![]() |
![]() |
#331 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Neden Durgun Ay Bu Gece?
A/: Neden kıpırtısız sular? Kuyular neden suskun? Bu gece neden durgun ay? Vay... Vay! ... Oysa Seninle beştaş oynamak geçer içimden Beliğini ışıkla örmek Görmek geçer içimden Yüreğini dolduran doğurgan suyu Ve taş sektirmek yüzünde Geciktirmek geçer yüreğimden Ortak ördüğümüz çocukluğumuzu Yani. Oturtup seni Yeşile kesen bir oyun harmanına Çelik–çomak oynamak geçer içimden Saklambaç geçer. Ay gördüm geçer... B/: Dolanır çevresinde kuşlar Kıpırtısız, heyulâ aşkın Ve cevvâl gönlümün Ama. Neden şırıltısız sular? Çıkrıklar ve bocurgatlar niye gıcırdamaz? Bu gece neden durgun ay? Vay...vay! .. Oysa Seninle çıplak atlara binmek geçer içimden Doludizgin gönlüne sürmek Görmek geçer yüreğimden Ferhat’a direnen inatçı kayaları Ve kalbini dolduran doğurgan suyu Doldurup suskun. Ve kız belli kaselere Yıldız gülümsemeleri içmek aya inat Kat kat bohçalamak zamanı Yani. Bindirip seni Doru bir küheylanın sağrısına Dörtnala sevdalanmak geçer içimden Samanyol geçer Çizgileyin ipekyol geçer... C/: Güneşin ötesinde bir yerde Öksüz denizler ağlamada Dalgalar belden kırık Kuyular kör ve sağır Çıkrıklar ve bocurgatlar gıcırtısız Bu gece neden durgun ay? Vay...vay! .. Oysa Seninle dereleri meleştirmek geçer içimden Irmakları tokuşturmak gizli bir hazla Yelken dikip ufuklardan Basmak çoban yıldızına Bir sirenle kıskandırmak kısılan gözlerini Denizden kız istemek Silmek göz yaşını hüzünlü dalgaların Suları ıslatmak geçer Yani. Gerip seni Koç başlı bir kalyonun serenine Alabanda gönüle geçer Geçer, tam yol ileri Heyamol geçer... D/:. Derin kuburlar kazmada Dili lâl mezarcılar Karanlık çıngı çıngı doğurmada Güneşin ardında bir yedek canı Bizi boş bir arsaya çağırmada Ama. Neden ıssız kuyuların ciğeri Her yeri. Siyah bir şala belemede Neden bulutlar Bu gece neden durgun ay Vay...vay! .. Oysa Seninle koyun koyuna Boyuna yatmak geçer içimden Bir yıldız batağına düşmek Ve üşümek geçer içimden Dızmanlar fırınında Karnında tombul bir felek haylazının Hamile olmak geçer D/:d.. Yani. Oturtup seni Som hüzne kesen maverasına ölümün Dirimin dökümünü sıralamak geçer Binmek en irisine anıların Takvimleri delerek Dilerek boyut boyut zamanı Ağzımızda destansı bir sevda Ya da çocuksu bir oyun ile Göğü yediye katlamak geçer Tıklatıp gönlündeki kapını Usulca girmek geçer Oracıkta yaşamak için Burada ölmek geçer Ölmek geçer... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#332 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Numune’deyim
A/:.. “Hastane önünde incir ağacı” Acı yanıbaşımızda, Hasret bekler ayakucumuzda son anı. Nemiz var kaybedecek? Hastalıktan gayrı gurban... *** Ey ağaç! Güne küskün penceremin önündeki Pençeleri kanlı incir ağacı… Acıdır ciğergahımda oturan şu an Kanıma ekmek batıran delirceyse hasrettir. Köyse bir mermi boyu mesafede Özlem bin fişeklik kesafettedir. Demirden bir bukağı Ki bağlanmış bileklerime... Ellerime har düşmüş gayrı. Nemiz var kaybedecek Tutsaklıktan gayrı gurban? 2/: Hastane önünde söğüt ağacı… Acı bir yılandır ininde, Hasret kavuran ateş. Bilirim ölümlere eştir meyveye duramama. Uzanamama ne sona, ne de ilk baştan yana... *** Dile gel ağaç! Maviye kinli penceremin önündeki Yeleleri kırkık söğüt ağacı! ... Nemiz var kaybedecek Yalnızlıktan gayrı gurban... *** Sargılı şakağımda oturan çıngı çıngı hasrettir. Ölüm dediğin bir mermilik mesafede İntiharsa bin fişeklik kesafettedir. Bir onulmaz can, Ki dolanmış yanık döşüme... Tüm bedenime ellerim tetik düşmüş gayrı. Nemiz var kaybedecek Bir kuşcağız candan gayrı gurban? Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#333 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() O An İşte Be Zümar
1/: Sorarsın an be an “o an” hangisi? Zor soru be Zümar... *** Sorarsın an be an “o an” hangisi? Dağlar ellerini siper eder aşka bakar, Alnına ter düşer ya gündönümünde hani. Ufuklar nazlı kızlar gibi Zillerini takınıp kalça sallar ya Ve ibrişim lezzetli saçları taranır ya Umuttan taraklarla gözlerimizden ağan bulutların O an işte... 2/: Sorarsın ya an be an “o an” hangisi? Zor soru be Zümar... Ateş gibi ve karanlık... Saatler kalkış kampanasını vuranda aşkın bakır sinisine, İştahlı zamanın rahmine bir ateş düşer. O an işte... Ben düşerim diz üstü... Kimyanın plastik galerilerine bir damla kan düşer. Düşer boşalan kucağıma bir parça ölü güneş. Asit yağmurlarında ıslanan kanat Ateş kıyametinden arta kalan mağma damlaları Yani sana takvimin tortusu düşer Şişelerinde tortulu biryantin kalır. Merakının sahilinde çırpınan zaman, O an işte... 3/: Sorarsın ya an be an “o an” hangisi? Amma da zor soru be Zümar... Bütün bildiğim benim “İ” ve “S” İ ve S iki deli küheylandır alfabe düzleminde. İsfendiyar dağları’nın doruğundan deli sam’a binerek Gelirse kokusu aralığa devrilen eylülün esrik kokusu, Hırçın ve ölümüne susamış... O an işte... Ama eğitilmiş rüzgârlara binmiş olarak ben, Sonra sakin ovalar geliverirse, Mücadele bitmiş sayılmaz atlar ve otlar arasında. Bir zalim el üzengiden yükselir ve alırsa cazibesini, Hançeri zirvelerin üzerine kuluçkaya yatmış bulutların, Sana koskoca mülkü İsfendiyar düşer, Ama kel ve kıraç tepeleri yontulmuş olarak, O an bana ise terkedilmiş ve ağrılı bir Ararat... O an işte... Kılıcı kırık muharipler çekilir vuruşa vuruşa, Ve ıssız stepler bozgunları yemeye durgun... At ve savaşçı kalır sonunda bu gidişte, O an işte... Artık canı sunma zamanıdır Zümar, Aşkın ve ölümün karakanatlısına... Eyvallah Zümar! Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#334 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() O Bizdik Bilesin Zahide
1/. O bizdik miydik Zahide? ... Senle Mançurya’da tutunup hırs ile Başıbozuk tayların cehennemden esen yelesine. Yani ensesine yürek çizen çınarların. Evet evet... O bizdik... *** Ne kadar sabırlı suya, Ne kadar da sessizdik... O bizdik. Yani ikimizdik... 2/. O bizdik miydik Zahide? ... Yıldız ışığında oturup Yezdana yakın. Çeşme başlarında gölgelerle sarmaşarak. Sabrederdik inadına, Bir yudum dahi içmezdik. Gece yırtılırdı kenarından kara bir iplik gibi. Hüzün şal bürünürdü sultan kız edsınca. Elemli lülelere küserdik ama, Gözpınarlarından rüyalarımızın Süzülen bengisularından içerdik... Evet evet... O bizdik... *** Bağdaş kurar ay ışığının sarışın kilimine Sevdamızın katipleri yıldızları gözlerdik... O bizdik Zahide can. Yani ikimizdik... 3/. O bizdik miydik Zahide? ... Bir parça yıldız çalardık geceden şakayla, Sütyen aralığına saklardık düşlerimizin. Gözlerimizin kenarcığında, Martılar gezinir ve Marmaralar çalkalanırdı. Bir balıkçı ağ atardı sahur zamanı hayalimize. “Heyemola” dökülürdü Üsküdar’a, Yavukluya kitap yazan uşakların ağzından. Sanki o solgun ışık, Şık ve zengin pencerelerden, Yoksul bahtımıza düşeyazardı. Soğuk sular sımsıcak türküye durur, Biz yelelerimizi şiir ile tarardık... Evet evet... O bizdik... *** Denizleri içerdik de yudum yudum Yüzümüzü bile buruşturmazdık... O bizdik Zahide can. Yani ikimizdik... 4/. O bizdik miydik Zahide? ... Yani sen, ben ve çakalların ulurluğu... Vahalar yırtılırdı korkudan tan tabanca atanda. Sen koynuma usulca sokulurdun. Nefesin ne kadar da ılıktı. Ve ıtır ıtır kokardı. Kozmik çıngılar çıtır çıtır patlar Ve kayarlardı parlament ve efsunlu zeminde. Bize bakıp ağlayarak uyurdu ay. Gâhi köşeleri sivri, Diri ve keskin ve hırçın dalgalar... Öylece geçerlerdi önümüzsıra. Gâhi kahıra burgulanırdı zamanı dile dile, Bulanırdı bir sebile yuvarlak gözlerimiz. Ellerimiz tetikte bahtımızı kollardı Yollardı bir kuyruklu yıldızı daha şahitlerimiz... Evet evet... O bizdik... *** Dağlara karşı efelenirdik ovalarda durup, Yankımızı dinlerdik... O bizdik Zahide can. Yani ikimizdik Sesimizi kestiler kara donlu görevliler, Biz kesmedik... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#335 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Oğul Ey!
1/: Ey oğul! ... Her alnına bastığım kırmızı benek Bileğimden doğurduğum hüznümdü. Ve o gün... Yorgun toynaklarıyla... Fırlatan seni En zarif yerinden... Delip gökleri Beni de terkisinde taşıyan manevi attı Var say kanattı yüreğim seni oğul ey! ... 2/: Oğul ey! ... Görünmez tekerlekler böldü sancımı Kendi elemini doğurdu anaç acım Küçük bir yıldızı kavrayan avcun ise Uzandı kahırgam annenin memelerine. Ve ak düşen umutlarına ömrün… Küheylanlar eşindi Samanyolu’nda Mor tepeli horozlar türküye durdu Ve o gün... Gecenin kısır karanlığı, Ak şafağı beyaz bir çarşaf gibi doğurdu Yani o gün... Bezmimi delen manevi attı Var say kanattı yüreğim seni ey oğul! 3/: Oğul ey! Süt doldu çölün çatlamış çukurları Yuvarlak tepeler ağladı birden Yaşamın bileğinden... Kavrayıp kanlı ölüm Düğün dernek kurdu mezarlıklara. Ve oğul... Nokta düştü... Son cümlenin sağına Asumanın kınalı parmakları. Ve o gün... Işkırlağına bürünen manevi(y) attı Var say ki kanattı yüreğim seni oğul ey! ... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#336 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() On Dokuz Sekiz Yedi…
1/: ..... Ve başladı şiir... Ormanlar gibi uğul uğul, Irmaklar gibi gümbürdeyerek. Nasıl sıkılırsa yumruk, Nasıl bir kurt ulursa upuzaklardan. Hani ayazlı akşam üstleri Bir şeşberin kalkana vuruşu gibi. Ve nasıl yuvarlanırsa Üstü yeşil yosunlu kara bir kaya. Yüce dağlar başından el sallayıp yıldızlara Aya zifaf teklif edip bir yürek gibi güm güm... Nasıl çekilirse kama kınından. Öf ülen öf... Bir atlı nasıl koşarsa doludizgin. Terkisi pusatlı, elleri cevval, yüreği dingin. *** Etti edeceğini şiir... Geldiği gibi gitti şiir... Ve bitti şiir... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#337 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Ondan Gayrı Yok Gibi
1/: Gündüze boya aktı kara donlu fırçadan Güneşler bıçaklandı kirlendi ak güvercin Cüceler kalktı şaha büzüldü küflü devler Sirkeler umman oldu yamalı şişelerde Sırtı kabuklu kibir büyüdükçe büyüdü Kaf dağını eritip yürüdü zirveieverest'e Çakmak geldi öfkemle bu şiiri ok gibi Dünyalar gölge dolu Ondan gayrı yok gibi. 2/: Ağzımdan çıkan çığlık saplanırken göğsüme Arşa yükselen kendim vurur granit dibe Yüz on başlı yalnızlık tüterken yonga yonga Paslı ömrün kandili bin bir günah gebe Tetik düştüm cephede nişanladım kendimi Kamusu eritsem de ispatlanamaz rüştüm Çakmak geldi öfkemle bu şiiri ok gibi Dünyalar gölge dolu Ondan gayrı yok gibi. 3/: Kesik başlı kalemler kan kaybeder habire Mütevazı kaftanlar yenik düştü kibire Devlet beklerken şansa yağlı cellatlar düştü Kokuşmuş bedenlere karıncalar üşüştü Yarıda söndü hamle boşluğa nokta düştü Yuvarlandı kesikbaş kayboldu kabirinde Çakmak geldi öfkemle bu şiiri ok gibi Dünyalar gölge dolu Ondan gayrı yok gibi. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#338 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Ölüm İle Bu Gece Gerdekteyim
1/: Gündüzü büzülüyor o ilk gecemin Al sayfalar dürülüyor zifafımda üstüme Isırgan rüyamı çalıyor bezirgan uykularım Ruhum hıçkırıyor Kendi cenazesine ağlıyor dudaklarım. 2/: Küf yağıyor hüznümün Boğaziçi'ne Ekseriyet bölünüyor acılı ayrıntılara Yıldızlar doğuruyor aynası yekpare ızdırabın Kandan ter ağlıyor nisan dipli saçlarım Ellerim hıçkırıyor Kendi ölüsüne ağlıyor avuçlarım. 3/: Ayrılık gülüyor diğer küreden yarım ağzıyla Yılları sallıyor ardımdan kudurgan ömür Fışkırıyor hışımla yitirdiğim günlerim Kollarım hıçkırıyor Kendi eceline ağlıyor bileklerim. 4/: Dünümü kaplıyor zemheride titrek endişe Gölgeler acıkmış ikindide yutuyor canı Bel bağlar tuzaklara kurtuluşu beklerim Beynim hıçkırıyor Kendi kefenine sarınıyor göz bebeklerim. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#339 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Ölüm Ustasının Günlüğü
1/a... Aleykümselam orta yeri tutkumun. Kara Alim... Merdi Kıptim... Celladım... Yağmur değil sebebi sükunetin bu akşam. Çaldığın kanlı rebab ortaçağı susturdu. Senin de adın düştü beklenmedik zamanda Sakin bir ceylanın vicdanına usulca. Güneşten bir tel koptu Kirpiğin dolandı darağacında Bir sivas kilmine Yatırdı seni ustan boylu boyunca… *** O usta ki... Şakakları ter ve kan. Gönülcüğü canandır. Rebab çalıp vicdanında Ortaçağı susturandır. 1/b... Aleykümselam orta yeri tutkumun. Kara Alim... Merdi Kıptim... Celladım... Bıldırcınlar gülümsedi bu akşam. Turaçlar şaşkın… *******in ayakucu üşüdü. Azgınlaştı sükunetin edilgen yüzü. Bir avuç kordu cesaretin kanadı. Ciğeri ağladı nazlı sevdanın. Unutuldu Bostancı tarihinin öteki adı. Aritmetik bile kör oldu o an Yedikule’de. Bir Bozok bozlağına boylu boyunca Yatırdı seni usulca ustan… *** O usta ki... Lacivert gözleri gökleyin, Avuçları kocamandır, Azrail’le hasbihal edip son anda, Bozlakları susturandır... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#340 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Ömrün Şu Yanı Lacivert
1/: Şu yanı lacivert ömrün Bu yanı kestane patlatıyor keyfinden. *** Zifire bulanıyor ışık Ve çamurlara garkoluyor çizmeler... Yukarı fermuarlanıyor kuvvet. Bir sığırcık boğazlanıyor Troid bezinin şimâlinde canhıraş. Kulağımda arsız bir çığlık Yankısı derviş tepelerinde halay ekiyor. Yani. Kıstırılmış hayat sırpsındılarda... *** Tamam şair, yani sizlere ömür... Perişan benim hâlim! Geçmişe dolanıyor be, Dolanıyor hayâlim. 2/: Tüm samimiyetiyle ve ivedi... Şakağım kapı dövüyor umudun avucunda Kana bulanıyor be. Bulanıyor aydınlık Meğerse o değilmiş geçen ıssız sınırdan Halbuki hudut ertesinde bizler o sanmıştık Şu yanı morlanıyor ömrün Bu yanı salkım saçak... Bir kaçak vuruluyor ekmeğinin ardında Yanî. Kıstırılmış hayat sırpsındılarda... *** Tamam şair, yani sizlere ömür... Şaklattı damağını obur silahlar. Çamura bulanıyor be, Kan ve çamura bulanıyor sokaklar... 3/: Sarma sapan mülteci dağlar geçiyor, Geçiyor namlusuna tükürerek beynimin. Balgama bulanıyor Keçelo diyarında masallar Bulanıyor zulme arı duru Kaf dağı. Bir fırt çekiyor ateş gözlü civanmert Uzunca soluyor Halep cigarasını. Semaverler halaya durmuş İnce belli kadehlerse ağlamada. Şu yanı çarşamba ömrün Bu yanı daha temmuz... Bir kaçak mayına basıyor her nakaratta. Yani kıstırılmış hayat sırpsındılarda *** Tamam şair, yani sizlere ömür... Hem susuz ve uykusuz... Çiçeğe bulanıyor be, Bulanıyor kar ve buz... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|