![]() |
İnsandım
kurbağalar vardı insan gibi sevmezdim kurbağaları insandım karıncalar vardı karınca yuvaları yemek taşırdım insandım sonra kuşlar vardı kuş öldü gömdüm dua ettim insandım acı vardı gözyaşı ağladım acıdım attım ben iki kişiyim Ankara Zuhal Erdoğan |
İz
Hepimiz birer melek Hepimiz birer ölüm Ağaç ölüm kokuyor Ben ağaç Ağaç ölüme yaslanmış Ben ağaca Hepimiz birer Adem Kim yada kimse sizlik Sessizlik Düşlerimizi büyüttüysek yollarda Hepimiz birer yolsuz Yol sus Renkleri biz biçmişsek güllere Hepimiz birer renksiz renk siz Siz kimsiniz Renksiz sessiz Kimlik siz kimliksizsiniz İç içe geçmiş ruhların arasında Dolaşan biz Ruhsuz Ruh sus Siz biz hepimiz Birer(iz) Ses(iz) Renks(iz) Zuhal Erdoğan |
Kafatası
Boş küreden ibaret kafatasları Etrafında dönen sinek saz vızıltısı Ya yapıştıracak kuvvetli bir vuruş, Ya da ebediyyen boş kalacak Uzuvlar yok olmuş Üç maymunu oynamakta Saman da olsa doldur kafatasına Gün gelir lazımdır zaman da Ankara Zuhal Erdoğan |
Kocamış Şehir
Gökyüzüne baktım sessizdi Martıların çığlığında... Akşamdan kalma Birkaç yıldız bakan koca şehre Düşüncelerin iniltisinde bir yalnız var sanmış Pecmurde insanların yaşamak istediği... Hayata... Başkaldırıcasına Nankör Bozguncu koca şehir Labirent gibi sokak aralarında Tıpkı gözlerindeki nur gibi Söndürüyor birer birer aydınlığını Fahişe kılıklı caddeleri Sevindirmeye Belki korkutmaya Belki yutmaya arıyordu Çakal ulusu sessizliğinde beni Ne tezat yayları var şu koca şehrin İnişli çıkışlı tıpkı sen gibi Sevgili Bebeğin dilinden düşen ilk sözcük Gelgitleri ardına sığındırmış bir çocuğun Bir gencin umuduna tünemiş Hatıralarında var olmuş ihtiyar heybelinin Bildirmemiş parıltısındaki feryadını Sevdası türkülerinde Sinelere yapışmış çoğu zaman Sazın telinde Neyin her deminde Tarih olmuş gidememiş de Tek tek anlatmaya luzum yok cadde ve sokaklarını Herbiri karışık herbiri mahsun Herbiri Lakin Keskin bakışlar Buz kesmiş eller Yanmaya yüz tutmuş kor yürekler Onda Alevi sessiz,gözyaşı sensiz *******i hain Kocamış şehrin Tanımaya değer Yaşamayı sever Gizlidir elemler kederler Sen yinede bir dilek tut onun için Sevgiliye benzer Yenilgiye hazımsız Galibiyete hazırsız Tüm aşklara yarınsız İstanbul... Zuhal Erdoğan |
Mı,Mi Aşk
Aşk düşünmek miydi Sabahın seherinde Kardeleni okşamak soğuk kuytusunda Anlamsızlaşmak mıydı teninde Kavuştukça sıcaklığına Yok olmak mıydı avuçlarının gölgesinde Küçülmek miydi Neydi? Nihavent makamları mı söylemekti aşk Güneşin doğuşunu izlerken Bilinmeyen miydi Seninle sonsuza giderken Ayak altına serilen engel miydi yoksa Aşk artık burda oturmuyor dediler Senide mi buna inandırdılar Adresi belli mi ki zaten Nerede ne zaman ne yapar Hangi tarftan nasıl niye gelir Parmak ucundan mı gelir Ve oradan da gider mi? Barınağı neresi bilir misin Gözlerde Sözlerde Gönlünün taa derinliğinde mi Nerede yaşar Neslihan’larda vardı bildiğin Tek aşk Duyduğun özlediğin Aslı gibi Şirin gibi Leyla gibi ya da Bilir misin Onların da isimleri sahteydi Kimbilir belki aşkları da Aşkı Anlatmak İstemeyişin Ondan Gözden kalbe Kalpten dudağa giden seferler gibi İşte aşk o zaman aşk mı? Bazen özlem vuslat hasret Bazen ihtiras umut şehvet Aşkı her gün yazmıyor musun Her nefeste yârin resmi belirmiyor mu Düşün Aklın çağlayanların Özlemlerinin ana dilimi oldu aşk Acımasız mı sadece Acının türküsü ağıdı Fırtınası hiç eksik olmayan bir limanda Bekleyişmi yoksa Çözülemeyen problem Satırbaşımı aşk ya da şıklardan biri mi Yaşanan üç beş mutluluktan mı ibaret Sence aşk Yalnızlığın çoğul hali mi? Zuhal Erdoğan |
O, nü
Bozdurdum yalnızlığımı Hayata Hayatı anlayabilmek için Harcıyorum onu... Zuhal Erdoğan |
Sağanak Bir Yağmurdu Gidişin
Arşınladığın uykusuzluğuma hasret süngüsü çekti gözlerin. Bayraklarını indirerek yüreğinin gökyüzüne tırmanmıştım bir zamanlar. Adamım… Kurşun gibi ağırdı yokluğun. Biliyor musun, dudaklarından dökülen son cümle neydi? Unuttum peşinde giden adımlarımı, her gün birkaç boyuttan bakardım oysa sana. Yalnızlığın baş başalığındaydın, ışığın görünmeyen taraflarındaydın ve adresimi son hoşçakalında kaybettin. Örtülen yüreğine bebek kokun sinmişti. Öfkelerimizin nöbetleri başlayınca sağanak bir yağmura tutulurduk. Arsız *******de şiirlere düşürülmüş dipnotlar gibiydik. Kucağında umut taşıyan, sesinde gülücük barındıran bütün yalnızlıkların çadırlarına uğrardık ve biz kendimizi dinlerdik. Kokunla uyuyor, kokuna başımı yaslıyor, kokunla dalıyorum şimdi. Savaşırken bile yenik düşmüş savaşçıların kaderi ellerimde. Tarumar gözlerindeki o ateş yakıyor bedenimi. Kan revan içinde kalan yüreğim GÜL YÜREKLİM’li şiirlerde seni, sesini soluyor şimdi. Ağırlığının altında ölüm sessizliği, cendereler içine düşmüş ölümleri düşlemedim oysa. Özlemedim başka hiçbir şey. Toz duman içinde çevrem, çamura bulanmış mavilerim, çoğu zaman uçtu küllerim, bazen de güllerim, ama sen, göremedin. Yine de düşünmedim son olmayı, savrulmayı ve sensiz solmayı. Soyutlandım tüm yalanlardan, riyalardan ve günahlardan, hatta hayattan. Usul usul çekilen ömür gölgesinden bile. Gözyaşlarını da sevdim, onu sevdiğim kadar ahh bilseydi. Bilseydi yüreğimdeki bu mevsim sonu yağmurlarda bir ömür yaşayacağını. İçimizdeki olmazların devleriyle savaşmayı göze alamadı, dizelerde açlığımızı pekiştirdik, şiir sularında yıkandık. Gün batarken acı çekerken güneş, biz ufuklardaki kızıllığa avuçlarımızı açtık. Biliyordu. Biliyordum ki, güneş ayrılıklara doğmazdı. Güneşin göğe veda etmesine benzerdi ayrılık. Damarlarımızı açan aşkla biz yüzerek ulaştık derya yalnızlığımıza. Korkunun adalarında çiçekler yetiştirdik yine de. Şimdi, kırılan bir umudun yaren yüzünde ellerimiz dizlerimizde ve dilimizdeki hüznün şarkılarından fallar açıyoruz ‘ayrılık da sevdaya dahil’diyerek. Yüreğimizden silinmeyen ipeksi öpüşlerin grizu patlamalarında çoksesli bir yağmurun sesini dinliyoruz. Yüreğimizin polenleri solgun ve tepemizdeki kırlangıç bulutlarına dert yüklüyoruz. Dudaklarımızda kurşun bir yalnızlık, bastırılamamış cümleler eriyor hüznün mumyalanmış kentlerinde. Biliyorsun adamım, o hepimizin içindeki haylaz ve uslanmaz çocuk gelişin gibi gidişini de lodosladı. Kapandı avucumuzdaki mutlu yaşam, sokaklarda dans etmiyor artık sevdalılar. Bir kuru ekmek, kuru umut teknesinde dağlar duman, sevda biliyoruz ki, hep yaman kelime. Bilmelisin ki, üşüyor ellerim bebek kokulum üşüyor, bu İstanbul sokaklarında. Zuhal Erdoğan |
Sokak
Yaşam alnımın ortasında Ben yaşamın tam yarısında Bakıyorum kanadımın kırıldığı yerden Facia! Diğer yarım çok uzakta Arıyorum Hayat beni ben hayatı zorluyorum Sebepsiz Ona ait hayatım bana döndü yüzünü Bakıyorum… Sokakları korkulu Caddeleri ıslak, gözleri gibi Bir kahve söyledim o sokakta İçerken mis kokan tenini… Göçükler arasında kalan tek koku O da yansın Deli yüreğimle birlikte Yanık kokusu ki, acı Gözyaşlarımla beslediğim o umut Sessiz Cesaret yumağı o adam Nerede? Ne teni ne kokusu Ne de adı bende Soğuk duvarlarına sürsem yüzümü Terin sürülür Ya yar O sokaktan kaçmalıyım Belki sokağı da yakmalıyım Zuhal Erdoğan |
Şizofreni aşk
Yazabilirim seni sonsuza dek sayfalarca Bedenimde çirkinliğim ağır gelmez o zaman sana Kelimelerim kor olmuş yakarken Gözlerin gezinir karanlığımda Sevseydin… O zaman sadece bir erkek olurdun Dişi bir beyazlığa vurgun Senden öteye gidemedim Yanımda olmayışın ağırıma gitmiyor artık Varlığın yetiyor onu seviyorum Cümle değil seni sevmek Bir kavga Bir döngü kendine Kendinden geçme anı Kör olma Bir nefes kesilmesi ki, Boğar Dönülmez geri yoksun biliyorum İyileşiyor beynim Kurtuluyor yabancılığından Karanlığın üstümde Sensizlik diye bir şey yok çünkü Uyanana kadar adını tekrarlıyormuşum Hiç bir şey kalmıyormuş üstümü örten Sığındığım tek cümlem Seviyorum seni… Her gece bu kusursuz acıyla seviştiğim Yaramı dindirmiyor sensizlik Sensizlik diye bir şey yok çünkü Öldürmekten daha kuvvetli olandır Senin için ölebilmek Sensiz ölüyorum ben Sensizlik diye bir şey yok O acının ruhuma biçilmiş bedeli O nedenle hep seninleyim Ne acıyı sevdim senden gelen Nede sensizliği Yokluğunu öptüm yendim özlemini Kokun yokluğunda Nasıl bir şey bu… Seni büyütüyorum içim de Sevdalar büyütüyorum senli Kanıma karışıyor avu gibi görmeyişim Ölemiyorum da Unutamıyorum da Durup durup seviyorum seni Unutmak istiyorum Bir zaman dilimi bulup Sonra bir tutam zehir alıp elime Bir tutam zehirle başlıyorum seni silmeye Eğer unutursam öleyim diye Bu saatlerde yazmalı değil yaşamalı seni Şehrin uykuya sönük savunmasız anında Sen yanımda Binlerce şehir gibi yenilmeli Gözlerim sana kapanınca seni görmeli Zuhal Erdoğan |
Tuzlu Gülüş (maskeli)
Yosma kaldırımların, Apış aralarında gezinir olmuş, Yerle gök arasına sıkışmış Mert sevdalar Sahte gülüşler bırakmış melekler İnsan bildiğimiz yüzlere Simalarda Kıvrılıyor ince gülüşler Ve Sızıyor kahkahasına Sahteliğin İnsan insan olalı unutmuş ağlamayı Vurmuş da ayın nuru semadan Döner olmuş karanlığa, O çirkinleşmiş suratını İnsan insan olalı… Derim ki Gelsin tüm arsızlığıyla Dönüşsün gözyaşına Dönüşsün gözyaşına Ki Hoyratça Arşınlasın bedeni Sonsuza Sıcaklığıyla İnceden Tuzlu gülüş Ruh ersin Yeni yüzüne… Zuhal Erdoğan |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:03 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.