![]() |
|
![]() |
#1 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Şiir Yazıcıları Ne Ederler Sevdasız?
Apostol'la Üç Yüz Yetmiş Dokuzuncu Sayfanın Eki 1/: Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli... Şiirinde esiriği tutar bakarsın, Deh dersin gitmez, Çüş dersin durmaz, Katırların inatçı süvarileri gezer satırların altında, Beyitlerin arkasında devenin kırk yıllık hatırlı kini... Bilen bilir bunu, Bilmeyen mıh başı sanır. *** Herkesin de bir yoğurt üflemesi vardır, Ancak şahım.... Güneş bir zebercet balyoz gibi başına iner, Kıstırıp bir banal kafiyenin çıkmazında mersiyenin. Şiir yazıcıları ne eder? Nasıl eder nesre karşı verdikleri savaşta? Retorik seferberliğinde bilinmez. Bir sevda kaldırırsa başını düştüğü zilletten ancak, Ve karanlık bir çukur yerden beni ve anılarımızı, Işıklı bir ruh ağacak sihirli söz diyarlarına, Ve batıracak divitini yeni bir namenin satır aralarına: “Şahlar şahım, Deruni dilden, Ve canı gönülden, Yani şiirin en şavklı ilinden, Kanımla yazıyorum bu satırları, Ürkerse ürksün fincancı katırları...” 2/: İşte böyle bir hikayet ki benimkisi de hayalin sınırında, Bir yakaza halinde, ebcet ilmiyle: Son ev bu kez gerçekten karanlık. Şimşekler Lombard diyarında. Ve bir anlık... Diyalektik atların topuk altında. Gramer tebdilini şaşırıyor. Öfke Atlantik’i taşırıyor. Lüksemburg suların işgalinde. 3/: İşte böyle bir hikayet ki benimkisi de hayalin arka odasında, Bir esriklik halinde, cifir ilmiyle: Çıka geliyordu Tarık Cebeli yönünden. Bizim Apostol’un dişleri ışılıyordu kuzey kutbundan. Çünkü elinde Eva Braun’a ait bir mücevher... Gözleri batmış gitmiş şuaların derununa. Bizimki dedim de anasının damıdır yani. Lüksemburg müksemburg iplediği yoktu bu demde. Hatta barbacık: 'Ben sana demiştim.' diyordu. Meğerse o bir azizeymiş.” Üstelik kerametini de göstermiş. Dediğine göre şişko Eva. Gel de kızma... *** Cengiz misali köpürüyordum, Sinir atına biniyordum, beynimin binek taşına çekip: 'Lan barba ikiletme de doldur,” tıslıyorum mi notasından. Ardından re’ye atlıyorum; “Şıradan olsun itin ölümü,” “Arsız atın ölümü şekersiz şeytan suyundan...' Ver şu şiir çömleğinden bir dolu, Yoksa nasıl alırız biz bunca manzum yolu? Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#2 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Şiiri Niçin Boğarız Dokuz Boğumda?
Apostol'la Dört Yüz Dokuzuncu Sayfa Dibacesi 1/: Yüreğimin berhüdar şahı, Gülerken unutmadınsa göz yaşlarımı, Bel ki ağlarken anımsarsın özlemin duygusal kapısında. Toplasan bütün ağladığın anları doldurur mu? Bitlis’te bir ceviz ağacının kabuklarını bilmem, Ama şahım, bilirim ki ben, Yürek beyne denk düşmez çoğu zaman aşk oyununda. 2/: Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu: Acılı, sancılı ve trajikomik harp deryası yayılıyordu. Muharipler ilerliyor, geride dışkıları kalıyordu. Arşimet bile bakıyordu arkadan. Hatta güler gibi yapıyordu aynadan. Oysa o gülmez düşünürdü. Ve hiçbir yerini tarlalardan kaldıramayan sulara bakıyordu. Holland ili zelil bir halde. Ne elde, ne avuçta bir şey var? Ve Eva'ya ait bir pırlanta. Apostol'un yanında durup 'Torro' çeken genç ansiklopediyi görünce tanıyordu Arşimet. Bu İskenderiye limanında, bir çimdik karşılığı yıldız namesine baktırmak istediği, firavun sarayından çırağ çıkarılan Sevillalı haspaymış meğerse bacısı sandığı. 3/: 'Lan Barba,” demdeyim tüm benliğimle, “Ne olur? İkiletme şaire de kupayı doldur! ” “Son demdir bu arza ait takvimde hepi topu, Bil ki bu sınırda konur nokta, Ve nihayetlenir ilk bahar yeşillikleri. Hatta zamanın sonuna akın durur, Kudurur belki de hemen her yerde aç kurtlar... Yani bütün gözyaşı bu kadar miktar, Ve şiir bundan ibaret, Ve görüp göreceğimiz kader öyküsü, Yani bütün koçaklamalar bu kadardır yüreğimizde. Çıldırtan şıradan ve mersiyeden ve aşktan olsun itin ölümü, Rahvan atın ölümü ise şeytan ve ateş ve kan suyundan...' Ne çıkar sanki bundan böyle adem için? Ve bütün Evalar adına üç kez... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#3 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Tam Ortasından Kıvrılır Zaman
Apostol'la Yüz Kırk Sekizinci Sayfa 1/: Şeyhim şehbenderim, Kim bilir kaç zamanda bir delirir arz? Kaç kere yarılır orta yerinden Kamer şak diye? An içinde an doğar sessiz sedasız, Ve tam ortasından kıvrılır zaman, Yani mirzam kaç kere bakarsın dönüp de Lut kentine? Bir şahmaran gibi doğrulursun dolunayda, Kendi zehrinden içmiş olarak, Ve şerbetli bir şiir gibi, Yudumlamak için ağız gerekmez aşkı, Yendinse yokluğunu uzak bir anının, İçindeki kara boşluğun hesabını ver bakalım el oğlu, Dönmedinse izlerine basarak zemheride öz kalbine, Ve basarak arkadaki ilkbahara ilerler yeşil, Ve zamanın oğlu oraklı bir ırgattır ağustosta, Şiir yazıldığı gibi okunmaz, öyle sanılsa da, Duvarlarda izi kalır kripto sıvasının Aşk gibi hüzün de üç harfti bir vakitler, Kişi kadınını ayazda görse donan kendisi olur, Dağları dolduran kar gibi görünse de ateştir, Senin şahsi cevherindir sevdalı şiir ilhamın, Şiirin de tutar bakarsın baş ağrısı, Ve kaldırır mezarından ateş topuzlu yaratıklar, Özgür ölen herkesi ahir zaman evveli, Enfusi bir yoldan bir bilge çıkagelir, Ve beni bilir tedrisi rahlesinden, Bilir ve nakaratıyla doyurur özgürlüğün erini. 2/: Böyle bir hikayet benimkisi de işte, Kıvrılan zamanın son kıvrımında: Anda bin an ürüyordu tarihin bahçesinde. Seraların bacaları tütüyordu sanırım. İsisilinden yükselen dumanı başka nasıl izah ederdik hünkara yoksa? Zaten ortalıkta dumanlardan başka bir haçlı seferi gözlenmiyordu. Kırmızı haçlılar ise, İsmaili dailerinin izbe çile hanelerine giren yolun sağına sapıyorlardı. Sekoya ağaçlarının arasında naylonla kaplı metafizik dersleri göze çarpıyordu orada. İki karşı kutup evrilip bir mi oluyordu bidayette? Bu hikayette dinine kadar gizem saklıydı. Haklıydı diyordu bir Karamiti kaplan böbrekli Reşat için. ***in biriydi oysa Barbarossa. Şu yanımız suysa... Bu yanımız silme kan. Kılıçtan geçiyordu Salem ehli... *** Eğer ki kabulse mirzadem, Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye? Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte. *** Yarına bir çentik atıp sufi fiziğin keskin ucuyla, Sekirat piri barbaya dönüyordum. 'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum. Keskin şıradan olsun Barbarossa itinin ölümü Salemli atın ölümü şeytan suyundan...' İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ceninleri? Gani kardeşinizde, Ha Umman denizinde, ha bizde... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#4 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Taş Devrinin Aşk Avcısı
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi 1/: Bir yanar, Bir bozarır aşk, ışıkla öpüşünce. Öpüştüm ışıkla yanak yanağa. Sonra kadehime seni de doldurdum... İki parça buzlu şiir attım içine, Ardından içmeye ve yazmaya durdum. *** Böyle bir hikayet benimkisi: Tarih tarafından rüzgar esiyordu. Savaşlarda güçlendirilecek olanlar belli oluyordu. Yani yangında ilk kurtarılacaklar... Ki son derece kötü bir kişidir yalancı kronolojistler. Put satıcısı lardestek'in ruhu mu kutsal ruh? Soralım kendimize. Mezar eski mezar. Yatak yeni. Parlak aliminyumdan kılıçlarla tutunulmaz kronolojiye ey vakt oğulları. Kabaralı takımlar ve onlardan arta kalan ölüler atlarının eyerindeler hala. Ölülerini kayadan oyulmuş mağaralara gömüyorlardı yerli Burbonlar. Mağara da istenen karanlık oluyordu. Ağzına büyük bir taş yuvarlanıyor ve kapatılıyordu istenmeyen tarih ve aşk. Mersiyeler şiirde yer tutuyordu bir zamanlar. Ya şimdi? Yine hüzün bastı fakiri. Lan Apostol doldur bir daha! 2/: Böyle bir hikayet benimkisi. Kara maşlakhalı bir keşiştir şimdi narsizim. Kararsız vicdanlarda gezinen çekingen ışık kaçıyordu geldiği yıldıza geri. Yecüc ile mecüc cücelerini övmek şart koşuluyordu meyhanenin sol cenahında. Ol nedenle makamla okunan kutsal ilahiler duyuluyordu arada bir. Bu ilahilerden oluşan kitap şiire örnek oluyordu bakarsın. Ve bakıyordum ben de. Teber olarak da biliniyordu aşk ve şiirin tarihi yazan kalem. Şiirlerin birçoğu insanoğlunu son anında yalnız koymuyordu. Eş oluyor, eşlik ediyordu. Bir kâhin kardeş yol gösteriyordu aşık adama. Kenanlı kötü ruhlar kabirleri soyuyorlardı *******den bir gece. Meyhane tedirgin tedirgin sallanıyordu. *** 'Lan barba ikiletme de doldur, Şıradan olsun itin ölümü, Atın ölümü şeytan suyundan...' Diyordu fakir... Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#5 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Tılsımlı Bir Tekellümle Aralanır Her Sevda
Apostol'la Seksen Beşinci Sayfa Derkenarına İlave 1/: Durun! Akşam orda da akşam... Burada da haylaz şiir tüketicileri... Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı zamanlar da, Hüzün ve altbaşlık iki uzak hısımdır mersiyede, Her yerde protokol gereği arka arkaya ama, Göz yaşlarına gark olurlar kahırgam dudaklarda. *** 'Alarga' yalınşiir leventlere ait bir İspanyolca'dır, Bağlamaz bizi kafiyemizden serene. Siz de yanımızda olun renkler misali kuşlar, Bu uçuşlar biliriz ki bir ibrişim dokumasıdır. Uzak gözlerin aynasında siluet görünür gerçek, Ama yürek de bir sırlı aynadır ki... Orda da gerçek tek... Burada da tek. Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı gıcırtılarla, 'Açıl susam açıl! ' gibi mesela... 2/: Ama bir kozmik hızdır bizim iz sürmemiz ki, Seyyarelerin şanlı hızına eş değilsek şahım, Bize kendi kendimizi darına çekmek düşer ay ışığının, Ya da günahkar sahramıza diz üstü düşmek kalır... Bedenimizse bir kırk yol çatında müsrif kervansaraydır, Bir yabani ve harami el alır, Yalancı yüreğimizi ise yelleri sonbaharın... Şiir belki yoldaşıdır arsız caddelerde yar ve yaranın, Usulca tutup kaldırır yerden bizi nazenin, Ancak ruhumuzu nakaratına bineklik at olarak alır. Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevda da gıcırtılarla, 'Açıl susam açıl! ' gibi mesela... 3/: Bu dağlar ıssız şiirlerde dolanır başımız gibi, Bu aç sahiller de dolanır yar beline, Çünkü oturup siren misali bir yürek serenine, Uzaklarda seyreden bu denizi aslında sensin, Ya da her damlaya bir Süleyman mührü gibi rengini basan, Yüreğimi kirpiklerine asan ise o turkuvaz gözlerin... 4/: Her kalbin bir kilitsiz kapısı vardır şahım, Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı gıcırtılarla, 'Açıl yüreğim açıl! ' gibi mesela... Eğer açılırsa, Ben de oralarda bir yerdeyim hala... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#6 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Uyanın Lan Tarih Gafilleri
Apostol'la Doksan Birinci Sayfaya Dibace 1/: Sonra gözlerim yağmur yağmur boşaldı. Tuzlu sularımda boğuldu zehir dilli engerek. Efkarlandım ve dibi görünen kadehime yüreğimi doldurdum... Her zamanki jargonumuzla: 'Doldur lan Apostol! ' diye efelenerek. 'Çok içmedin mi beyim? ' Ne deyim? 'Lan Barba ikiletme de doldur, Şıradan olsun itin ölümü, Atın ölümü şeytan suyundan...' Tam karşımdan kafasını kaldırmakta Prusya. Ağzı kokmada Lombardların. Ayı derisi urbalı Tötonlar da bu sözcüğün çoğunu bilirler eski lisanlarından anımsadıklarıyla. Günahlar gün gelir daha da günaha girer. Günahlı benliğimizden ateş akar. Karanlık saltanatlardan kaynaklanan senaryolar işleme konar doksan birinci sayfada. Ve bağırır zamanı oyan cüceler: 'Uyanın lan tarih gafilleri! ' Sizleri kendi askeri sayar sayın firavun. Elinize saldırma, dilinize İris ilahileri verir. Tatarlar koyun gibi sürerler Cengiz ganimetlerini. Etlerini yaka yaka. Yecüc ile Mecüc cüceleri seddi balyozlamayı sürdürürler. Duyulur tokmak sesleri. Dan dan dan... Siz uyanmadan çok şeyler olabilir. Benden uyarması... Uyanın lan tarih gafilleri... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#7 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Veziristan'ın Üç Kutsalı
Apostol'la Yüz Üçüncü Sayfa Dibacesi 1a/: Sonra kadehime seni de dolduruyordum... Bir de yeşil şiir kızıl şarap ve sarı ekmek... İşte üç kutsalı Veziristan'ın. Ha bir de kadın bittabi... Kadın dedimse anne mesela. O olmasa ergenliğimizde, Kim yıkar yakasını gömleğimizin, Ve kim diker yırtığını kalbimizin? ... *** Ve ey şiirsever ademoğulları... Bura Apost... Ana da uzak, yar da. Burada yalnızca, Fermante şarap ve küflü ekmek... Doldur lan kitapsız Apostol! Ekmek demek zor zamanlarda aşk demek. 1b/: Durun ve duyun! Böyle bir hikayet benimkisi: Tarihi, sırlı bir eski zaman kafiristanı iksiri misali içen tombul ve aşifte bir meyhanedeydim. Apostol zaferleri büküp büküp ibrişim halat örüyordu. Kadim savaşlardan, gelecek nesil armağanları külahı yapıyordu. Meyhanenin derunu her dem olduğunca demliydi. Bense yazıyordum cöngüme. Bir nevi tarih düşüyordum. Ya da arkada bıraktığım şahıma şiirler diziyordum. Birde tabii ki... İçiyordum bir pıtrak gibi döşümü çizen hatıralarımın posası çıkmış kalıntılarını. İçiyordum anasını satıyım. 1c/: Böyle bir hikayet benimkisi: Meyhanenin ardıç ve küflü kapısı aralanıyordu. Mete, babası ve bir şaman tarafından özel bir şekilde kutsanıyordu. Chin imparatorunun saçları dimdik oluyordu. Eski Roma imparatorunun ağzı sulanıyordu şarabı görünce. Uzanıyordu. Apost: 'Pıst! ' diye bir ses çıkarıyordu. İnanlılar topluluğu her yerde dua ediyorlardı ya, burada da aynıydı: Mır mır... Her çağda şapkaların keşişine inananların tümü saçlarını kazıyorlardı. Belirli bir yörede şapkaların keşişine inananların oluşturduğu topluluk: 'Uyanın lan tarih gafilleri! ' diye haykırıyorlardı.'Apostol! ' diye bağırıyordu bıyığı yağlı ve dağlı bir anı. 2/: 'Lan barba ikiletme de doldur! ' Diyordum galiba. 'Şıradan olsun itin ölümü, Atın ölümü şeytan suyundan...' Böyle bir hikayet benimkisi. Apostol da tabiidir ki sahibi meyhanenin. Dibine kadar Rum, göbeği Appellenes dağı gibi bir adam yani. Burnu Mora yarımadası gibi yarım. Ama ona sorsan kendini Olimpos'ta oturuyor sanır... Sonra kadehime seni de doldurdum şahım ılık ılık... İçiyordum anasını satıyım. Doldur bir daha lan Apostol! Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#8 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Ya Herro, ya Merrodur Yazgısı Aşkın
Apostol'la Kırk İkinci Sayfanın Kaynakçası 1/: Şahbaz şahım, Yanardağlara yanarım ben de, Ve ne eder eder yazarım şiirimi krater ağızlarına, Yüreğimi umuda ve ateşe banarak, Ya herro, ya merrolanarak cesaret bulvarlarında. *** Merhum peder kuyumculuk yapardı bedestende, Onun kadar bilmesem de işin inceliğini, Minyatür bir ustalığım vardır benimde, Ol sebeple kaçmaz gözümden ki, Can eşiği cehennemde kapılar sonsuz kırattadır, Bitmez buna rağmen giren çıkanı, Tükenmez bir gecede devşirir şiirini şiir yazıcıları, Nerede yıldız varsa orada aşk vardır zira, Ve de ateşin en selsiyuslusu... 2/: Kadehime doldurduğum som ipek, Ve altından imitasyon alınyazımdı... Ve Şöyle bir hikayetti benimkisi de hepi topu: Arz tarihi batı batı diyerek mi batıyordu şakirtler? Önce Astek, ardından Maya... Karaya Morrano tayfaları ayak ve öfke basıyorlardı. Asıyorlardı bir kabile şefini daha. Bense bir bulut gibiydim. Esrikliğimi ilhamıma bürünmüş bir haldeydim. Şiirler meyhanesindeydim. 3/: Ve ey aşk ve şiir sever manituehli... İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi hayal öncesi sisli bir gerçek: Apostol habire: 'o bir azize.' diyerek kraliçe şişko mariya için. Taktis telaşesinde kendi geçmişini. Ve ışılatarak dişini: 'O sarhoşlar milletinin azizesi.' deyip yumurtlamayı sürdürüyordu en iri herzesini. Mariya ise kendinden geçmiş bir haldeydi. Her yeri görünüyordu. Harappalı mirza teresinin dışında kimse bakmıyordu Mariya’nın görünen yerlerine. Çünkü o bir azizeydi güya. Tereza misali yani. Gerçek mi acep? Ya doğruysa dedikleri barbanın? Yok canım... *** Her bitişinde korkumun işbaşı yapıyordu yeni bir safha, Ve şiirimin başını uzatıyordum korka korka, 'Lan Barba,” diyordum. “Doldur hele bir beyit daha! Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü, Hergele atın ölümü ise şeytan suyundan...' Ne çıkar bir Maya daha devrilse iç uzaya? Bana sorarsan hiç... Hadi iç! Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#9 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Yalancı Bir Güneş Batacak
Apostol'la Yüz Altmışıncı Sayfanın Kaynakça Eki 1/: Göz de üşür şahım mutlaka, Eğer ki gözlediği görünmezse ufukta Bir gün sen de uğra bu taraflara izlerime basarak, En yakın masala gideceksin daha ne, “Bir yokmuş” kayığıyla be mirzam. Şiir eline doğuşun “bir varmış”la olacak. Bilmiyorum o an simurg dilinden tekellüm edecek misin? Adımı ve dağarındaki aşkımın arz notalarını. Bense buralardayım bil ki, Ve çok seçici olacağım gözlerinde, Has bahçeme atacağım nazar tohumlarını. Yalancı bir güneş batacak, İki kaşının arasından son tren geçer iken. Yıldız doğacak sahte, Bulut ağacak yapmacık bir eda ile yağmur öncesi, Gözlerinde çay demleyecek bir aşk tiryakisi, Bir özgür sarılıkla imdat isteyeceksin belki, Gazellerin sıra *******inde Kazancı Bedihlerden, Bir sıcaklık daha yayılacak çöllere ve katmer artacak, Geçerken sessizce bakacağım aralıktan sana ben, Sense içi boş kefen sanacaksın akan yıldızı. Ne kötü değil mi? Ben ister miyim? Ancak çaresiz yaşanacak... 2/: Ve ey aşk ve şiir sever can-ü cin ehli... İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal: Hani şu gökadaları var ya... Milyar kere milyar mistik matematik... Bir o kadar kozmik simya... Olacak ya mutantlar semada saf saf... Araf yarım başlı yaratıklarla doluyordu. İki kol iki yüz... Bir yüz yedi yüz oluyordu. Galaksilerin arasında çekirge savaşları. Karıncalar vadisinde yaşları binlere varan savaşçılar... Hacılar tavaf dönmede muallakta. Uzakta birkaç caretta cerataları yeni yağan yıldızları deşiyordu. İsmail efendininin daileri ve İsa’nın yoksul askerleri bir olup mezar eşiyordu. Harran’da ateş vardı. Harkan’da kızıl boya... Sobaya giren keresteleri gören sümüklü çocuklar merakla koşuşuyorlardı aşkelon hamamının çevresine. Bense içiyordum olanları. Ve olacak olanları. Kadehime doldurduğum galiba kaderimdi karalı ve buharalı... *** Eğer ki kabulse mirzadem, Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye? Böyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte. *** Bir dikişte... 'Lan barba ikiletme de doldur, Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...' Diyordum ya fakir tek çıkar yoldu yolun sonunda... Ardından kevser içmeye ve gazel yazmaya duruyordu. Şiir burada tek ilaç ve cinayet teskiniyetiydi. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#10 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Saçlarının Yalazında Çırpınan Adam
Apostol'la Altmış İkinci Sayfanın Kaynakçası 1/: Şahım, şahbazım... İnsan biraz da hasbi olmalı ilişkisinde, Kasarada nazır olmalı, Ve ulu deniz aşırı yollara hazırlıklı, Kamarada yakın zifaflara kurban gibi durmalı. Gizli güvertelerde de aşk öyle bir duygudur ki, Dalga boylarından düşük frekanslı yunuslar atlayamaz. Yorulur az yoğunluklu Karac’lar pınar başlarında. Bense bir seyrüaşktayım ki çırpına çırpına, Zavallı bir pervane olmaktır yüreğimin hasreti. *** Saçlarının yalnızlığında çırpınan adam, Anlar örümcek ağındaki sinek kuşunun çaresizliğini. Takılır insanın kanadı bir gün bakarsın, Yüreğinden geçen salkım saçak telgraf tellerine. Göçmen takvimler sessizce dicital aleme uçar, kaçıp gider birer birer zamana yenik düşen aşırılıklar. Sefer seyrüseferinde yıldız kaçkınlarının, Cemaziyelahır bir kozmik Chırist beklemede... 2/: Ve ey şiir ve aşk sever ademoğulları... Kadehime doldurduğum galiba karalı ve Buharalı kaderimdi... Böyle bir hikayetti işte benimkisi de sizcileyin. Tabii ki tarihin de kaderiydi tekerrür. Her şeyin aslı birinci savaştı aslında. İkincisi onun kopisi... Hepsi aynı ocağın harı Yani. Ve ben bir feylesof fıçısındaydım her savaşta. Ve güneşimi kesen bir dolu tiran... Her yan kan ve gölge... Diyocen gibi yoksulluğunu bürünmüş bir fakir-i keşküldüm. Ve temcit işli bir meyhanedeydim. Apostol mendilini çıkarıyordu sahte tarihlerin içine sümkürmek için. Bunun üzerine bir yüz yıl kadar daha yürüyordu İskender İran'da. Ağıtlarla yan yana... *** Ben de silerek şiirin göz yaşlarını: 'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum ya, Sinirimden ellerim titriyordu Sibirya soğuğunda. “Ölümcül baldıran şırasından olsun itin ölümü, Atın ölümü ise iblis şeytan suyundan...' Apost yine de iyi bir kapıkuluydu, Çoğunlukla cömertleşirdi bu gibi durumlarda, Üç beş gazel kuşu uçururdu atmosfere, Ve birkaç mersiye maralı kutuplara... Kadehimse hep yüreğim olurdu bildiğiniz üzre, Yüreğime de doldurduğum som avradotu... Her buutu bir yudumda geçerdik, Bir satır Karac’dan, Bir beyit Nesimi’den... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|