinin tamamlanmış boyutunu diken eldi. Tanrısal kayaların oyuldu Okyanus’un bütün çizgilerine doğru, ve insan yüzleri çıktı ortaya, adaların derinliklerinden yaratılmış, boş kraterlerden doğmuş, ayakları sessizliğe dolanmış. Nöbetçilerdi onlar ve kesmişlerdi bütün nemli imparatorluklardan gelen suyun dolaşımını, ve yüz yüze maskelerle geri tuttu deniz kendi mavi, fırtınalı ağaçlarını. Bu yüzlerden başka kimse şeneltemezdi deniz imparatorluğunun dolaşımını. Dilsizdi bir gezegenin kapısı gibi, adanın ağzını geren bu tel. İşte böyle, denizin dışbükey ışığında taçlanıyor taşın masalı ölü madalyalarıyla ölçümsüzlük, ve o küçük krallar, dalga köpüğünün sonsuzluğu için, bütün bu ıssız monarşiyi kuranlar, geri dönüyorlar denize o görünmez geceden, geri dönüyorlar tuzdan lahitlerine. Sadece ay balığı öldü kumda. Sadece zaman kemiriyor moais tanrılarını. Sadece sözcükler biliyor kumdaki sonsuzluğu: mühürlenmiş ışık, ölü labirent, boğulmuş kadehin anahtarları.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#202 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Rahoon İçin Ağlıyor
Rahoon’a yağmur usulca iner, incecik, Düşer esmer yarimin kabrine incecik. Sesinin kederi gel der, mahzunca Gri ay ışığında. Dinle sevgili, Nasıl da tatlı, mahzun sesi çağırır sonsuzca, Kimse yanıtlamasa bile, ve kara bir yağmur boşanır O zaman, şimdi olduğu gibi. Bizim kara yüreklerimiz de, ah sevgili, bırakalım uzansın O’nun kırık kalbi gibi ve üşüsün Altında ay grisi ısırganların, kara toprağın Ve mırıldanan yağmurun.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#203 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Punitaqui’nin Çiçekleri
Orada anayurt daha da katıydı şimdi. Saçılmış tuzdu altın, kırmızı alevler saçan bir balık, ve o hiddetli toprak parçası doğuyordu ezilmiş küçük dakikasında onun, kanlı tırnakların getirdiği. Şafakta soğuk bir badem ağacı gibiydi, sıradağlarının dişleri altında, deliyor yürek kendi çıkışını, araştırıyor, yokluyor, acı çekiyor, tırmanıyor, ve en merkeze, en gezegensi yüksekliğe ulaşıyor yırtılmış gömleğiyle. Yanık yürekli biraderler, bırakın elime bugün yaptığınız işi, ve bırakın bir kez daha gitsin o uyuyan katmanlara, daha da derine, kaçmak isteyen yaşayan altını elinin bir maşa gibi tuttuğu daha da derine. Ve oraya geldiler bir kaç çiçekle yöre kadınları, Şili yaylalarının kızları, madenin mineralsi kızları, ve bıraktılar bir buketi ellerime, bir kaç çiçek Punitaqui’den, bir kaç kırmızı çiçek, sardunyalar, bu katı topraktan, ellerimde en derin dehlizdeymiş gibi bulunan alelade çiçekler, döndürdü bu çiçekleri kırmızı suyun kızları, insanın derine gömülmüş derininden. Ellerini ve çiçekleri tuttum, mahvolmuş, mineralsi toprağını, taçyapraklarının ve acıların esrarlı kokusunu. İnceledim onları ve biliyordum geldiklerini altının kötü yürekli yalnızlığına, kan damlaları gibi gösterdiler bana heba olmuş hayatlarını. Onların yoksulluklarında çiçek açan kaleydiler, şefkatin buketi ve uzak metal. Punitaqui’nin çiçekleri, atardamarlar, hayat, yatağımın ucunda *******i yükseliyor kokularınız ve alıp götürüyor beni hüznün en derin maden dehlizlerine, geçerek o ezilmiş yüksekliği, geçerek karı, ve hatta sadece gözyaşlarının ulaşabileceği kökleri geçerek. Çiçekler, yayla çiçekleri, madenden ve taştan gelen çiçekler, Punitaqui’nin çiçekleri, kızları o acı yeraltının: bendesiniz, ve unutulmadınız hiç, hep hayatta kalacaksınız bende ve kuracaksınız ölümsüz berraklığı, taştan bir taçyaprak ölmez hiç.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#204 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Prolog
Başkalarıyla birlikte olmak hoştur ya da sıkıntılıdır coşku ya da bunaltı verir mutlu olabilir insan başkalarıyla birlikteyken adamı çılgına da çevirebilir başkaları hor kullanılabilir insan başkalarıyla birlikteyken adamı ezebilirler caddede ya da ateş edebilir başkaları ama ille de bilmek zorunda değil insan başkalarıyla birlikteyken kim olduğunu yeter ki her zaman olduğu gibi olsun insan başkalarının olmasını beklediği insan gibi olsun insan kendisinin olduğunu sandığı insan gibi olsun insan yaşayabilir insan başkalarıyla çok çok uzun bir süre unutursa bütün küstâh soruları. Yalnız olmak hoştur ya da sıkıntılıdır coşturur ya da bunaltır kendini güçlenmiş hisseder insan yalnızken kendini yalnız hisseder insan yalnızken daha iyi yoğunlaşabilir bir konuya insan yalnızken çıldırabilir insan bir konuya yoğunlaşmaktan ne tutarsa tutsun yalnızken insan düşer kendiliğinden bir sorunun içine Kimsin sen hayatın bu safhasında kimsin sen çöl ya da yağmur kilit ya da anahtar eski ya da yeni sen misin yaşlı hırçın iktidarsız berduş ya da hayatın sonsuzca genç sevicisi misin sen neyin peşindesin gerçekte olmanın mı olmamanın mı var mısın yok musun? Eğer bir şiir yanıtlayabilirse
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#205 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Pisagualı Adamlar
Fakat seni okşayan el tereddüt ediyor çölün yakınında, kenarında hemen deniz kıyısının, ölümün takip ettiği bir dünyada. Sen misin, anayurdum, sen misin, bu senin yüzün mü? Bu şehadet, tuzlu su içindeki paslanmış dikenli tellerin bu kızıl tacı? Pisugua şimdi senin yüzün mü? Kim taciz etti seni, nasıl delik deşik edebildiler senin çıplak balını bir bıçakla? Herkesten önce gidiyor selâmlarım adamlara, o acıların oyuklarına, kadınlara, manio ağacının dallarına, çocuklara, solgun okul çocuklarına, Pisagua’nın sahilinde olduğu gibi takip edildi anayurt, sevdiğim bu ülkenin bütün onuru. Yarın sürüklenecek kutsal onuru kumsallarında, Pisagua: terörün gecesinde yakalandı ansızın sefil bir hainin emriyle ve fırlatıldı kireç beyazı cehennemine savunmak için insanın değerini. Asla unutmayacağım senin ölü kıyını düşman denizlerden pis dişler acıların duvarını ısırırlarken, ve nasıl da o çıplak, iblissi yüceliklerin iskeleleri ayağa kalkıyor dikine: asla unutmayacağım nasıl baktığınızı suya sizin yüzlerinizi unutan bir dünyaya karşı, asla unutmam, döndürdüğünüz zaman soru soran ışıkla dolu gözlerinizi kurtlar ve hırsızların denetlediği Şili’nin solgun toprağına. Biliyorum nasıl fırlattıklarını size yiyeceği, uyuz itlere atılır gibi, o çıplak toprakta, ta ki sizler küçük, boş konserve kutularından tabak yapana dek kendinize: biliyorum nasıl sıra sıra dizildiğinizi, direngen ve cesur, aldınız çok sık olarak kuma fırlattığınız o bozulmuş fasulyelerden. Biliyorum, nasıl aldığınızı elbiseleri ve yiyecekleri topluca bütün anayurdun yayılmış hükümranlığından, gururla hissettiniz ki belki, belki sizler yalnız değildiniz. Sizler cesur insanlar, toprağa yeni bir anlam veren pekişmiş hemşeriler: seçtiler sizleri avlayarak sizin şahsınızda bütün halk sürgün çöllerde acı çeksin diye. Cehennemi bulmak için, baktılar ülkenin haritalarına, en sonunda buldular tuzla çerçevelenmiş bu hapishaneyi, yalnızlığın bu duvarlarını, korkutan kaygıyı, ezilsin diye başınız o sefil tiranın ayakları altında. Fakat kendilerine benzeyenleri bulamadılar: o çürümüş gübreden yapılmadınız sizler, kurtçukların yediği hain gibi: onların bilgilendirmeleri yalan söylüyordu, buldular halkın metalik inadını, bakırın yüreğini ve sessizliğini. Bu metal temeli oldu anayurdun kumda yitik halktan esen rüzgâr kovarken kirin kaptanını. Kararlı biraderler, kararlı, sizler asmaydınız *******i saldırılmıştı size kulübelerinizde, hoyratça çekilip alınanlar, kolları çelik tellere dolanmışlar, hâlâ uykuda, tümüyle şaşırtılmışlar ve eziyet görmüşler, kamyonlarla sürüklenmişler Pisagua’ya silahlı gardiyanlar eşliğinde. O zaman dövülürken çocuklar geri geldiler ve korunmasız ailelerle tıkış tıkış kamyonlar. Ve bir kez daha yükseliyor çölün gecesinde bir uysal çocuk hıçkırığı, bir hıçkırık binlerce çocuk ağzından, bir koro gibi arıyor o sert rüzgârı işitmemiz için, unutmamamız için.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#206 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Peumo Ağacı
Taş katısı bir çalılık yaprağını kırdım: bir tatlı koku o taze kırılmadan sarmaladı beni topraktan havalanacak derin bir kanat gibi, o uzaklardan, o hiç bir zamandan. Peumo, o zaman görmüştüm yapraklarını, o titiz yeşil rengini, fışkıran, topraksı gövdeni ve kokulu genişliklerini içgüdüleriyle örten. Düşündüm, sen benim bütün toprağımsın: bayrağım peumo ağacı gibi kokmalı dalgalandığı zaman, dümen suyunda birdenbire seni anayurtla dolduran sınırlardan yapılmış bir koku. Saf peumo, yılın kokusu ve rüzgârda, yağmurda, uçuşan saçın kokusu, altında dağın eğri çizgisinin, köklerimizin üzerine düşen suyun sesiyle, ah aşk, bir yapraktan akan ve gömülmüş eski bir fincan gibi toprağa dökene dek dolduran bizleri ah aroması doğan vahşi zaman.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#207 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Perde Arası: Sömürge Yırtıyor ülkemizi -1-
Kılıç dinlence bulduğunda ve duygusuz İspanya'nın oğulları, hayalet gibi, yabanıl ormanlardan ve uzak eyaletlerden gönderdiler kağıt dağlarını bir yakınma çığlığıyla saraya, düşünceli monarka: bütün öykü ağızdan ağıza yayıldıktan sonra Toledo'daki sokakta ya da Guadalquivir'in yokuşunda, ve hortlaksı fâtihlerin partal gemi donanımı itildiler liman girişleri boyunca, ve en son ölüler yatırıldılar tabuta kiliselerde kanla oluşturulmuş resmi geçitler için, erişti yasa ırmakların dünyasına, geldi dükkân sahibi para kesesiyle. Sabahın enginliği karardı, erkek-etekleri ve örümcek-ağları dağıttı karanlığı, iğvayı, şeytanın ateşini insan meskenleri arasına. Bir kandil aydınlattı sonsuz kar ve bal levhalarıyla dolu, koskoca Amerika'yı ve yüzyıllarca batık bir sesle konuştu insan, öksürdü koştururken sokaklarda ve haç işareti yaptı avlanırken para için. İspanyol asıllı geldi dünyanın caddelerine. Zayıflamış haçlar arasında çekti içini aşktan, temizlerken deliği ve ararken hayatın saklı patikasını kilise masasının altında. Balmumu ışığın tohumunda mayalandı kent siyah cübbeler altında ve kazınmış balmumundan biçimlendirildi cehennemsi mahalleler. Amerika, bir zaman mahogni-ağacının tacıydı yarayla dolu bir köpüklenişti, gölgelerle dolup taşan bir ordu hastanesi, ve serinliğin yaşlı, yayılmış bölgelerinde büyüdü kurtçuğun alçakgönüllülüğü. Altın yükseltti havaya çıbanlarını katı çiçeklerini, suskun asma-kütüklerini, batık karanlığın binalarını. Bir kadın irin topladı ve irinle dolu olan bardağı boşalttı her gün gökyüzü onuruna, açlık dansederken altın Meksika madenlerinde ve Peru'nun Anddağı'na özgü yüreği ağladı usulca kömürle paçavraların altında. Bu kasvetli günün karanlığında yarattı dükkân-sahibi imparatorluğunu, idareli kullanarak kafirin ateşini aydınlattı ve toplayarak kırıntıları, şimdi bir köz yalnızca, kabul ettiği küçük bir kaşık İsa. Ertesi gün, hazırlarken onlar entarilerini, hatırladı hatunlar çılgına çevrilmiş bedenlerini, ateşle dövülmüş ve yutulmuş, mahkeme-bekçisi araştırırken küçük lekeyi yakılanın ardından: yağ-izi, kül ve kan köpeklerin yaladığıydı.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#208 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Pedro de Valdivia'nın Yüreği
Bir ağacın dibine sıkıştırdık Valdivia'yı. Yalnızca sabah bir yağmur mavisiydi soğuk ipleriyle örtünmemiş bir güneşin. Bütün şöhret, bu gümbürdeyen gökgürültüsü, dinlendi karma-karışık bir halde bir yığın yaralı çelikte. Tarçın ağacı fırlattı dilini havaya, ve çiyden ıslanmış ateşböceklerinin parıltısı her yerde debdebeli monarşisinde. Taşıdık giyitleri ve çömlekleri, dokumalar evlilik bağı gibi sık, takılar aybademleri gibi ve davul doldurdu sanki Araukanya'yı meşin ışığıyla. Ağzına dek doldurduk kadehleri şirinlikle ve dansettik, ayaklarla yere vurarak çıplak kemikleri, kendi karanlık soyumuzdan yaratılmış. O zamandan beri vurduk düşmanın yüzüne. O zamandan beri kestik yiğit gırtlağı. Aramızda bir nehir gibi bölüştüğümüz cellâdın kanı ne güzeldi öyle, hâlâ yanarken, hâlâ hayattayken O. Sonra bir mızrakla vurduk göğsüne, ve bir kuş gibi kanatlı yüreği teslim ettik Araukanyalı ağaca. Bir kan çağıltısı yükseldi tepesine dek. Savaşın, güneşin, hasadın türküsü fışkırdı bedenlerimizden yaratılmış topraktan volkanların ululuğuna doğru. Paylaştırdık kanayan yüreği o zaman. Deldim dişlerle bu çiçek-tacında ve uyguladım toprağın yasasını: 'Sun bana soğukluğunu, ey kalleş yabancı. Sun bana senin kaplan cesaretini. Sun bana kanınla sulanmış öfkeni. Sun bana ölümünü ki izlesin beni ve ayırsın dehşeti seninkilerden. Sun bana birlikte getirdiğin savaşı. Sun bana gözlerini ve atını. Sun bana senin karmaşık karanlığını. Sun bana mısırın anasını. Sun bana atın dilini. Sun bana dikensiz anayurdu. Sun bana utkulu barışı. Sun bana yüce efendi tarçın-ağacının soluduğu havayı.'
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#209 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Patagonya
Ayı balıkları doğuruyor buz soğuğu bölgelerin derinlerinde, alacakaranlıkta yeraltı mağaraları oluşturuyor okyanusun son uçurumunu; Patagonya'nın inekleri ayırıyorlar günden kendilerini bir patırtı gibi, yalnızlıklara karşı sıcak sütunlarını soğukta yükselten ağır bir pis koku gibi Bir çan kadar ıssızsın sen, ey Amerika: için hiç bir zaman yükselmeyen şarkıyla dolu, ne eli ne de kulağı var çobanın, ova çiftçisinin, balıkçının ne bir piyanosu ne de bir yanak etrafında: izliyor ay onları, sonsuzluk yüceltiyor hayatlarını, gece gözetliyor onları, ve diğerleri gibi yavaş yaşlı bir gün doğuyor.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#210 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Partime
Bana tanımadığım kişiyle kardeşliği verdin. Bütün yaşayanların gücünü verdin bana. Bir doğum gibi verdin bana yeniden yurdumu. Yalnız olanın sahip olmadığı özgürlüğü verdin bana. İyiliği bir ateş gibi yakmayı öğrettin bana. Ağacın gereksindiği düzlüğü verdin bana. Birliği ve insanlar arasındaki farkları görmeyi öğrettin bana. Gösterdin bana nasıl da kaybolur birinin acısı herkesin utkusunda. Öğrettin bana biraderlerimin sert yataklarında yatmayı. Gerçekliği bir kayanın üstüne inşa etmeye yönelttin beni. Kötü adamın düşmanı ettin beni ve çılgınlığa karşı zırh. Dünyanın ışığını ve sevincin imkanlarını kabul etmemi sağladın. Yok edilmez yaptın beni çünkü seninle ben bende sonsuzlaştım.
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|