![]() |
|
|
|
|
#1 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hiç görmesem de!
Meftun olmuş bir kalbin Dirliği olur mu şakıyacak Dinginliğin içinde aşk mı Kalacak sinede yaşanacak Ruhumun inhisarı artık ne çare Duymaz ki melalimi açayım yâre Gönül pencerenden açılıyor perde Çık ta gel artık bırakma beni derde Her gün ellerinle beslediğin o güle Sesiyle avare olduğun öten bülbüle Senden sudur edecek bir düşüncene Hasretim *******inde yazdığın şiirlere Artık ne çıkar seni gözlerim görmese Halinden sızlayan hicran hiç dinmese Ellerin tenimin özlemiyle çileler çekse Sen asla dert etme kederlerin benimle Zahir bilirim ki bir ölçüdür kanaat için Hüccet için şekliyet aranır bilmem niçin Sen kendin için ihtiyaçlıysan eğer seçin Hiç merak etmeyin olan haliniz tercihim Hani hislerimi okşayan bir letafet var ya Aşk sessizliğin dirliğinde sineye akar ya Ruhum nefsime nizam etmeden ağlar ya İşte bu kalbim her atışıyla sevdalısını arar Sen uzaklardan nazar ederken o hasretin Ruhun müsaviliğinde ki müşterek ahengin Cezbeden sensin hisleri fark ettiren nefesin Sen bir özlenensin hasret için düşünülensin Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hiç tahkik edilmeyen acı olan gerçekler!
Müşahede ettiğim bazı hareketlenmeler dikkatimi çekiyordu etrafımda. Önceleri tanış olduğum bazı dostlar bazı sohbetlere iştirak etmeye başlamışlar. İlgililer bazı tavsiyelerde bulunmuşlar, muhabbetin, feyzin kaçması konusunda. Aynı gurubun müdavimleriyle ünsiyet peyda etmenin yaraları anlatılmış sohbette. Bir “dersin” alınmasının gerekleri konusunda nasihatler yapıla gelmiş ve mürit olunmasının gerekçeleri sıralanmış. Sabah Teheccüt namazından sonra “tefekkürü mevt” tasavvurunu öğütlemişler. Arkadaşımdan yıllara sâri olarak duyduğum çok farklı bir açılım olduğu kesindi. Bazı düşünceler benliğimi kuşatıyordu sessizliğin muhayyilesinde sorularla… Evet, tefekkürü mevt diye, rabıta diye, bir olgu bilmiyordum, daha sonra bunları kelime olarak öğrendim. Fakat ölümü düşünmek, o kadar basit ve kolay mıydı, yolu, yordamı, bu kadar sığ mıydı? Son nefesimi vermeden, o ana kadar bütün yaşantım, neye, hangi ölçüye göre şekillendi, mihengim var mıydı veya nasıl olmalıydı. Ruhlar âleminde bulunurken, verdiğimiz söze iman ettiğimiz, evet Yarabbi sen bizim Rabbimiz sin, ahdine ne kadar ve hangi koşullarda sadık kalabildim. Bunların muhasebesini yapmadan, kulluk bilincini kazanmadan, taklitten kurtulup, tahkike ermeden, günü birlik bir hayatın, sefasını veya cefasını nasıl çekerim. Çaresiz kalıp, hastalandığımız da, yatağa uzanıp yatarken, her türlü beşeri isteklerimin açılımlarını sağladığım bu yatağı, gün evveli, mecalsiz kalmadan, cazibe merkezi olduğumuz zaman, son nefesimizin mekânı olarak, hiç düşüne bildik mi? Allah’ın ve sevgili resulünün ve ashabının, müçtehit imamların, tavsiye ve telkinlerine, duyarsız kaldım, en önemli referans ve müstakim olan bu yolu, yol pusulası olarak telakki etmedim! Hayatımı idame ettiğim sosyal yapı, beni bana bırakmadı, sürükleyip bu hale getirdi, eşim, dostum, çevrem, hep benim gibi yaşıyorlardı diye söylenmem! Çok canlı ve diriydim, istek ve heveslerim bitmek bilmiyordu, ona yetişeyim, tatmin edeyim derken, kendimi ansızın yatakta buluverdim birden, diyerek figan etmem! Bunca yıl ve farkında olmadan yaşadığım ömrüm, ansızın nasıl geçmiş anlayamadım ve şu an inanın şaşırdım kaldım, diye feryat etmem! Şimdi ne düşüneceğimi dahi, bilememenin aczini yaşıyorum, evet bu dünyada işimiz bitti belli ki gidiyoruz, diye kederlenmem! Ama nereye ve nasıl bir yere, gideceğim hakkında mütereddit olarak, tabuta kefenlenip konacağız, salaca ya konup arkamızdan gelenlere bakacağız, diyerek hayıflanmam! Tabuttan çıkarılıp üç metre kefenle, bizi hasretle bekleyen ve asla reddetmeyen, sergisi topsak olan, meçhulde derinliği bulunan kabir’e bir çırpıda konacağız! Ruhumuzun terk ettiği dünya ve nimetlerini, bir mühlet sonra da kefen ve etlerimiz çürüyerek, iskeletimizi bir ati olarak neslimize sunacağız! Sorgu meleklerine ne diyeceğiz, bilemiyoruz haşyet ve taaccüple şaşırıp kalacağız, kabir âlemi ve azabı neyse onu mutlaka göreceğiz ve öğreneceğiz! Cehennem çukurlarından olan, bir çukura mı, yoksa cennet bahçelerinden bir bahçeye mi, kapı aralandığını amellerimiz ölçüsünde karar verilerek, mahşer gününü beklemek zorunda kalacağız! Korku, panik, haşyet duygularını, en büyük azıkmış gibi, hep yanımızda bulacağız. Ve bu duyguların, sadece dünyaya ait olmadığını, çok geçte olsa nihayet anlayacağız! İmanımızı, amellerimizi, hayırlı evlat ve varsa hizmetlerimizi, çok arayacağız beklide bulamayacağız, fakat tükenmeyen bir ümitle sürekli arayıp duracağız. Ölümün ne demek olduğunu, ancak o zaman idrak edeceğiz ve en müşahhas biçimiyle öyle anlayacağız ki, fakat bunu anlamakta bizlere bir kurtuluş sunmayacak. İşte akıl ve izan sahipleri bu aşamaları yaşamadan, hiç vakit geçmeden ve mühlet varken, varlık ve kuvvetimiz, hatta en canlı hislerimiz, bizleri terk etmeden, Düşünmek, idrak etmek ve bunun, en büyük sermaye olduğunu bilmek, şan, şöhret ve makamların insana asli yet kazandırmadığını deruhte etmek ve anlamak durumundayız. Ölümü, asıl ve bu tespitlerden yola çıkarak düşünmeliyiz, yoksa ölmüş insanların durumunu, tahayyül etmek, ibret almak için belki uygundur! Bizimde akıbetimizin, nihayetini bilmemek ve sadece tasavvur etmek ne demek! Aklederek irdelemek ve bu tespitlerden sonra düşünmek gerek. Gariptir belki, fakat anlayamadığım, taklide müteallik olgular benim için, bir çıkış yolu olarak, görünmüyordu. Şu an yaşamakta olduğum ve aramakla yorulduğum, problemlere, çözümsüzlüklere, çare olacak bir tek alternatif sunamıyordu. Maşallah, inşallah temennileri, gerekçesiz olduğu sürece, çözümün kendisi olmamalıdır! Hayatı anlamlı kılmak adına yaşarken, mesnetsiz ve içi boş saplantılara kolayımıza geldiği için niçin bel bağlıyoruz? Düşünün ki, rızkını arayan bir insan, çok az bir sermayeyle ve biraz da borçlanarak, akmaz, kokmaz kanaatiyle, Sakin bir mahallenin, kuytu bir caddesinde, kira bedeli az olduğu için, bir dükkân tutarak, sermayeyi tuhafiye işine bağlıyor ve nasıl olsa Allah kerimdir niyetiyle, müşteri beklemeye başlıyor! Geçimini, dükkân masrafını ve ödemek zorunda olduğu borçlarını, buraya gelecek müşterilerden ve kasaya girecek paradan yapacağını zannediyor. Bu tevekkel insan, aynı zamanda namaz kılıyor, tespih çekiyor, dua ve zikir ediyor, hatta boş kaldıkça kitap bile okuyor, hiçbir kötülüğe dahi bulaşmıyor. Size göre bu insan, ailesini geçindirir, borçlarını öder ve sermayesini muhafaza ederek, müşteri kitlesine ulaşması mümkün görünüyor mu? Tabi ki mümkün efenim, rızkı veren Allah’tır, nereye gidersen git, rızkın seni bulacak demek, bizlere çözümü sunacak mı? Peki, öyleyse rızkı aramanın anlamı nerede kalacak? O zaman demezler mi ki, sünnetullah ne olacak? Eğer o saf, samimi ve tevekkel insan, piyasayı araştırmaz, pazarda kendine malını satacağı piyasayı bulamaz, müşteri kitlesine ulaşamaz ve rekabet ortamında, kuvvet dengesini oluşturamaz ise… İşte bu insan, büyük bir şevkle başladığı, oldukça umutlandığı, kendi ve çocuklarının geleceği için, ufuk sandığı, gözü gibi baktığı dükkândan ve dolayısıyla Allah tan umduğunu bulamaz. Ve bu nedenle, borçlarını dahi ödeyemez, sermayesinin ve emeğinin hakkının ne olduğunu bilemez. Netice olarak bu insan, karamsarlığa düşer, borçların ödeyemeyince panik başlar ve maalesef evinde huzuru dahi kaçar. Düzlüğe çıkmak ve sükûna kavuşmak için, çıkış aramaya başlar, Fakat alacaklı durmaz kapıya dayanır ve zili çalar, Zavallı kaçacak yer arar fakat uğraşmaktan feleği şaşar, takatsiz kalır. Şevk, cesaret, sevinç ve ümit bu insanın gönül dünyasında alabora olmuştur. Arkadaş çevresi, boş ver üzülme Allah kerimdir derler, büyük bir imtihandan geçtiğini söylerler, fakat maddi bağlamda başka bir alternatif sunamazlar. Allah’ın hiç insanı, gücünün yetmeyeceği bir yüke, tabi tutması mümkün değilse ve bizzat yaratan tarafından bu bir vaat ise; İnsanlarda, akıl, bilgi, tecrübe, istişare ve tespitlerden oluşan, kuvvet dengesini, azimetini ve iradesini, sabır ve sebatını bilerek düşünmeli, buna göre de hareket etmelidir. Nasıl kendini tehlikeden koruyorsa, yani aslanın pençesinden, timsahın dişlerinden, piton yılanının boğmasından, denize düşmekten, sağlam dişini pense ile çekmekten, vagonun altına girerek… Allah’ın izniyle kaldırırım diyerek, ahmaklığa düşmüyor ve kendini sürekli korumayı biliyorsa hayatımızın bütününde böyle düşünmek ve olmak zorundayız, yoksa tedbirsizlik, tevekkellik ve ahmaklık Allah için, bir imtihan vesilesi olamaz. İşte bu ve benzeri mantıkla hareket edilince; Rabıta eyleminde, sürekli mürşidi düşünmek, bizlere ne kazandırıyor ve bizleri nereye doğru sürüklüyor diye sorabilmeliyiz! Bu dine inananların onca yaşadıkları zülüm ve çektikleri sıkıntılar, sadece bir imtihan vesilesi miydi, bunca zaman farkında olmadan bulaştığımız şirk illetinden, nasıl arınıp, kurtulacaktık, diye soramaz mıyız? Ukba kelimesi, Dareyn kelimesi bizler için ne ifade ediyor, Allah’ın zatı ve subut’i sıfatlarını, niçin hakkıyla öğrenip ve idrak edemiyoruz? Neden bunlara yabancı kalıyoruz, okumuyoruz, suya, yemeğe ve bir eşe duyduğumuz ihtiyacı, böylesi hayati konularda neden göstermiyoruz? Oysaki bizlere bu hisleri veren cenabı Allah olduğunu biliyor ve bunu kabul ediyoruz, o zaman neden, onu tanımaktan korkuyoruz? Peygamber efendimizi, hakkiyle tanıyor muyuz, Kuran’ı ahenkli bir şekilde okuyanın, kulağımıza gelen hoş ve güzel sesi haricimde, başka ne anlıyoruz? Yeryüzünde en çok okunan kitabın, Kuranı kerim olduğunu biliyoruz. Fakat hiç anlaşılmadan okunan kitabında kuranı kerim olduğunu bilmiyoruz. Bu yüce kitabın anlaşılmamak üzere indiğini söyleyebilecek hiç kimse var mı? Anlayanlar, ne yapıyor, neredeler, niçin sesleri çıkmıyor, niçin bunları konuşmuyoruz? Kutbu cihan, gavsı azam diye makam tayin ettiğiniz, fakat hiçbir zaman, benim kendilerinden duymadığım, Bu mübarek insanlar, onca zülüm ve tahripleri görmüyorlar mı, neden sürekli maslahat gözetiyorlar, şecaat askıya mı alındı, öyle bile olsa niçin, kimsenin haberi olmadı? Yığınlarca insanlar, intisap edeli yıllar geçmiş, ama hala dar görüşlü, ufku kapalı, önünü göremeyen, fakat sorunları, başkalarına havale ederek, Kurtulduğunu zannedenler, hat safhada, bunları Allah için benden başka gören kimse yok mu, bu kadar yozlaşma ve erozyon, ne zaman fark edilecek ve önlenecek? Önderimiz, peygamber efendimizin, her şeyden ziyade, eğitim ve öğretime ne kadar çok önem verdiği malum, bu uğurdaki gayreti ve azmi, niçin dikkate alınmıyor? Akıl, mantık sadece ticaret ve asvata da, acımasızca kendini gösteriyor, menfaat ve çıkarcılık maalesef fevkine çıkmış, ama hala birileri tarafından her nedense görülmüyor. İyi niyetli, saf, dayanışma adına, cemaat ve ihvan’ım, Yani aynı yere intisaplı kardeşim diyerek, teslim olmak için gelen insanların, birileri tarafından aldatıldıklarını görmüyorlar, zira uğraş alanları tefekkür ve zikir! Enteresandır ama haremlik selamlık ve mahremiyet öyle anlaşılmaz bir hal almış ki, adeta tezatlar odağı olmuş. O kadar farklı ve saklı ki, ilmihal kitaplarında dahi, konu olarak yerini alamayan, haremlik, selamlık bahsi, adeta yarışa çıkmış, koşu atları gibi. Çok daha elzem ve bir o kadar öneme haiz olan, akaidi bilgileri sollamış, menzilde yerini almış, tesettür giyim diye bir de, yeni pazar oluşmuş! Bizim, sizin, bacımız dediğimiz hanım kardeşlerimiz, bizlerden öyle kaçarlar ki, yüzlerini, gözlerini takva zannederek gizler kaçırırlar. Ve hatta seslerini dahi öyle kısarak konuşurlar ki; adeta o an melek zannedersiniz mübarekleri. El, yüz ve gözlerin ve hatta sesin haram olmadığı bir din anlayışını bunlar ne hale getiriyorlar, bilinç nerede kalıyor diye sormak lazım. Fakat aynı hanımlar, pazardan mutfak masrafını ve kapıdan geçen seyyar satıcı ile pazarlığı veya sütçü ile gayet rahat şekilde ve hiç çekinmeden konuşuyorlar. İhtiyaçları her neyse onu alıyorlar, bir mağazaya gittiklerinde, çarşı, pazar gezdiklerinde, oldukça rahatlar. Aynı hanımlar resmi kurumlar dediğimiz, mekânlara gittiklerinde ise, merak ve şaşkınlık hat safhada oluyor, çünkü sosyal açılımlar öğretilmemiş, bilmiyorlar ki? Neden bunlar hiç düşünülmez, geleceğin annelerine kalıcı çözümler üretilemez, her halde çıkmaz sokakta değiliz? Bu insanlara, yön verenler, hedef tayin edenler, maslahat gözetenler, refahlarından taviz vermeyenler, her zaman tazim ve saygıyı hak ettiğini sananlardır. Ey beyefendiler neredesiniz, nelerle uğraşıyorsunuz, insanların teveccühleri, çocuklarından esirgedikleri hediyeleri, sizleri çok mu meşgul ediyor, diye soramam mı? Kuran’a, peygambere İslam’a susamış, yıllarca hasıraltı ettiği ne kadar ezilmişliği varsa, gözleri kapalı olarak, daldıkça dalmış. Ve böyle çaresizlik içinde, aczi yetini sorgularken, ufukta oldukça sakin görünen ve gönül enginliğinde serinleten, fevkalade huzur veren bir limana çıktığında yaratana teşekkür ederek şöyle bir düşünmüş. Ümmeti olduğu ve yıllarca özlem duyduğu sevgili peygamber efendimiz… Her zaman kendi nefsini değil, ümmetinin kurtuluşunu ve huzurunu tercih eden, onun için her şeyini vakfeden ve her zaman çözüm üreten, özeli bulunmayan bir insan. Asliye tinden ve aidiyetinden, taviz vermeyen, teklif edilen dünya ve nimetlerini reddeden, toplumunun her zaman sosyal dengelerini gözeten, her zaman zenginlerle değil, mazlumlarla olan, varlığını suffe sakinleriyle paylaşan, her bir sorunda başvurulan, çözüm mercii olan... Rahmet peygamberi olarak gönderilen, hepimizin yüreğini fetheden, şefaat cimiz olacağını müjdeleyen, aleyhi selatü vesselam efendimiz. Önderimiz, hiç tereddüt etmeden, uğruna başımızı koyacağımız, o kutlu insanın, kâinatın sonuna kadar, mesajının silinemeyeceği efendimizin, asrıydı. Fakat o kutlu insanların, yaşadığı saadet asrını, iyice, anlayamadan, özümsemeden, kıyas etmeden, sosyal dengeleri düşünmeden, duyulduğu gibi yaşamaya kalkarsak, hatalarımız, maslahatlarımız gün yüzüne çıkarak sırtarır. İşte çözümsüzlüğe, keşmekeşliğe, bulanık suda avlanmaya, o zaman kapı aralamış oluruz, o nedenle Allah’ın veli kulları, gecenin karanlığında ki bir yıldız gibi, cazip, çekici ve celbeden olurlar. Gecenin o kuşatan esrarında, yıldızlar bizler için ne kadar muamma ise, hedefinden sapmadan, fire vermeden vuslata koşuyorsa, Allah’ın veli kulları da, ancak o kadar berrak ve şeffaf, olmak durumundadır. Olduğunca, züht ve takvayı kuşanarak, dünya ve nimetlerine boğulmadan, efradının felahını temin ederek, en güzel şekliyle Allah resulünün, ilkelerine azimet dekliğinde yaşayarak hal ehli bulunan bir kimlikte, olmak zorunluluğu vardır. Bu ölçü ve mihengi, kuşanmış olan, muttaki insanları, dareyn saadetine bir muştu sunan, Allahın hanif kullarını, Allah ve resulünün dostları olarak elbette aramalıyız, bağlanmalıyız, nasihat ve tavsiyelerine uymalıyız. Fakat böyle güzide ve müstesna insanları bulana kadar, hiç boş durmadan ve hatta yorulmadan Cenabı Hakkın lütfettiği, tüm enerjimizi ve asli hislerimizi, Aklımızı, mantığımızı ve vicdanımızı, duygularımıza teslim etmeden, onun emrine vermeden, gerçeğe koşmalıyız. Bu hedefte olmadığımız an, akıl ve mantığımızı askıya aldığımız zaman, öyle sorunlar çıkar ki, içinden çıkabilmek gayri kabil. İşte o zaman neden bu hanım bacılar neden bizlerden kaçıyorlar, hiç konuşmuyorlar ve bir hoş geldiniz dahi demiyorlar, diye merak ediyorum. Bacımız, namusumuz, diyerek onu baş tacı yapmışız, bu insanlar, tasada, sevinçte ve başlarına bir iş geldiğinde, bizim dışımızda, kimlerin kapısını çalacaklar, seyyar satıcının veya sütçünün değil herhalde. Bir kerecik ağabey nasılsınız deseler, kız çocuklarımız köşe, bucak kaçmayarak, amca nasılsınız diyerek konuşsalar, kardeşlerim ne yapıyorlar diyerek, hatırlarını sorsalar, eksilirler mi, niçin onlara bu adabı öğretemiyoruz? Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hikmetinde ki esrar mucibince!
Sorma artık ne olur ki sen sorma Sinemi çaresizliğe biran bırakma Vehimlerinle yaşama, hiç avutma Girdabın içinde sensizliği yaşatma Dalgalar ki katbekat nüfus ederken Arzdan rahmet sağanağı dökülürken Her damla ki emri mutlaka koşarken Yapraklar dallarını çaresiz bırakırken Sen evvelin ve ahirin hatta akıbetinin Bir zaman muvacehesince zuhur halin İtminanlığından uzak solurken zaman Biteceği bir an nedametin nafile olacak Bir nefeslik canın belirlenen o zamanın Merakın katlarında terennümü yaşarken Hatanın muhakkaklığındaki o mağfiretin Hikmetinde ki gizemin esrarı mucibince Nazar etmeyi denesene şefkati bilsen de Tekebbür içinde nefeslenince sol cenahın Hiddet sıvayan hissiyatın mahkûm edince Sende vurursun ki bir diğer canların misali Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hilmin güzelliği!
Halin Bendinde ihsan Eylediği latif serinliğidir... Muhakkak ki Tesirin banisi Rab Mücerret bir hakikattir... Muhabbet İçin sevginin ilhamı, Kalbin nazarı sürur için elzemdir... Hakkı Bilen, çileyle Dirliğe erişen canı edep Sabırla Öteler için bilenen, Vuslat için cehdi bekleyen... Külfeti, Nimet bilen, Meşakkat karşısında Tebessümle Gülmeyi beceren Eren kimliğinde yılmadan giden... Kalbin Sahibiyle kelamı Kadimi hıfzederek Muhabbetin Meşkiyle cihanı âlemi Temaşa ederek filizlenen... Deşifre Sanatını, esrarın Sahanlığını, hakikatin baharını, Fikrin Çardağında meşk Ederek suhulet için yeşeren... Maksadın, Hâsıl olan anlamaların, Niyetle sabit olan kalbi mizanın, İcmal İçinde derlenen Hazin hesabın ürpertisiyle... Kelam Eylemek, niyaz İçin vefayı öncelemek, Yürekten Esinlenerek ruhi olgunluğa Ötelerin Haliyle nazar ederek Nefeslenmeyi ziyadeleştirmektir… Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hisler güller misali süzülürler!
Bilir misin Yılların sinede ezasını Cefanın çaresiz bir şekilde yaşandığını Sana Olan tutkunun coşkusunu Dalgaların hırçınlığında gizlenen sızıyı Aşkın Halsiz bıraktığı anın Sabrın dirliğinde anlam bulan kanatın Dilemem Benliğinde adaveti Ten ikliminde hâsıl olan zevklerin halini Derdim Hedeflediğim gerçeğim Canı bahşedene hasrederek sessiz gitmektir Onun Güzelliğinde gül koklamak Nisaların serencamını anlamak Hakka koşmak Gülü Koparmadan anlamak Dikeni için hor bakmamak onun esrarını tanımak Gönlü Hicrana kaptırmadan Elemi taktırmadan şefkatin enginliğinde bakmak Himmetini Sevgisinde ki güzelliği Dilediğince nüfus ettirerek hamiyetiyle yaşamak Lodosun Hüküm sürdüğü iklimde Gül aczi yaşar anlamak için birçok çareler arar Lakin Hiddetin, vehmin kuşattığı Yüreği asla anlamaz, renkleriyle kokusunu açmaz Letafeti Sunmaz, nazarı bağışlamaz Sevgi, muhabbet, aşk, himmet ve şefkatle yaşar Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hissetmeyen hali bilmeyendir!
Söylenme Sen hasretlikten Hüznü yudumlamaktan hiç söz etme Bekleme Sevilmeyi, şefkati dileme Sen hasretmediğin eğilmediğin sürece Güzellik Cezbedense işte seninle Sen nefsinle, kalbin kimsesizler elinde Hevesler Tercihin seyrinde meyilse Zevk insan için elzemse düşünmek niye Canlar Rahmetin taksiminde Umutların nasibinde tefekkür ahengiyle Aşk Kendi iklimde ki çilede Meşk muhabbetin ülfet sunduğu sahnede Ruh Sensiz sen ondan hissiz Kalbin zaviyesiz, izanın idrakten nursuz Yaşamak Anlamak için ne yapmak Hakkı hak bilerek batılı zansız bırakmak Anlamak Âdem kimliğinde kalmak Kul olmak için mütemadiyen azmi anmak Okumak Emrin sahibinde kalmak Kalemin hükmüyle defteri hazla yazmak Hesap Ar’ı, narı, manayı yoklamak Külfetin serencamında nimetlerle solumak Koklamak Hasreti gülle kuşanmak Rahmetin mağfiretin mühletin letafetiyle çoşmak Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hissiyatın enginliğinde bir seyri sefer!
Henüz kişiliğin hiçliğinde herkeste birden Sevgi yumağı misali şefkat esirgenmezdi Kimdi bu duyguları yönlendiren, nedendi Hissiyatın enginliğinden olan seyri seferdi Sevginin sessizlik içinde sunumu bir güldür Olmadığı yerde esirgenmeyen tebessümdür Allah için serdedilirse elbet herkesi güldürür Masrafsız bir vergidir, dilendiğinde hasredilir Ne oldu şimdi bizlere ki şefkati hep azalttık Sevgimizi denizlere saldık, insandan kaçtık Vefayı ne yaptık, kim bilir ne uğruna sattık Manasız kaldık, hayâyı attık, zevke abandık Ne hallere düştük, düşürüldük öyle salındık İman hakikatinden habersizlerin eline baktık Hep rahmete sığındık, asliyetimizden kaçtık Buharlaşan imanımızla şimdi baş başa kaldık Baka kaldık, şaşkındık, şirkin içinde daldık Önceliklerimiz zevkimiz, hakikat tehirimiz Ne derler en büyük handikabımız zavallıyız Yine bugün birçok masraftayız dünyadayız Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Huzur duyduğum şehir!
Anakentlerden biri olan, ana dolunun, Parlayan yıldızı, unvan’ını alan… 3916 rakımıyla, yaz ve kış, kar’ı hiç eksik olmayan, Endamıyla, yakışıklı bulunan Erciyes güneyde, Yılanlı dağı batıda yer almış… Hasan dağı ve Ali dağı doğuda, kucaklaşmış… “Erkilet güzeli bağlar bozuyor” şarkısının mekânı, Hıdrellez tepesinin, kuş bakışı noktasında... Pastırma ve sucuk, mantı ve yağlamasıyla… Son yıllarda ihracat patlaması yapmış… 170 fabrikanın, aynı anda temelini, Başbakan’a attırarak, gündem oluşturuyor… Yılan hikâyesine dönen, raylı sistem… Yamula barajı… Kuzey çevre yolu… Yeni hava alanı… Viranelik olan beş tepeler, 16.500 konutluk, gece kondu önleme merkezi… Su arıtma tesisleri… Yeni ota gar tesisi… 35 bin kapasiteli, modern stadyum… 10 bin kişi kapasiteli, kengere merkezi… Dünyada üçüncüsü yapılan, kent müzesi… Kıran ardında, Kadir Has ormanı… Erciyes’e kış mastır planı… 19 Belde belediyesi… 5 merkez ilçesi… Şehir meydanının, yeniden yapılması… Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı… Mazi hatıratları, önemsenerek… Resterosyon’a tabi tutuldular… Meşhur, damat Ferit’in vezir hanı… Kültürlerin, sergi sarayı yapılması… Merkez caddelerin, trafiğe kapatılması… Kara yollarına ait bulvarların, kurtarılması… Özhaseki başkan, yeniden bakıma aldı… Gelince, derin Süleyman şehre… Paris temiyim, yoka Londıram’ı… Diye, sormak zorunda kalmış… Çok mahalleye, gençlik merkezi yapılması… Kütüphaneler ve yüzme havuzu yapılması… Bayanlar, yüzme havuzunun, faaliyete girmesi… Kayserinin çehresini değiştirerek… Orta Anadolulun, ticaret merkezi yapıyor… Daha çok, lakin sabrınızın azaldığını biliyorum… Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hüznüm içime aktı?
Hüznüm içime öyle bir aktı ki, sormayın, yetişmesi için, Kendisine teslim edilen sabiyi görünce, pürmelâl oldum. Duramadım, mazi derinliğimde gezerken, Takati her geçen gün azalan parmaklarımla, Düşüncelerimi; “atmosfer parkının” Sakinleriyle paylaşmak istedim. O açımasızca dövülençocuğun şahsında, Filistin, Irak, Afganistan,Somali, Etiyopya ve ülkemin çocuklarının, Çocuk yuvalarında, pansiyonlarda, yaşadıklarını andım. Cehalet elçileri, vasıtasıyla idraki kesilmiş, Şefkati duygusunu kaybetmiş, emanetlerimiz, Bulunan çocuklarımızın, yaşadıkları, hazin, ibretamiz, Niteliğinde ki, yüreğimizi çalkalayan bu sahneler, Efendimizi, gönlümüzün gülünü, gözyaşlarımla hatırlattı. Oysaki bizlere öyle güzel bir örnek olmuştu ki, Mescitte hutbe irad ederken, sevgili torunu yanına çıkar, Kâinatın efendisi dayanamaz, hutbeyi yarıda bırakır, Sevgili torununu aşağıya indirerek, tekrar hutbesine devam eder. Rahmet peygamberine yabancı kaldığımız sürece, Bu ve benzeri trajik vakaları görmek zorunda kalacağız. Erkek çocukları kesen, kız çocukları hiç acımadan gömen, Yine gaflet deryasında yaşadığını zanneden biçarelerdi. Efendimiz, gönlümüzün sultanı, Peygamberimiz, Maksut için yaşamayı, vuslata koşmayı, o öğretmişti. Ama şimdi; Arzı mekânda hayatını idame ettiren bir âdemoğlu, Yaratıldığı hilkat üzerine hayatını idame ettirmesi aslolandır. Âdemin sulbü ve meşrebi, sosyal ve psikolojik analiz gerektirir. Âdem mükellef oluncaya kadar elbette ki masumdur. Sabiliğin cazibesi bir emanet olarak masum, Ve şefkate muhtaç olmasıyla bağlantılıdır. Yaşamak, mutlaka bir adam olmayı gerçekleştirmez. Adam olmak için kanaat sahibinin niyeti, Cehdi, idraki ve inkişafı mutlakıyet gerektirir. Sosyal şartlar kapsamında var olan, yaşanılan mekân, Çevre ve fiziki alt yapı, güç ve imkânlar, Tamamlayıcı unsurların, önemli göstergelerdir. Bilinç; akıl, bilgi, muhakeme ve tecrübe neticesinde oluşan idraktir. İnsanların, bir düzen dâhilinde, yaşamaları için, Disiplin ve asayişin asla, ihmal edilmemesi gerekir, Zira gücün olduğu yerde yarış ve rekabet asıldır. Kabul ve ret bilinç dâhilinde ve görsel olduğu için, Tercihlerin farklı olacağı muhakkaktır. Çünkü zevkler kültürlere göre anlam kazanacağından, Tercihlerinde farklılığı kaçınılmaz olacaktır. Doğruyu bulmanın, gerçeğe koşmanın temel koşulu, Rehber, akıl, bilgi ve tecrübelerdir. Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57969
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
Hüznün mekân tuttuğu gönlüm…
Yaslanırdım anılarımın gölgesinde ki hüzne Dinlediğim şarkılardan, özellikle tamburdan Mızrabı vuran sazendenin yüz hatlarından Sayfalar açardım anılarımın her katresinden Hüznün mekân tuttuğu gönlümün neşesi Kaybolmaya yüz tutmuştu, o güne kadar İçimi kıpırdatan mısraları okuyunca atıldım Henüz sönmediğimi fark ettim çok aniden O kadar yumuşak naif bir hitabet sahibiydi ki Okunuldukça içine alıyordu fark etmeseniz de Kendini yaşatıyordu, kişiliğiniz buharlaşıyordu Onun haleti ruhuyesin de hayata bakıyordunuz Bu kadar etkili olabilirdi ancak her bir yazılanlar Etkisinden kurtulamıyordunuz, uzaklaştığınız an Sanki bir akarın girdabına kapıldınız uzaklaşırken Farkında değildi elbette yazan yoksa yazar mıydı? Nice gönülleri bu kadar kendine bağlar mıydı? Farkında değilmiş gibi davranamazdı yapamazdı Hissetmeye karşı bu nispette duyarsız kalamazdı Asla savsaklayamazdı, girdabın içinden çıkaramazdı Bıraktı öylece melaline sevdalının bir umut vermedi Nihayeti bilinmeyen bir aşk için asla heveslenmedi Herhangi bir vaat vermedi, yalnız kalmayı tercih etti Çekilmemi diledi, elbette gereği her neyse yapılacaktı Çekildik hüzün köşemize demek ki vakit erkenmiş Katlanan anılarımıza ayrı bir sayfa açtık öyle kaldık Aşkı bıraktık, sevdaya kapıyı kapattık hale çekildik Mananın seyri halinde âlemi hakikatle kucaklaştık Mustafa Cilasun
__________________
Buraya Kadarmış ..
|
|
|
|
![]() ![]() |
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|