![]() |
![]() |
#541 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() İtiraflar, İtiraflar
konuşmalı ademoğlu anlatmalı günahları bir bir ağlamalı kalp sancısı diner belki böylece yoksa unutmalı mı tümden bir “günah keçisi” yarattık kendimize elmalara kurguladık öyküleri “oğuldan oğula geçen”di günah mirastı babadan yasaklamıştı Telipinu* kanı ne çabuk unutuldu boğdurulan şehzade adları! konuş ademoğlu, sor sorgula günahtan beli bükülmek nasıl bir şeydir nasıl verilir hesabı fırınlarda yananın yakılan köylerdeki çığlıkların konuş ey rüzgar, anlat! ne acılar geçti kirpiğinden sevdalıların iyi bilirsin sen dolaştığın yerleri vicdanımda kara bir delik büyüyor şimdi insan yüklüyorum oraya ve suç yüreğim bağbozumunda heyhat! verimsiz bu hasat duy sesimi ademoğlu itirafımdır ve mağduriyetim ve hicabım ve isyanım çünkü insanım! (*) Mahfi Eğilmez: Anitta’nın Laneti – “Telipinu Fermanı”, ss.49 – 60 (28 Temmuz 2003) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#542 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() İyi ki Vardın Şairim! *
ölürken dudaklarından dizeler ağan bir adam geliyor gözlerimin önüne : “kısrak ol bir kılıç ol kesen kabir ol ölüm ol…” ...derken, sevgilinin mührünü ruhunda bir dövme gibi gizleyen kadının süt beyaz göğsünde bıkmaksızın ebedi aşkı inleyen. menekşe rengi aramıştı maşukun sesinde nasıl unutulur Tanrı’ya yakarışları aşık kalabilmek için dilediğince üşüyen denizlerden ayrılığım oluyorsun ey şair! bulutlara hapsediyor sıcaklığın kar fırtınalarını inancım yineleniyor aşka ve yaşama dair canlanıyorum! bedevi çadırında unutulmuş sahranın ıssız bir köşesinde aşkın hüznüne minnet yağdırıyor sesin bahar yağmuru kadar mucizevi şiirlerde sen bahar yağmuru kadar efsunkar tutunurken yüreğime “ey dostlarım bıçağın saltanatını reddeden bir yarayım ben” diye haykıran bu sesi seviyorum iyi ki vardın şairim! iyi ki varsın Kabbani… ....... (*) Büyük Arap şairi Nizar Kabbani’nin (1923 – 1998) anısına… (02 Aralık 2003) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#543 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() İyi Sakla!
al bunu iyi sakla beni saklarcasına bir camdır sana verdiğim sırrımdan sır çek o camın arkasına say ki o sensin camsan camsın demektir bunun ötesi yok! ayna olmak senin elinde sırlanınca ayna cam olur ancak al bunu iyi sakla beni saklarcasına durgun bir göldür sana sunduğum sırlarım yatar derinde kendini görürsün içine bakınca su olmalıydık kayadan güçlü su olmalıydık ayna dilinde su olmalıydık sır tutan....salt gerçeği yansıtan sır aynanın içinde... (22 Temmuz 2003) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#544 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() İz
kim yaşayabilir bir başkasının ölümünü yalnızca seven bir kalp belki bundandır düşlerimi bırakışım geride bunca çaba doğmam bundandır ilk çığlığı attığım andan beri dünyaya durmaksızın yenilenişim kesintisiz ebesi oluşum kendimin böyle dedi bilici: bunca gayret seven bir kalpte iz bırakmak içindi tek bile olsa! ... (8 Mart 2005) A TRACE who could live someone else’s death unless it’s a loving heart because of this I left behind my dreams sparing no effort so much for nothing… thus; the birth of my nascence is from my first outcry into this world rekindling nonstop continuously childbearing myself and so says an apprehender: for so much effort is to be printed in a loving heart even if it is solely one! ………. Written by: Naime Erlaçin. Translated by: Abir Zaki Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#545 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Jilet
söz kargaya kış bahara düşermiş mecusi ateşi demek ki dağlara sarmaya görsün yüreği kuşku dingin limanlara alabora yazgılar iner yılandan sinsi olmalıydı oysa uyku! bihaber kaldıysak kuytu yuvamızda gulyabanilerce büyüdü kem gözler üçüncü şahıslarda sessiz yankısında münzevinin derinleşsin diye nazar sırı keskinleştiriyor aynalar “kaybetmek kazanmaktır” diyor bir ses “hiçbir şey göründüğü gibi değil...” hoş bir ıslık bırakılır kapına bazen idam çığlığında yalancı yarenliğin tacirler insan kılığında, işgüzar! hem tatlı hem acı söylerdi dost ince bir ders var bize Brutus’tan : bırak yol tutsun bilinç mayalansın dillerin mutlak galibidir muhkem surlar soysuz külli cenklerin hikaye bu ya dostluğun yordamıyla sonu hayrola! keskindir aynadaki sır jilet gibi (10 Mayıs 2004) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#546 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Kaç Metrekare
severim Nisan’ı baş konuk olur yürek doğanın düğününe harcanıyor oysa bu yıl göz göre göre olsun! güneşi giyinmiş bir balkonum var tenim buruşurmuş diyorlar ne umurum! feda olsun mihrap güneşin yoluna döle vurdu ışıkta sardunyalar uzansam dokunacağım incir ağacına gönlüm meczup bir çınar kendine çınar gölgesi arar kaç metrekare bu balkon altı üstü beş…desem yayılır otururum yazın kucağına kalemim yarenlik eder doğmayı anımsadıkça güneş ufacık bir yer yeter bana kaç metrekaredir ki mutluluğun bedeli! (5 Mayıs 2004) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#547 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Kaç Oktavlık Yaşam
çocukluğumu bıraktığım uzak kentte üşüyor kalbim tanıdık bir ağrı yapışıyor yüreğime… palmiye topluyorum nehir ışıklarından renksiz bir cibinlikte hapis yeniyetmeliğim “tel”i buluyor lunaparkta üzerinden kayarken çıngıraklı kahkahalarla ilkyazları süslediğim nerelere göç ettiniz açık hava sinemalarım ey! gazoz şişelerinden kaçarak ve buzlu kovalardan ey gafiller! bir hırsız gibi sizler de beni terk mi ettiniz yaz bahçelerinde yitirdiğim boz alacalı salkım sevinçler badem ağacında kaldı yeşil yapraklarda unutulan yeşil tırtıllı ebem kuşağı günlerim yaşam un ufak şimdi eleğinde zamanın süzgece takılıyor “geçmiş” asarak masum günleri kalbime yorgun suretinde güzün haykırıyor üşüyor titriyorum hesap ödeniyor! ağlıyor hüznüm soyunun utanmayın çıplaklığınızdan kaç oktavlık yaşamlar sunuldu her birinize kaç oktavlık bir yaşam seçerdiniz kendinize! (02 Ekim 2003) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#548 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() KAFASI KARIŞIK ADAM (Düz Yazı)
Kafası karışıktı bu adamın. Karıştırmışlar onu. Belki de karışık doğmuştu dünyaya kim bilir. Kaosun düzgün çocuğuydu o... Amatörce coşkuları severim ben. Gençlik gibidirler. Biraz acemilik; bir hayli naiflik ve masumiyet kokarlar. Tıpkı bu bilgenin masumiyeti gibi. Daha önce de rastlamıştım böylesine. Uzaktan görünce “şıp” diye tanırım onları. Adamın büyüsü burada gizli galiba. Gücü ise sade anlatımından geliyor. Herkes de dil ustası değil ki! O aslında usta olmasına usta da, tıkanan iletişim kanallarını açmak uğruna dilini alabildiğine basitleştiriyor. Son yıllara dek genelde felsefeye fazla bulaşmamıştım. Fen bölümündeki öğrencilere neden felsefe okutmazlar, hiç anlamam. Şimdilerde ise kimseye okutmuyorlar galiba. Kitap kurduydum ya hani, işte o sıralar kıyısından köşesinden dokunmuşum azıcık. Daha sonra, ilerideki yıllarda bir dolu felsefe kitabı edinmişim. Edinmişim de ne olmuş? Doğru dürüst okuyamamışım hiç birisini. Okumaya başladığımı da bitirememişim zaten. Nasıl okuyacaktım ki? Bir dönem hayatımıza zorla sokulan, hilkat garibesi, uyduruktan, bulmacamsı Türkçe’yi - ki her nedense en çok da felsefeciler benimsemişlerdi - nasıl çözecektim? Yetersiz dil bilgisiyle yabancı bir dilde okumaya çalışmak gibi bir şeydi bu. Üstelik on yedi yaşımda koparılmışım kendi dilimden ve başka bir dilin kucağına atılmışım. Bu arada Türkçe değişmiş; bizim bildiğimiz anadil uçup gitmiş; yerine ise ne olduğunu bir türlü kavrayamadığım, mutasyona uğramış acayip bir şey gelmiş oturmuş. Aynen görmemişin üzerindeki eğreti elbise gibi sırıtıyor... Çaresiz ben de yabancı bir dile tapulanıp kalmışım. Kalmışım da iyi mi olmuş sanki? Bunca yıldır yazıyor ve konuşuyorum güya, ama henüz yarısına bile vakıf değilim. Öyleyse ne oldu bana? Dilsizleştirdiler mi beni? Kesinlikle öyle, dilsiz kaldım ben! Bizim bildiğimiz, eski, 'çorba gibi' dilimiz bir hayli zengindi hani. Yarısını kaldırıp atmışlar sözcüklerin; yetmemiş, bazı harfleri değiştirmişler. Çok da önemli olmamakla birlikte, söylemeden geçemeyeceğim; “tesbit” olmuş “tespit”; “nisbet” olmuş “nispet”. “B”lere bu düşmanlık nedendir diye merak ediyor insan doğrusu… Dil benim geçmişle bağım ve gelecekle aramdaki köprü olmalıydı halbuki. Köprüleri yaka-yıka gidersek eğer, günün birinde salt bilgi çekirdeğine katkıda bulunarak sürdürmek zorunda kalacağımız yaşamımıza kendi ellerimizle son vermiş olmaz mıydık bir anlamda? Çünkü şifreleri bozuyor ve hatta giderek yok ediyorduk. Peki, gençlere düşünmeyi nasıl öğreteceğiz bu durumda? Referans kitapları kalmayacak ki! Zekaları hiç de kıt olmayabilir. Ama aklı kullanmayı; hayal gücü ile beslenmeyi; biriktirip sindirmeyi; sorgulayarak düşünce hamurunun kıvamını tutturmayı öğretmek mümkün olabilecek mi? Ateşin olmadığı mutfakta yemek pişmez! Dil ise yaşamın ateşidir. Kaliteli yaşam demeliydim belki de. Her şey aslına rücu ettiğine göre, bu gidişle biz de ilkçağın yarı dilsiz insanına dönüşeceğiz herhalde. Düşünerek var olmanın olanaksız olduğu bir çağa yani…Bu arada sanatı, incelikleri, kültürel zenginlikleri, düşünsel sıçramaları ve daha bir çok şeyi tümden yitireceğiz. 'Iskalama' şansımız bile kalmayacak. Var olmayan bir şey ıskalanamaz! Çorak ve budalaca bir iletişim diline mahkum oluyor çocuklarımız. Köleleşiyorlar. İzliyor ve dinliyorum onları. Zaman zaman ekranlarda eski sözcüklere yapışıyor ve komikleşiyorlar. “Resm-i geçit” yerine “resmiii geçit” deyip yüreğimi kanatıyorlar. Bu yaptığım aydın züppeliği sanılmasın lütfen. Benim içim gerçekten acıyor. Bizim kuşak yarım kalmıştı. Bu gençler ise yoksul. Çoğu birer dil fakiri! Durmadan aydın sorumluluğundan dem vuruyoruz ya hani, külliyen yalan. Sorumluluk görevini, sorumsuzluk hakkını kullanmaya dönüştürmüş ikiyüzlüleriz hepimiz. Hep birlikte el ele verip kendi geleceğimize kıymışız biz. Bunları ve daha pek çok şeyi düşünür ve yazarken; acılarımdan yükselen çığlıkları dinlerken, bir kitapçının raflarında apansızın karşıma çıkan bu “kafası karışık adam”ı nasıl kucaklamam ben şimdi? Daha önce adını hiç duymadığım için önünde mahcubiyetle eğildiğim felsefeci bu yazara nasıl teşekkür etmeliyim acaba? Kıyıları seçtiğini söyleyip de hayatın tam ortasında bir nabız gibi gümbürdeyerek atan bu düşünüre nasıl “dünyama hoşgeldin” demeliyim dersiniz? Ve yazılarını okurken aniden içine düştüğüm hava boşluklarını ve yaşadığım türbülansı nasıl anlatmalıyım ona? Belki de vardır bir yolu; gençlere önermek gibi mesela… Ahmet İnam’la tanışmak olağanüstü bir deneyimdi. Tanımamak benim ayıbımdı ama orada olduğunu ve bunca yıldır çabaladığını öğrenmiş olmak yüreğime serin sular serpti inanın. Bence Ahmet İnam’la gençler de tanışmalı. İlk adımda oldukça ağır gelebilecek felsefe kitaplarından önce, incecik bir kitabını öneriyorum. Adı “Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair”*. Kolay okunur ve kısa yazılardan oluşmuş tam bir başucu kitabı. Hatta uzunca bir süre çantalarında bile taşıyabilirler. Ben öyle yaptım.... Bu kadar lafı niye ettim ki? Alın, okuyun ve kendinize yepyeni bir pencere açın. İnanın güzel bir öneriydi... Benim de çorbada tuzum bulunsun biraz! ......................... *”Hayatımızdaki İnce Şeyler Dair” – Ahmet İnam (Pan Yayıncılık) (19 Haziran 2003) - 'Gençler İçin Denemeler' dosyasından... Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#549 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Kalbi: CEHENNEM YERİ
bir elinde aşk iksiri ötekinde nefret zehri vah ki kalbi cehennem yeri! tercihi intihardan yana ya da cinayet el değmemiş ruhuyla “yaşamak ne” bilmeden akşam haresi düşmüş sevda yorgunluğuna sırtı beli bükülmüş en zorlu bedellerden dili ödünç alınmış ağulu bir yılandan “aşk” koymuş adını bağrında bebek saklar akrep misali kendini sokacak sanki bebeğinin kaderi ne yazık ki zehirden! aşk tutuyor elinde vah ki kalbi cehennem yeri! (28 Haziran 2003) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
#550 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Kanamak
yorgun garda bir yolculuk yalnızlık yol arkadaşı çocuklara ağlıyorum masumiyeti yitirdiler bir kez kaybedilen hani! utanmalı büyükler kınıyorum kenara koy zafer sarhoşluğunu üstüne basılan hayat böylesi çatırdamadı hiç her yer yangın yeri masumiyet yanıyor göz bebeklerinde karanlığın beynimde bir gar avucumda hüzündür ağlayan söndü ışıklar siyahı seçtim ertelendim siyaha geçtim kanıyorum! (04 Haziran 2003) Naime Erlaçin
__________________
Buraya Kadarmış .. ![]() |
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|