www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Zuhal Erdoğan (https://www.cakal.net/showthread.php?t=84076)

Shekil 08-25-2007 12:35 AM

İnsandım

kurbağalar vardı

insan gibi

sevmezdim kurbağaları
insandım

karıncalar vardı
karınca yuvaları

yemek taşırdım
insandım

sonra kuşlar vardı
kuş
öldü
gömdüm dua ettim

insandım

acı vardı gözyaşı

ağladım acıdım

attım

ben iki kişiyim


Ankara

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:35 AM

İz

Hepimiz birer melek
Hepimiz birer ölüm
Ağaç ölüm kokuyor
Ben ağaç
Ağaç ölüme yaslanmış
Ben ağaca
Hepimiz birer Adem
Kim yada kimse sizlik
Sessizlik
Düşlerimizi büyüttüysek yollarda
Hepimiz birer yolsuz
Yol sus
Renkleri biz biçmişsek güllere
Hepimiz birer renksiz renk siz
Siz kimsiniz
Renksiz sessiz
Kimlik siz kimliksizsiniz
İç içe geçmiş ruhların arasında
Dolaşan biz
Ruhsuz
Ruh sus
Siz biz hepimiz
Birer(iz)
Ses(iz)
Renks(iz)

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:35 AM

Kafatası

Boş küreden ibaret kafatasları
Etrafında dönen sinek saz vızıltısı
Ya yapıştıracak kuvvetli bir vuruş,
Ya da ebediyyen boş kalacak
Uzuvlar yok olmuş
Üç maymunu oynamakta
Saman da olsa doldur kafatasına
Gün gelir lazımdır zaman da


Ankara

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:35 AM

Kocamış Şehir

Gökyüzüne baktım sessizdi
Martıların çığlığında...
Akşamdan kalma
Birkaç yıldız bakan koca şehre

Düşüncelerin iniltisinde bir yalnız var sanmış
Pecmurde insanların yaşamak istediği...
Hayata...
Başkaldırıcasına
Nankör
Bozguncu koca şehir
Labirent gibi sokak aralarında
Tıpkı gözlerindeki nur gibi
Söndürüyor birer birer aydınlığını
Fahişe kılıklı caddeleri
Sevindirmeye
Belki korkutmaya
Belki yutmaya arıyordu
Çakal ulusu sessizliğinde beni

Ne tezat yayları var şu koca şehrin
İnişli çıkışlı tıpkı sen gibi
Sevgili

Bebeğin dilinden düşen ilk sözcük

Gelgitleri ardına sığındırmış bir çocuğun

Bir gencin umuduna tünemiş

Hatıralarında var olmuş ihtiyar heybelinin

Bildirmemiş parıltısındaki feryadını
Sevdası türkülerinde
Sinelere yapışmış çoğu zaman
Sazın telinde
Neyin her deminde
Tarih olmuş gidememiş de
Tek tek anlatmaya luzum yok cadde ve sokaklarını
Herbiri karışık herbiri mahsun
Herbiri
Lakin
Keskin bakışlar
Buz kesmiş eller
Yanmaya yüz tutmuş kor yürekler
Onda
Alevi sessiz,gözyaşı sensiz
*******i hain
Kocamış şehrin
Tanımaya değer
Yaşamayı sever
Gizlidir elemler kederler
Sen yinede bir dilek tut onun için
Sevgiliye benzer
Yenilgiye hazımsız
Galibiyete hazırsız
Tüm aşklara yarınsız
İstanbul...

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:35 AM

Mı,Mi Aşk

Aşk düşünmek miydi
Sabahın seherinde
Kardeleni okşamak soğuk kuytusunda
Anlamsızlaşmak mıydı teninde

Kavuştukça sıcaklığına
Yok olmak mıydı avuçlarının gölgesinde
Küçülmek miydi
Neydi?

Nihavent makamları mı söylemekti aşk
Güneşin doğuşunu izlerken

Bilinmeyen miydi
Seninle sonsuza giderken
Ayak altına serilen engel miydi yoksa

Aşk artık burda oturmuyor dediler
Senide mi buna inandırdılar
Adresi belli mi ki zaten
Nerede ne zaman ne yapar
Hangi tarftan nasıl niye gelir

Parmak ucundan mı gelir
Ve oradan da gider mi?

Barınağı neresi bilir misin
Gözlerde
Sözlerde
Gönlünün taa derinliğinde mi
Nerede yaşar

Neslihan’larda vardı bildiğin
Tek aşk
Duyduğun özlediğin

Aslı gibi
Şirin gibi
Leyla gibi
ya da
Bilir misin
Onların da isimleri sahteydi
Kimbilir belki aşkları da

Aşkı Anlatmak İstemeyişin Ondan

Gözden kalbe
Kalpten dudağa giden seferler gibi
İşte aşk o zaman aşk mı?

Bazen özlem vuslat hasret
Bazen ihtiras umut şehvet

Aşkı her gün yazmıyor musun
Her nefeste yârin resmi belirmiyor mu
Düşün
Aklın çağlayanların
Özlemlerinin ana dilimi oldu aşk
Acımasız mı sadece
Acının türküsü ağıdı
Fırtınası hiç eksik olmayan bir limanda
Bekleyişmi yoksa
Çözülemeyen problem
Satırbaşımı aşk ya da şıklardan biri mi
Yaşanan üç beş mutluluktan mı ibaret
Sence aşk

Yalnızlığın çoğul hali mi?

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:36 AM

O, nü

Bozdurdum yalnızlığımı

Hayata

Hayatı anlayabilmek için

Harcıyorum onu...

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:36 AM

Sağanak Bir Yağmurdu Gidişin

Arşınladığın uykusuzluğuma hasret süngüsü çekti gözlerin. Bayraklarını indirerek yüreğinin gökyüzüne tırmanmıştım bir zamanlar. Adamım… Kurşun gibi ağırdı yokluğun. Biliyor musun, dudaklarından dökülen son cümle neydi? Unuttum peşinde giden adımlarımı, her gün birkaç boyuttan bakardım oysa sana. Yalnızlığın baş başalığındaydın, ışığın görünmeyen taraflarındaydın ve adresimi son hoşçakalında kaybettin.
Örtülen yüreğine bebek kokun sinmişti. Öfkelerimizin nöbetleri başlayınca sağanak bir yağmura tutulurduk. Arsız *******de şiirlere düşürülmüş dipnotlar gibiydik. Kucağında umut taşıyan, sesinde gülücük barındıran bütün yalnızlıkların çadırlarına uğrardık ve biz kendimizi dinlerdik.
Kokunla uyuyor, kokuna başımı yaslıyor, kokunla dalıyorum şimdi. Savaşırken bile
yenik düşmüş savaşçıların kaderi ellerimde. Tarumar gözlerindeki o ateş yakıyor bedenimi.
Kan revan içinde kalan yüreğim GÜL YÜREKLİM’li şiirlerde seni, sesini soluyor şimdi.
Ağırlığının altında ölüm sessizliği, cendereler içine düşmüş ölümleri düşlemedim oysa. Özlemedim başka hiçbir şey. Toz duman içinde çevrem, çamura bulanmış mavilerim, çoğu zaman uçtu küllerim, bazen de güllerim, ama sen, göremedin.
Yine de düşünmedim son olmayı, savrulmayı ve sensiz solmayı. Soyutlandım tüm yalanlardan, riyalardan ve günahlardan, hatta hayattan. Usul usul çekilen ömür gölgesinden bile.
Gözyaşlarını da sevdim, onu sevdiğim kadar ahh bilseydi. Bilseydi yüreğimdeki bu mevsim sonu yağmurlarda bir ömür yaşayacağını. İçimizdeki olmazların devleriyle savaşmayı göze alamadı, dizelerde açlığımızı pekiştirdik, şiir sularında yıkandık. Gün batarken acı çekerken güneş, biz ufuklardaki kızıllığa avuçlarımızı açtık.
Biliyordu. Biliyordum ki, güneş ayrılıklara doğmazdı. Güneşin göğe veda etmesine benzerdi ayrılık. Damarlarımızı açan aşkla biz yüzerek ulaştık derya yalnızlığımıza. Korkunun adalarında çiçekler yetiştirdik yine de.
Şimdi, kırılan bir umudun yaren yüzünde ellerimiz dizlerimizde ve dilimizdeki hüznün şarkılarından fallar açıyoruz ‘ayrılık da sevdaya dahil’diyerek. Yüreğimizden silinmeyen ipeksi öpüşlerin grizu patlamalarında çoksesli bir yağmurun sesini dinliyoruz. Yüreğimizin polenleri solgun ve tepemizdeki kırlangıç bulutlarına dert yüklüyoruz. Dudaklarımızda kurşun bir yalnızlık, bastırılamamış cümleler eriyor hüznün mumyalanmış kentlerinde.
Biliyorsun adamım, o hepimizin içindeki haylaz ve uslanmaz çocuk gelişin gibi gidişini de lodosladı. Kapandı avucumuzdaki mutlu yaşam, sokaklarda dans etmiyor artık sevdalılar. Bir kuru ekmek, kuru umut teknesinde dağlar duman, sevda biliyoruz ki, hep yaman kelime. Bilmelisin ki, üşüyor ellerim bebek kokulum üşüyor, bu İstanbul sokaklarında.

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:36 AM

Sokak

Yaşam alnımın ortasında
Ben yaşamın tam yarısında
Bakıyorum kanadımın kırıldığı yerden
Facia!
Diğer yarım çok uzakta
Arıyorum
Hayat beni ben hayatı zorluyorum
Sebepsiz
Ona ait hayatım bana döndü yüzünü
Bakıyorum…
Sokakları korkulu
Caddeleri ıslak, gözleri gibi
Bir kahve söyledim o sokakta
İçerken mis kokan tenini…
Göçükler arasında kalan tek koku
O da yansın
Deli yüreğimle birlikte
Yanık kokusu ki, acı
Gözyaşlarımla beslediğim o umut
Sessiz
Cesaret yumağı o adam
Nerede?
Ne teni ne kokusu
Ne de adı bende
Soğuk duvarlarına sürsem yüzümü
Terin sürülür
Ya yar
O sokaktan kaçmalıyım
Belki sokağı da yakmalıyım

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:36 AM

Şizofreni aşk

Yazabilirim seni sonsuza dek
sayfalarca
Bedenimde çirkinliğim ağır gelmez o zaman sana
Kelimelerim kor olmuş yakarken
Gözlerin gezinir karanlığımda

Sevseydin…
O zaman sadece bir erkek olurdun
Dişi bir beyazlığa vurgun

Senden öteye gidemedim
Yanımda olmayışın ağırıma gitmiyor artık
Varlığın yetiyor onu seviyorum

Cümle değil seni sevmek
Bir kavga
Bir döngü kendine
Kendinden geçme anı
Kör olma
Bir nefes kesilmesi ki,
Boğar
Dönülmez geri yoksun biliyorum
İyileşiyor beynim
Kurtuluyor yabancılığından
Karanlığın üstümde
Sensizlik diye bir şey yok çünkü

Uyanana kadar adını tekrarlıyormuşum
Hiç bir şey kalmıyormuş üstümü örten
Sığındığım tek cümlem
Seviyorum seni…

Her gece bu kusursuz acıyla seviştiğim
Yaramı dindirmiyor sensizlik
Sensizlik diye bir şey yok çünkü

Öldürmekten daha kuvvetli olandır
Senin için ölebilmek
Sensiz ölüyorum ben

Sensizlik diye bir şey yok
O acının ruhuma biçilmiş bedeli
O nedenle hep seninleyim
Ne acıyı sevdim senden gelen
Nede sensizliği

Yokluğunu öptüm yendim özlemini
Kokun yokluğunda
Nasıl bir şey bu…
Seni büyütüyorum içim de
Sevdalar büyütüyorum senli
Kanıma karışıyor avu gibi görmeyişim
Ölemiyorum da
Unutamıyorum da
Durup durup seviyorum seni

Unutmak istiyorum
Bir zaman dilimi bulup
Sonra bir tutam zehir alıp elime
Bir tutam zehirle başlıyorum seni silmeye
Eğer unutursam öleyim diye
Bu saatlerde yazmalı değil yaşamalı seni
Şehrin uykuya sönük savunmasız anında
Sen yanımda
Binlerce şehir gibi yenilmeli
Gözlerim sana kapanınca seni görmeli

Zuhal Erdoğan

Shekil 08-25-2007 12:36 AM

Tuzlu Gülüş (maskeli)

Yosma kaldırımların,
Apış aralarında gezinir olmuş,

Yerle gök arasına sıkışmış
Mert sevdalar
Sahte gülüşler bırakmış melekler
İnsan bildiğimiz yüzlere
Simalarda
Kıvrılıyor ince gülüşler
Ve
Sızıyor kahkahasına
Sahteliğin

İnsan insan olalı unutmuş ağlamayı
Vurmuş da ayın nuru semadan
Döner olmuş karanlığa,
O çirkinleşmiş suratını
İnsan insan olalı…
Derim ki
Gelsin tüm arsızlığıyla
Dönüşsün gözyaşına



Dönüşsün gözyaşına
Ki
Hoyratça
Arşınlasın bedeni
Sonsuza
Sıcaklığıyla
İnceden
Tuzlu gülüş
Ruh ersin
Yeni yüzüne…

Zuhal Erdoğan


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:03 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.