![]() |
![]() |
#771 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Akfabi
1/... Sahici adı her ne ise unuttum Akfabi derdik biz ona. Latince’yi ilk belleyendi Akfabi. Kozayı ilk yırtan yani. Sayın ki müderristi medresede. O bilse de bilmese de Her bir mesele zatına danışılırdı. Akfabi derdi herkes ona. Bize göre bilgisi tamdı onun Yani maşallah akîl bir adamdı. 2/... Akfabi derdik biz ona Gençliği doludizgin küheylandı... İçkide saki, kumarda erkete Herkese “mim tuttururdu” iskambilde. Gecesi haramîydi onun doludizgin Gündüzü ise hazinede talandı. Yarış atları gibi koşardı düğünden düğüne. Güldüğüne gelinler yanardı Ağladığına amcası... Babası bir cinayet vurgunuydu. Akfabi Galiba bir tek onun yorgunuydu. 3/... Akfabi derdik biz ona. Gençliği onun Ne kadar küheylan gibi doludizginse Erişkinliği o kadar durgun suydu. O, ele avuca sığmaz Yani kuş uçurtmaz Ve yüreğinden kervan geçirtmez adam Tam orta yerinde anaforun Vuruldu bir prangaya. Eli çekildi, Ayağı döküldü çılgın halayın ortasında Sayın ki bir kalyon oturdu karaya. Akfabi derdi Roma’ya gidn yollar ona. Memuriyet bile dizdi tespihine hayatın Yılları saya saya gına içinde. 4/... Sahici adı her ne ise unuttum Akfabi derdi çılgın geçen takvimler ona. Amca olduğunda Akfabi Yani saçlarına kırağı Kalbine ölüm izi düşende... Serdi pişmanlık seccadesini Kederli kaderinin üstüne. Ne geçmişe mil çekti Ne geleceğe çiçek... Karlı bir kış zemherisinde Soğuk tandırlara harlı bir haber düştü. Oğlu, kızı, dostu, düşmanı Çember çember çevrildi çevresi Başucuna pervaneler üşüştü. En çok azrail’den korkardı En az ona direndi. “Yaşa be Akfabi! ” derdi hayat ona Yalnızca ölüme yenik düştü. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#772 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Bekrçavış
A/... Sahici adı her ne ise unuttum Bekrçavış derdik biz ona. Seferberlikten kalan tek adamımızdı. Dündeki zulme dirnen yanımızdı. Daha on beşindeyken bekrçavış Demişti hökümet “Haydi sefere! ..” Ayakta delik çarık, sırtta yamalı mintan Sürülmüştü garip bekr cepheye... B/... Bekrçavış Sahici adını bırakmış bir savaşta Daha onaltı yaşta Bıraktığı bir adı olsa hadi neyse... Bekrçavış sarıkamış’a gömmüş Bir kolunu da. Umutlarını yemen’de bırakmış. Hayalleri ise kalmış ta... Galiçya’da. Bekrçavış derdik biz ona. Ya da gazemmi Ömrü acılarla kolkolaydı onun Hüzünlere gebe idi her demi... C/... Yedi yıl dile kolay! .. Nerde bir olay veya bir vak’a Gazemmi’nin müfrezesi orada. Yastığı taş, yatağı yağız yer Gökyüzü olmuştu yorganı. Yıldızları saya saya Kurşun sıkmıştı düşmana. Yanıbaşında vurulan Süleyman’a Ağıt yakamadan daha Bir kurşun halil çavuşa Bir kurşun emirber Ramazan’a. Bekrçavış derdi hatıralar ona Anlatırdı günlerce anlatırdı yana yana... Ç/... Ve günlerden bir gün “Terhis olmuştu ordusu” Bekrçavış’ın. Alınmıştı elinden Yedi yıl koyun koyuna yattığı Patır patır patlattığı Can yoldaşı mavzeri. “Çok zor oldu” derdi ayrılmak ondan. Koymamıştı bu kadar yemen’de kalan hayali Ayrılırken sarıkamış’ta sol kolundan. Yüreği kabarmıştı Çöküp bir filistin taşının üstüne Sessizce ağlamıştı... Bekrçavış derdi gözyaşları ona. Ve o hala huş kal’ası gibi ağlardı. Mavzeri patlardı gözlerinin zaman tünelinde Yüreği kor ateş tandırlarda yanardı... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#773 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Çakırgız
A/... Sahici adı her ne ise unuttum Çakırgız derdik biz ve pınar başları ona. Kışın bile yalın ayaklarıyla yalardı karı. Parmak aralarında kıvrılarak çıkar Ve kurtçuk kurtçuk olurdu ilkbahar çamurları. Sonbahar akşamları kaybolan sarıkızını arardı Azalan aydınlığında sokakların. Mor yamalı peşini sokardı her daim Üç eteğinin Antep işi kınalı kuşağına. Yaşına erişilmezdi asırların harmanında Gezerdi onunla ardını bırakmayan geçmişi. Gözleri bulutsuz gökyüzü gibi mavi Lenger yüzü kalaysız bakır gibi kırmızıydı Eşini hiç sormayın, deli dolu biriydi. Ama yine de vurgunuydu karısının “Çakır” dedimiydi bir daha çıkardı ağzından Vaz geçmesi ne mümkün Anşa’sından Bir de alt dudağına yapışık Bafra artığı cigarasından. Anlaşılan tam ortasından vurmuştu Çakırgız Delidolu kocasının doludizgin yüreğini. O işte buydu: Masmavi gözleriyle akardı esrik gönüllere. Çakırgız sayın ki bir bengisuydu... B/... Çakırgız derdik biz ve bulgur imeceleri ona. Yitirdiği umutlarını arardı belki boş harmanlarda. Belki de bereketsiz geleceğini karatoprakta. Nasırlı ellerini bağlardı birer dirgen ucu gibi Asla eğilmeyen doksan derece bükük beline. Eline yaralı ve sevdakeş türküler yakardı. Yüreğine Yemen işi allı kına... Ama kendimi içerdi bilmem Çorak yüzüyle delidolu kocası mı yoksa. Hep cıgara cıgara kokardı. Çakırgız derdi geçmiş asırlar ona O yalnız Çalap’tan korkardı. Bir gümüş çiğ düşmüş sabahleyindi Çaldı yüreğinin kapısını Çalap, Çakırgız’ın O gece bütün köylüler gördü gökyüzünde Kayıp gittiğini masmavi bir yıldızın... *** Çakırgız şiirinin meraklısına dipnot: İlk çocukluk anılarımda kalan yaşlı bir nineydi Çakırgız. Adı Ayşe ya da Anşa idi. Çakır Anşa olarak da biliniyordu köyünde. Çakırlığı gözlerinin mavi rengindendi sanırım. Kocasının adı Kadir’di. Namı diğer Deladir. Deladir emmi karısına düşkün bir adamdı herhalde. Bu yüzden evinden pek ayrı kalamazdı, diye anlatılır söz açıldığında. Şimdilerde de, o yörede uzun gurbet hayatı çekemeyen kişilere “Deladir gibi” yakıştırması yapılıyor. Çakırgız’ın bir oğlu vardı bildiğim kadarıyla. Kızı var mıydı, bilmiyorum. Çakırgız’ın oğluna Deladir’in Osman abi diyorduk biz köy çocukları. O da babası gibi komik bir adamdı. Çakırgız’ın fotoğrafı doksan derece bükülmüş beli ile kalmış belleğimde. Bir de yaz kış yalın olan ayaklarını anımsıyorum. Çakırgız yetmişli yılların birinde göçtü bu dünyadan. Şimdi ardından bir Fatiha bekliyordur sanırım. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#774 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Kazimmi
A/... Sahici adı her ne ise unuttum Köylük yerde Kazimmi derdik biz ona. boyu ince ve yaralı bir iğde dalı misali uzun ama kaderi yedi cüceden biriydi sanki. kahküller döşenirdi bin bir özenle erken çizilmiş alnına köy bebelerinin. bir mavi ve aynalı bavulu vardı tahtadan ve sahtiyan kösüresi yarı kör usturasının eli gibi, kolu gibi, hatta yüreği gibi sanki kendinden bir parçaydı. sofrada baş yemeği tekti Kazimmimizin tek ve yağda pişmiş yumurtaydı. kazimmi derdi saçlı, saçsız herkes ona berberlik olan mesleğinde ustalığı ortaydı. B/... kazimmi derdik biz göbeller de ona. gahi öne düşerdi utangaç saçlarımız gahi sol yana onun yaba gibi ellerinin altında. “Karga kekili” modeli biz çocuklar içindi Büyükler içinse hep üç numaraydı yerel moda. kazimmi derdi kimi komik anıları da ona. Kazimmi “Dön kıçını pis karı...” diye başladımıydı Hepimiz yutkunur ve susardık Saç örgüsü bulutlara türkü yakan dudağı İş üstünde bile işlerdi durmadan onun. tarihini yazardı haki asker kışlalarının. Bir çavuş arkadaşından söz ederdi “Allah’ına kadar Adanalı…” Bir de parolayı anımsayamayan geceleyin Omzu dört yıldızlı uyurgezer komutanından. Yetmezdi ve “Anlat hele Kazimmi.” derdik biz ona bir şıklatırdı konunun girizgahı olarak cephede mavzer sanıp perma marka makasını. bir de kışlasındaymış gibi o an Sarıkamış’ın selam ve hazrol dururdu çakı gibi asker anılarına. ulu yaşına rağmen gencecik yürekliydi Kazimmi ve gönlü hala gezde, gözde, arpacıktaydı. Haftalık saç kesimi nöbetinde gelirdi bize. Tekdüze yaşamında sevdiği bir işi, bir tıpkı kendisine benzeyen karısı Ve bir de yağda pişmiş yumurtaydı. Rus Zaza’sıydı bıçkısının unutulan adresi usturası markasız, kaba ve su verilmemiş çelikti. Delikti kulağı köyde pişen her aş hususunda Kimin ocağında kavrulmuş un hellesi pişti Hangi horanta yağsız yedi o akşam sütlaşı Veya kim kime ne dedi, hepsini bilirdi. kazimmi derdi her traşlı baş ona rus zaza’sı dinine ve imanına kadar kör nankördü ona göre bütün kafası keller traşını sormayın canlar Oldukça acıcaydı. Daha bu gün gibi belleğimizde Saçlarımızın kesekli tarlalardan Arpa kökleri gibi yolunuşunun dayanılmaz acısı Ve tıraş boyu akıttığımız istem dışı gözyaşı. C/... kazimmi derdi her kirli traşlı yüz ona Odaların ortalığındaki hayali tarlalara kıl ekerdi Yanağına kırmızı pamuk herkesin. kazimmi derdik biz ve tüm bıyıklar ona. boyu ince ve uzun ama kısmeti kısacıktı. kim ki kestirecekti accık ucundan ya da söktürecekti dipteki çürük azısını veya ilk tıraşını olacaktı mutlaka ona uğrayacaktı. bıyığın palası ondan sorulurdu. Kelebeği, börtüsü böceği ondan. o boşaltırdı bir ustura darbesiyle ortasını iki yandan sarkık ortasyalı Camoka’yı. Dudak üstünün bir parmak basımı Hitler biçimi ya da üst dudağın su içimi... kazimmi derdi burun altları bile ona yalnızca traştandı geçimi. D/... Kazimmi düştü karlı bir günde toprağa. makas düştü, düştü zaza ve kör ustura... ak karlara kızıl kan düştü. buhurlandı pınarlar tuzlu gözyaşı düştü. direndi kırçıl sakalları komşuların. O an öksüz kalan kahküller ağlamada. her harmanda alırdı hakkını. kendi de düştü toprağa o yıl alamadığı yarım kalan hakkı da... kazimmi derdi mevsimler ve harman yerleri ona. gözü yaşlı, un çuvalı boş ve şaşkın ve yapayalnız iki oğul ile kocamış bir kadın bıraktı arkada... *** Kazimmi şiirinin meraklısına dipnot: Kazimmi çocukluğumdan anımsadığım upuzun bir berberdi. Adı Kazım Atak’tı. Lakabı Pancar’ın Kazim’dı. Pancar yakıştırması renginin kırmızılığından mı yoksa anasının adının Pancar oluşundan mı geliyordu bilmiyorum. Ama küçük kardeşi de Pancar’ın Bekir adında biriydi. Yoksul bir ailenin büyük temsilcisiydi. Arazide bir karış bile toprakları yoktu sanırım. Hayatı boyunca köyünün berberliğini yapmıştı. Bu arada diş çekimi de onun ilgi alanı içindeydi. Çocukluğumda derin bir yer tutan anamın diş çekimini de o yapmıştı. Uyuşturma gibi bir şeyi bildiği yoktu rahmetlinin. Anam acılar içinde dakikalarca inlemişti. Ama Kazimmi aldırmamış ve kanırta kanırta çekmişti çürük azıyı. Ne deyim ellerine sağlık Kazimmi. Komik ve hoşsohbet biriydi. Onun anılarından süzülerek darbımesel olmuş “Dön kıçını pis karı ve sahurun ilk gününde karıyı kaşağıladım.” sözleri köyünde hala anımsanmakta. Hatta yerel bir deyim olarak kullanılmaktadır. Sanırım yetmişli yılların birinde, bir karlı kış günü göçtü berberimiz. Şimdi ardından bir Fatiha bekliyordur sanırım. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#775 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Arabacali
A/. Sahici adı her ne ise unuttum Arabacali derdik biz ona. Şirin mi şirin kasabamızın Kıyıcığından bir köydendi. Kendine bakmazdı atına baktığı kadar. Arabaccali ne zaman yatar? Ne zaman dinlenirdi? Şaşardık bilcümle ahali. Çünkü o sabahın köründen Gecenin koynuna kadar Habire çul taşırdı. Çuval taşırdı... B/. Arabacali derdi atlar ona. İki atından biri doru birisi demirkırdı. Vururdu inadına yükü arabasına Tepeleme yığardı. Ne zaman sarsa atlar bir rampaya Direnir, gerinir ve ıkınırdı. Sanmayın ki arabacali Acımazdı atlarına. Yoo! Gözünden bile sakınırdı... C/... Sahici adı her ne ise... Arabacali kışın kömür taşırdı Yazın kum çakıl... Ne zaman yaşlı bir nine Ya da engelli biri... Kasardı dizginleri. Arabanın kasasında her daim Bir minder bulundururdu. Altına atardı misafirinin. Arabacalinin yüreği umman Hoşgörüsü sarışın ışık misali safrandı. Ç/... Arabacali derdik biz ona Atlar arabacali derdi Arabalar arabacali... Eli açıktı onun, gönlü açık Yani yüreği harman yeri Ama kaderi karışık birazcık O sisli kış günü yükleyip kömürü Kamçıyı şaklatan arabacali Dönünce köşeyi Kocaman tekerlekli bir kamyon Bastı acımasızca. Atlar savruldu. Araba bir yığın tahta. Bakın ki şu bahta Arabacali eksi soğukta ateşlere kavruldu... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#776 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Tevgenişte
A/... Sahici adı her ne ise unuttum Tevgenişte derdik köyde hepimiz ona. Adı neydi? Tevgenişte ne demekti? Hala bir bilmece gibi belleğimde. Kaderi gibi yanık ve mısır koçanı yüzü Rengini yitirmiş kasketinin altında Kahverengi bir Kafkaslı fotoğrafı gibi dururdu. Öylesine eski, öylesine soluk ve sakin Öylesine razı ve teslim alınyazısına... Ne oğluna, ne kızına ne de karısına “Höt! ” bile demedi Tevgenişte. Ha vardı bir gölge misali ya da yoktu Bu bir yanı inadına kalabalık dünyada. Sayın ki yeşillenerek yaşamadı Tevgenişte. Bir göründü soluk bir yıldız gibi, Bir Yunus Emre garibi gibi kayboldu Kısacık, ıssız ve soluk bir rüyada... B/... Tevgenişte derdi sigara bulutları ona. Anasının göğsüne yatan bebe misali dayardı Tekel’den dolanan Bafra cıgarasını Her daim çatlak ve suskun dudaklarına. Arada bir de çamurdan evcikler yapardı. Galiba Tevgenişte çamura yüreğini katardı. Tevgenişte derdi Kazan muhacirleri ona. Uzak bir diyara aitti göçebe ceddi. O gözleri tarihin doksan üçüne çekik Ve yapayalnız bir muhacir Tatar’dı. Atardı abasını yıldızlık mavilikler altına Zavallı ve yapayalnız Tevgenişte Issız ve ıtır kokusuz bir odada Rüyalarında bile tek başına yatardı. Tevgenişte derdi ******* bile ona Bir tutam şekerine iki tutam tuz katardı. C/... Tevgenişte derdi hüzünlü gurbetler ona. Tek başına bu darıdünyada Özlem ile arkadaş, hasret ile ahbaptı. Tarlaların bulanık bereketini kavrardı Günboyu, nasırlı ve yanık elleriyle. Soyunur akşamları gurbet ile yatardı. Tevgenişte derdik biz ona O içine akıttığı acısına pekmez katardı... Tevgenişte derdi puhu kuşları bile ona Çünkü o yapayalnız bir Tatardı. Ç/... Tevgenişte derdi gri alın yazıları ona Nedense eylemedi onu felek Sonu iyi gelen kullarından. Orta karar yaşamından gün görmedi. Eşinden ve çocuklarından hakeza... Gülmüşse bazen. Eskaza Alel acele af dilerdi kaderden Ve gözlerine sinmiş yaşlı ve yerli kederden. Tevgenişte derdi boynu bükük takvimler ona. Kırıldı kaleminin yassı ucu bir güz günü. Düğünü gibi sükûnetle yani usulca. Ne el sallandı ardından, ne bir oyalı mendil Ne de döküldü tek damla gözyaşı Ne sulbû ne de bir arkadaşı... Geldiği gibi üryan gitti Tevgenişte Sayın ki bitti başladığı yerden Yeşilçam’da üçüncü sınıf ve siyah beyaz bir film. Sahici adı her ne ise unuttum Tevellütü ne idi ömürler skalasında Ya da kaç idi yaşı? ... Devlet sırrı gibi gark oldu toprağa Ama dağlar gibi her daim dumanlıydı o yalnız ve solgun Tatar’ın başı... *** Tevgenişte şiirinin meraklısına dipnot: İlk anımsadığım şey öldüğünde on kasım olduğuydu. Adı Tevfik’ti. Köy ağalarından birinin nazlı kızını aldığı için tüm köylünün eniştesi olmuştu. Bu yüzden herkes ona Tevgenişte yani Tevfik enişte diyordu. Doksan üç harbinde Tataristan’dan Anadoluya göç etmiş bir ailenin büyük oğluydu. Babası derin bir imamdı: Hamdi hoca... Tevgenişte seksenli yılların ilk yarısında toprağa düştü. Şimdi ardından bir Fatiha bekliyordur sanırım. |
![]() |
![]() |
![]() |
#777 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() nötr kavrama inananlara...-
1/: La/ki… Li/ki… Bir beyaz çığ düşer saçlarıma Sayın ki... Kuzeyimde buz olur Güneyimde cehennem. La ki … li ki… Isıtır bir ana gibi donuk dağları Ta ki... Zemheriyi doğuruncaya kadar ovalar Şerefsiz bir demircidir döğen damağımda Mizan niyetine zavallı ve nötr balyaları Çukurova kan olur özlediğim aşkımı vurup Toroslara banar anam rahmini... La ni… li ki… 1.a/: Yarılır orta yerinden bir ergen çağla Ta ki... Domatesler utancından morarana dek Kimya ile inadına karaciğerimde doludizgin Simya ile kararlı sükutun altınında Ben ışıkların gölgesine yanmışım dağlar oy Vurmuş sağ börümü kavramların laneti... La ti… li ki… 1.b/: Ta ki... Toprakla kucaklaşmışım gerdeğimde her gece Sayın ki... Hayalime katrankarası gözlerimi banmışım Sülalem terk etmiş bir caminin avlusuna, Masumiyeti yeşile çalan bakışlarımı. Ben ışıkların gölgesine yanmışım dağlar oy... Yüzümdeki vadilere saklanmış kalmışım... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#778 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() 1/:
De – em... Ka–er... Es... Yani herkes... Daldırıp damarına kurşunî kupasını Sarhoş sofrasında bir akşam Yudum yudum… Ama bendim binip hayalin yaprağına Ağır ve dengesiz bir tahtaravallinin Bu ucunda tartıp yüreğimi kendi dertlerimle uyudum. *** Ey kast diyarının Arilere yenik zavallı paryaları, Sanmayın kendimizin efendisiyiz Hepimiz... Lânetli kavramların kölesiyiz Ve gayya kuyularından Avuçlarımızla çekip alaca ve bereketli hasatları Kırmışız kilit kilit sandukasını Kamış kamış üfürmüşüz acıyı İşte biz öylesiyiz. Yani hepimiz lanetli kavramların kölesiyiz. 2/: De–em... Ka–re... Es... Herkes... İşte biz öylesiyiz. Lanetli kavramların vilayet denizlerine garkolmuş Uçan hiçliklerin sayılmayan efendisiyiz. Sayısız arzu tekerlenmiş Ve dökülmüş orta yerde imaret Kırpılmış temreninden uğuru gösteren parmak Budanmış racalar ülkesinde o kutsal ezoterik işaret. Ey kast diyarının Arilere yenik zavallı paryaları, Yani sanmayın kendimizin efendisiyiz Hepimiz... Elbet ve (galiba) ilelebet Lânetli kavramların kölesiyiz. Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#779 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Kavramların Lâneti 3
1/: Şe- şe–ar... Ay–te... İte ite ucundayız bir derin yarın. Çok uzakta bir bıldırcın ve ben Çizip kanadıyla kahverengi bulutları Yüreğimden geçiyor sırrını öte öte. Dökülmeyin üzerine bastığım taşlar. İçi boş bir öğle üzerine Ve sıkıntılı avuçların yalanıyla öz. Sekende urgan... Bükülende kın… Harlananda kızıl köz... 2/: Şe- şe... Ra-da... Dönün bir kocaman “o” harfinin hüsban raksında. Ve oturun ince uzun bir asfaltın kenarına. Çok uzakta bir bıldırcın ki ardı yeleli Kanadı tüysüz bir kısrak ile karışmış. Eski ve paslı galerilerde... Yüreği yayan, beyni yapıldak Yeryüzünde uçarak ve koşarak bulutlarda. Yarısını yuttuğu ipiltili tarihin yapraklarını Tuzlu bir iştah ile ve salya salya yalayarak. Bense veya bizse... Terkedip uzak çölleri Batağa saplanan sinirli ve temreni kirman bir mızrak Sayıp örs üzerinde şahsımızı Gömüleceğiz (galiba) ... Bilcümle karanlığı kutsallarımızla tarayarak… Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() |
#780 |
Aşmış Üye
![]() Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98 Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cinsiyet : Erkek
|
![]() Devir tarihi kadim,
Hanedanı Ahmetistanda bir şehir, Bölgelerden yürek bölgesi, Bilmem kaçıncı enleminde alt alta paralellerin, Çapraz çizgilerin, Yani meridyenlerin sayın ki bin birincisindeyiz... Saltanatta en ilkinci Abdullah… Yani cennetmeken Abdullahı Sani, Ah...Ah! *** 1a/: Ey birinci Abdullah: Ben Mahmut oğlu Ahmet, sadık tebandan bir kul... Seni görende yorgun gözlerim Ve hissedende acısını bitişin. Elmalar kesiliyor volkan oğlu taşlarla Lahuti şeftaliler sonbahar olgunu Doğumu beklemede yorgun ay. Vay Abdullah vay! 1b/: Bir bebek yumuluyor göbeğinin üstüne Ağlıyor suya banıp denizderya saçlarını Sonra kopuyor kordonu karmaşanın. Beyinleri kilitleyen sandık yumşuyor. Tırnaklarıyla kazıyor tuğladan duvarları Ağızda açılan galeriden ürkerek giriliyor En ilkinci Abdullah gâh ölüyor arkaya, Gâh öne diriliyor... Ahmet Yozgat |
![]() |
![]() |
![]() ![]() |
Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|