![]() |
-Şükür
Bir vakitsiz geliş öyküsü anlatılıyordu akşam Sırf yalancı çıkmasın diye zarif hikâyeci Şöyle bir uğradı sevgili soframıza Çakırkeyf sözcükler eşliğinde Katıldı aramıza Toprak kokuları aldık Nurlu sular fışkıran teninden Mekân bir anda yoklukla doldu Zaman kurtulmak istiyordu elinden Zevke dair şiirler mi söylüyordu ne Sözlerinde en yüce hazlardan izler Denizler nefesiyle köpürmelerde Gökler gözler kadar sessizler Eşsiz nağmeler melekler orkestrasından Güftekâr diz çökmek üzereyken Derin bir itaatle sakinin önünde Bir velveledir ki koptu Ve ışık hızıyla haberci Çıka geldi ferman elinde Kadehler çatlayıp durmada Dizlerimizden eksilmede derman Bir uğultu sarmada gök kubbeyi Yıldızlar telaşla kaçışmada Ve tan ağarmada Gönülsüz rüyaların bittiği ana şükür Şükür çekip gidişine sevgilinin Geceye şükür… Sehere şükür… |
-Tövbe Bozumu...
Bir ikindi vaktinin boynu bükük hüznü Elinden tutarak gün görmüş gölgelerin Akşamı karşılamaya çıktığında Gözlerinin ışığını çağırmam gerek Hava kararmaya başladığında Unutmam gerek ellerinin müşfik sıcaklğını uyutmam gerek içimdeki alevlerle oynayan cocuğu Bir yarım gamzeyle idare etmem gerek Bitirmem gerek bu pusulasız yolculuğu Gözlerime söz geçirebilsem bir kerecik Hayallerim reddetmese yalvarışlarımı Tövbemi bozmasam her nefes alışımda Bir de uslandırabilsem göz yaşlarımı Kükremelerle sarsmasa gönlümün dağlarını Parçalayıp kaçmasa kafesini şu huysuz aslan Baş mı eğerdim bu hırçın sevdalara Sen olmasan |
-Unuttum Yokluğunu
Çokluğunu fark ettim neden sonra Unuttum yokluğunu Dudaklarının titrekliğini ilan ediyordu deniz Dalgaların havayla her temasında Bir çılgın öykünün izini buldum Benim olmadığın her anın inadına Her salise senin oldum Çekik gözlerini dikmiş gözlerime Ufuk kırık dökük anılarla meşgul Renklerin yeşile karşı hain ittifakında Parmağı var biliyorum haşin seherin Ve o aşina seher ilk kez baş kaldırıyor Sabaha emanet ettiğim umutlarıma Kezzaplar ekiyor özenli bir ıslarla soluğu Ama ben hala güveniyorum bulutlarıma Yoksulluğunu kutsuyorum sevdanın Elinden tutup gezdiriyorum ayrılığı Unutmuşluklara, unutulmuşluklara Şiirler söylemiyorum artık Umut bağlamıyorum dost ufuklara Çokluğunu fark ediyorum neden sonra Unutuyorum yokluğunu |
-Üşüme Vakti, Ya da…
Tam da üşüme vaktiydi Hani yarım baharların Cana kastı vardır ya Zaman öyle bir zaman… Gecenin Tanrı misafirini Ağırlama telaşına düşmeden Akşamın gamına beşikler bulmak gerek Derin uykulardır kederin süs aynası Gömüp aynalara abus çehreleri Uyanıklık telaşından kurtulmak gerek Sevmeyi ertelemek gerek Kara sevdaya isyan vaktidir seher Bir tek sehere o yüzden Bin sabah kurban etsek, değer… Kaçıran sevgili değil Yıldızların neşesini Meğer zifiri karanlıklarla Ufkun ittifakıymış Yırtıveren güneşin peçesini Demli çaylar tükettiğimiz Kendine özgü şafakların birinde Düştün hayalimize yine Teklifsiz, tekellüfsüz Kıskanılacak bir vakar Ve sadelik içinde Devran öyle bir devran… … |
-Yani Ben
hiç asmadığın bir tablo duvarlarına tuvaline uğramayan renk cümbüşü... ve gönlümün ebemkuşağı öylece sahipsiz asılı gök yüzüne yaprağını hiç kıpırdatmayan rüzgar toprağının yarıklarından hiç sızmayan yağmur tarlana hiç ekilmeyen bereketli tohum sessizlik orkestralarına yazılan beste bir çift kulak bulamayan öksüz ve yalnız seda ebedi ve ezeli sükut bir tek harfe bile hasret anlam bir sözcüğe bile rastlamamış mana hiç bir cümlede kullanılmamış virgül bir gül ki dikensiz, kalkansız bin bir tabyayla sarılmış surlarla örülü bir yüreğe güçsüz ordularla hücum eden beceriksiz bir kumandan mengenelerle ahbap bir can prangalara teslim yürek milyonlarca zincir,binlerce kürek ve can çekişmekle meşgul bir heyecan gözlere geri dönmek isteyen, kirpiklere asılı iki damla yaş omuzlar üzerine zorla tutturulmuş bir baş işte böyle bir şey hayat arkadaş! |
-Yani Hiç
Bir çiçeğin çiy tanesini kucaklaması gibiydi Açman kollarını hasretle benden yana Belki de sırf bu yüzden Bu yüzden evet Sarılmalar doyasıya olmadı hiç Bir kelebeğin telaşla kaçışması gibiydi Gelip bahçemizde şöyle bir gözükmen Belki de sırf bu yüzden Bu yüzden evet Bahçemiz mamur olmadı hiç Bir arının çiçekle öpüşmesi gibiydi Dudaklarının yüzümüzle ünsiyeti Belki de sırf bu yüzden Bu yüzden evet Dudaklarım yorulmadı hiç Tavus kanatlarını seyretmesi gibiydi Gözlerimin gözlerinde gezinmesi Belki de sırf bu yüzden Bu yüzden evet Gözlerim ufuklarla tanışmadı hiç Dilsizin sağırla konuşması gibiydi Dilimin sözcüklerle alış verişi Belki de sırf bu yüzden Bu yüzden evet Senelerdir hatırım sorulmadı hiç Bir meleğin kanat çırpması gibiydi Gözlerini kırpıştırarak el sallayışın Belki de sırf bu yüzden Bu yüzden evet Ayrılıklar ölümcül olmadı hiç |
-Yani Sabah…
Sel olmayı seven sularla buluştuk Bulutların öfkesinden çekinmeyerek Can, sıkıntıyla barışmış, keder bizden biri Göz dikmişiz neşenin sarp kayalıklarına Şu cilveli akşamın en hüzünlü deminde Kapanmışız karanlığın ayaklarına Can dudağa tutunmuş kalmış Geceden biraz önce, akşamdan biraz sonra Ak alnımızda ihlâssız secde kırıntıları Bir titreyiş kaplamış serin suları Biri kaşlarını çatmış, nedeni gerçekten meçhul Makbul bir söz bulamayıştan sekteye uğramış dua Eller, çoktandır avuç olmayı unuttu gülüm Parmak uçlarımızla dikenlerin sevdası Sözü şiir yapmaya yetmez bilmez misin? Bilmez misin hiç bitmez, ellerin Avuç olma hülyası Hangi rakkaseyi bekliyor meydan Hangi çalgıya nasip bu fersiz soluk Sarhoşluğumu hoş gör diyor Uçsuz bucaksız bir deniz Zifiri karanlıklara oluk oluk Seherler dökülüyor |
-Yeni Baştan…
Bir nefes bir nefes daha, yeni baştan Soluksuzluğumda günahın var çünkü Vebalin var her nefes ölüşümde Ve bir büyük mucizen Her nefes dirilişimde Hayatı yorgun kollarımızla sarıp sarmalama çabası Ve sonra okşamak umutların kırlaşan saçını Kâbuslar kurgulamak geleceğe dair Kederli Ankara akşamlarında… Bir umut bir umut daha, yeni baştan Esenlik dileklerine has dualar Kederlere tebdil hava vermeler Kurtulma ayinleri, telaştan Sensizliğin yan etkisi çok anlayacağın Bensizliğe hiç benzemiyor sensizlik Sensizlik hepten kimsesizlik Bir selam bir selam daha, yeni baştan Çek al gönlümü kalabalıklardan Sessizliğe buyur et beni, sessizliğe Ayırt et diğer aşıklardan Günüm günüme uymuyor doğru Gelişler gidişler içindeyim Gezginim muhtelif dünyalar arasında Nerde olsam ama seninleyim Kimle olsam sendeyim |
-Yeşilin Vedası
gecenin tam yarısı uykuyla ihtilaftayız belki sehere çok az kalmış belki bir daha şafağa ulaşamayız iğneli fıçı gibi şimdi gözlerin ve yüreğim usul usul akmada gözlerine şimdi ve kapanmak üzreyken göz kapakların kirpiklerini veda niyetine okşayan yüreğimdi.... evet şu anda...şimdi mağrur başım ey kader hükmüne saygıyla eğildi evet şu anda şimdi bütün kainat mezar bütün canlılar ölü her kırmızı gül fidesinde açıp durmada aralıksız bir siyah fanilik gülü eylüle yenik düşmemek için ağustos sıcaklarında daha nazlı yeşiller solmayı seçmişti açıktı gönül kapımız ve o hür bir kuştu kanat çırpışlarından anladım biraz yorgun ve sarhoştu yüreğimi takmak istedim kanatlarına nazarlık niyetine çoktaaan uçmuştu |
-Yine de
sensizlik öfkeli dolular gibi yağıp durmada şemsiyesiz başıma karanlık koymuş ağlayışın adını gece... ninni söylemeyi unutmuş bir annenin kucağında yıldızlar uyanık,kederli ve çok uzaaaaaktalar... pencereler aralasaydı felek yeşilliklere gözlerini açınca gördüğün gözlerim olsaydı saçlarını bir kez salsaydın omuzlarıma omuzlarım taşırdı dünyayı hiç üşenmeden hele bir de birlikte uyumalara vakit kalsaydı umrunda olmak güzel şey yine de bir şey ifade etmek imkansızlıklarda yüz binlerce nefes içinde bir tek soluk bir tek tebessüm milyonlarca kahkaha arasında bir kısa iç çekiş, sessiz ve nedensiz ağlamalarda… umrunda olmak güzel şey yine de gerisi vallahi umrumda değil… |
-Yoksa Küstün mü Yine
Uykunun yolunu yüzün mü kesti yine Saçlarında kaybolan gece miydi yoksa? Ay yüzüne resim yapan dudakların mıydı Seher vaktine buzlu şerbetler kavuşturan Ellerin miydi bir solukta Kaşlarını ufka neden siper yapmadın Kirpiklerin yağmadı düşman bakışlarına Ürkmedi gecenin kalleş efkarı, yürüyüşünden Bir taş atmadı gamzelerin korku kuşlarına Her gördükçe derdim artmada diyor sevgili Ayrılıklarla sükun bulmada dalgalarım Bu yüzden anlamıyor musun, bu yüzden Ayırılıklara umut bağlamlarım Gönlümün başını alıp gittiği *******de Keşke saçlarını salmasaydın rüzgara Böyle suskunluklara mahkum olmazdım Umut bağlamazdım karanlıklara Soğuk yüzlü *******den korkmuyorum artık Üşümüyorum buz saçaklı zemherilerde Ellerimi koyuyorum yüreğimin üstüne Vefa arıyorum kelimelerde Kadehle aramda derin bir sorun Şarabı sirkeye çevirmiş felek Sözün ucunu da iyice kaçırmışım Şiir söyleyeceğim diyerek |
-Yüzde yüz Eylül
Şimdi şifalı ellerini Şöyle alnıma koyup Yüreğimi yüreğine indirmenin Tam da zamanı Çünkü mevsim yüzde yüz güz Çünkü ay yüzde yüz Eylül… Çetin bir gün yani, yol yokuş yokuş Yorgun bir kuş kanatlarına küsmüş Rüzgâr söylemedi istediği Türküyü diye Bir yaprak bir dala küsmüş Tanrıya yalvarmanın tam da zamanı Zamanı gözlerini çevirip göğe Ayetet-el kürsi okumanın Çünkü mevsim yüzde yüz güz Çünkü ay yüzde yüz Eylül… Kirpiklerin bir okşuyor Bir okluyor geceyi Bulmak imkânsız Kara gözlerinin izini Dizini seherin dizlerine Dayamış felek Çehresini şafaklara Çevirmiş Şimdi “bir al şale bürünmenin” zamanı Yürümenin zamanı şimdi Çünkü mevsim yüzde yüz güz Çünkü ay yüzde yüz Eylül… Yol upuzun, güvenli ve aşina İz belirsiz, yön meçhul, işaretler sökülmüş Yıkılmış oteller, harabe istasyonlar Dökülmüş ağaçların yüzü kara toprağa Sularda belli belirsiz titremeler İnlemeler şükre ve dualara karışmış Can korkusu yolcularda, eşkıya kaygısı Saygı duyulmuyor araba markalarına Beygir gücüne, fren emniyetine… Konfora… Zora düşmüş ki gönüller sormayın gitsin Yol boyunca taçsız taşsız gariban mezarları İhlâssız fatihalara itirazda: biz ölmüş müyüz? Bir fısıltı, bir dedi kodu, bir başkaldırış kervanda Kervanbaşı hain miymiş neymiş ve cümle pusulalar arızalı Can havliyle öksürmeler, abdest tazelemeler taze dualar için Heyy kaybolan ruhlar şu uçsuz bucaksız gökten Bir yıldız da siz seçin… Diye bir seda yankılanmada heyyy Çünkü mevsim yüzde yüz güz Çünkü ay yüzde yüz Eylül… |
******.............Sunum
Tam dumanların koynuna girmişti ki tepe Bir titretme aldı arzın derinliklerini Bulutlar korkusunu yensin diye boşa bekledik Boşa yırttık dağın eteklerini Bir patika yolda zamanın izleri Gözleri çapaklanmış dev anasının Boy aynasına ihanet etmiş bir yüz Kesmiş gamzeleriyle bir kız öz bileklerini Dileğimi sorma ey tavus kanatlı dilber Gözlerimi diktiğim gökte hayalin yok senin Ellerinin çoktan bitti yüzümdeki görevi Çekti felek perdesini gözlerinin Önünde el pençe divan durmaktayım Mahkeme-i kübra mübaşirinin Hakimin hükmüne kurban Kurban al renkli sehpalara Ve ak sabahlara Ben dumanlı palandöken tepelerinde Sevdalara ne derin mezarlar kazdım Kızdım kefen renkli giysilerine sevdanın Kara kalemlerle ayrılıklara şiirler yazdım |
******.......Bir Kış Günü Tutanağı
Eşkıyanın inmediği bir günü kollayıp Pazılarımla fethetmek istedim şehri Gönül ferahlığıyla uzattım ellerimi Uzaktan kumandalı kelepçelere Mahpusluk istiyordu canım Gardiyanla bir ruh alış verişi… Özbeöz sevgili diyarında Bir hasret yükselişi Bıçak uçlarına havale bir kılcal damar Dikiş tutmayan yaşlı dokular Nasıl da esir almış ufku hey gidi O bildik kadim korkular Güya çıkarmıştık gündemimizden Kasvet rayihalı gurbet türkülerini Dudakları susuzluktan çatlamış Nice can öptü bu gün gözlerimizden |
El en sevdalı fısıltılara niyetlendiğinde bile
ellerinden tutmak isterim derdi, ellerinden… gözlerime güvensizlikler musallat derdi o yüzden beklentim yok gözlerinden… bir eli böylesine kutsayan bir deli belki bir daha gelmez dünyaya derdi hey gidi ellerini öptüğümün güzeli sözü bile elleriyle söylerdi her ele el vermek olmaz derdi konuk ettiğinde yüzünü avuçlarına sanırdım ki dünya daha bir güvende elleri uzaklığı seçtiğinde, bilseniz ne bet kalırdı bende ne beniz ellerinizi birbirinizin ellerine ellerini ellerime verdiği gibi verseydiniz Ölmezdiniz |
Kaçış Zamanın ricat vakti…
Taa seherden başlamıştı kaçış İşte ışıkların kayboluş saati Ufukta belli belirsiz bir heyecan Omzuma bir gölge düştü Kolun sandım Yolcu… ihtirasına esir şu an Bundan …. menzil diye tutturuşu Feleğin kelepçeler vurduğuna bakmayın Özgürlük heykeli gibi muhteşem ellerine İnanmayın pes edişine Çoktandır ayaklarıma Bir meçhul yol düştü Yolun sandım Yürüyüşüm ondan Hey gidi avareliğimin coşkulu bestesi Yani sessizliğe heveslenip ağlayışım Hey gidi etrafımda fır dönen saki Uzaklaş dönmesin başım |
Göç Senfonisi Sakındığı köşklerini açtı düşünmeden
Kırk yılda bir gelen konuğuna Hiç alışamamıştı ama hiç Geçen zaman içinde Yokluğuna Bir şeyler vermek diledi geliş müjdesine Bir sille yedi ki sorma gelişin ta kendisinden O yüzden unutkanlıkları kutsadı Sevdi ihmal edişleri o yüzden En büyük devlet bildi bir anlık gafleti Kırkladı göz yaşlarıyla baş koyduğu yastığı Ne kir kaldı göğün yedi katında Ne bir zerre leke yerin yedi kat dibinde Epey günler geçirdi epey Aşkın sonsuz saltanatında Bir cılız naralanmaya şiir dedik, izin verdi Sizin ulaşılmazınızla sehpaya çıktık biz ******* boyu sürüp giden yolculuklarda Deli gömleklerine hiç yabancı değiliz Yolcuysak eğer …ve … Dağarcık taşıyorsak sırtımızda Başımız dağarcığımız için Aşımız kaselerinize kurban Tutun ellerimizden tutun Çekip gidelim buralardan …. |
İntikam Çifte benlerle geldi üstümüze
Ne savaşlar verdik aşk meydanında Soluklanmadan...bir yudum su içmeden... Ne kerbelalar yaşadık divanında Sessizliği umut belledik nice an Suskunluklardan saraylar inşa ettik Ayrılıklara bir gün bile ağlamadan Nice vuslatlar tükettik Çeşmeler başında pusular kurmuştu iblis Vazgeçtik bir yudum su uğruna orucumuzdan İki kudretli el gibiydi bir çift narin kanat Tutup götürdü bizi kolumuzdan Ah kimler yararlanmadı ki yokluğumuzdan Yoksulluğumuzdan abideler dikdik Her nefeste hazineler bulduk Her solukta eksildik Bir tutam saçla çıktık bahara Alemin en şedit zemherisinden Daha yeşil çalınmadan dağlara Tattık yeşili gözlerinizden Bir ikindi vaktine sığdırıp efkarı *******i azat kıldık kasavetten Seheri kutsadık bakışlarımızla İntikamı böyle aldık felekten |
Diyordu ki Diyordu ki ******* ne kadar amansız
Dermansız bakışların sınırsızılığında... Gözleri kör olmuştu zamanın Sabaha çıktığında Diyordu ki soğuk bir kışın kuşluk vaktinde Dualarımın keser yolunu bin bir sebep İkindilere hasret türküleri söylerim o yüzden Dinleyen gölgelerdir sözümü hep Ve deli fermanlarını alan elimden Sehpalara çıkarılmış hayallerim yine Meğer mahkumiyet alan benmişim Yedi kat göğe kurulan mahkemelerden Celladı irademle seçmişim Urganlar örmüşüm kelimelerden Diyordu ki ölüm ateşli bir dudağın son busesi Yahut bestesi şımarık bir sessizliğin Nihayet duymuştu özlediği sesi Sağır olmadan biraz önce Vuslattı adı çaresizliğin |
Aşk Adlı Eski Arkadaş Aşk adlı eski bir arkadaş
Sekerek yürüyor önüm sıra Toplayarak son kırıntılarını Bitmez sandığımız saltanatın Kolay yalan söylenen Mevsimindeyim hayatın Can sunuluyor kadehlerde Mola verilen her sofrada Yolcuların hepsi körkütük sarhoş Ayık dolaşan bir benim ortada Her zerresi bin esrara bürünen Mevsimindeyim hayatın Her solukta yeni bir kıyamete Uğrayıp durmada dünyam Her solukta toplanmada mahşer Yoklamada herkes tamam.... Kalıntıları toprakla örtülen Mevsimindeyim hayatın |
Gezi Geçitlere al puşilerden işaretler koyarak
Aşmasına aştık sıradağları Ama gölgemiz nöbetlerdedir hala Zirvelerde bir yerde Buruk bir tad kaldı dimağımızda Bulutlarla sır dolu sohbetlerden Seher ışıklarına müjdeler sunan Gözlerimizden destur alıp Göçtük sevda yurdundan Üstatlar öyle buyurdu Ruhlarımızı iliştirdik çimen tohumlarına Toprağın hararetli yarıklarından Nazlı nazlı süzülüp gelen O ırmağın köprüsüdür gönlümüz Gelip geçenlerden pay alırız Aşk birikir mendilimizde *******imiz madem yıldız fukarasıdır Bir damla yağ olsak yeridir Kendi kandilimizde |
Çoktandır.... Çoktandır umudumun yatağı soğuk
Üşümüş ellerine cep bile bulamıyor Nefesiyle ısıtacak bütün alemi Nefes alamıyor Çoktandır içi geçmiş gönlümün... Gezinip durmada kuşkular ortasında Bir gelebilse kendine ah bir gelebilse Alemler dönecek etrafında Gelemiyor Çoktandır güzelliklerin üstünde Tozlu,bulanık perdeler, perdeler Bir ayna tutulabilse yüzüme bir ayna Ah bir pay edilebilse hisseler Edilemiyor Çoktandır anlayamaz oldum dilinden Yeni sözcükler mi peyda etti kendine Bir çevirmen bulunabilse bir çevirmen Ah bir erişilebilse alfabesine Erişilemiyor |
Nedendi? Ellerimizden tutup çeke çeke
Götürdüğün gölgelikte Yüzümüzün ışığını Rehin verişin nedendi Yolu menzilimize varmayana Kokusu burnumuza hepten yabancı... Rüzgarımızla ıslık çalmayana... Israrla selamlar gönderişin Nedendi Nedendi emanet verişin canı Can olmayana Nedendi gözlerimize mil çekişin İndirişin hışımla perdeleri Nedendi.... |
Umut Bunun Adı Umut bunun adı umut sevgilim
Saçlarının omzuna değişi gibi Yanağında gamzenin yayılışı Dilinin türküler söyleyişi gibi Bakışlarının semada salınışı yani Yani gözlerinin okyanuslaşması Ellerinin çiçeklere dokunuşu yani Pınarın güneşte buharlaşması Zemheride tenimize değen nefesin Temmuz sıcağında serinlik yani Issız dağ başlarında neşeli sesin Şu sığ denizlerde derinlik yani Sanki kavuşmanın tılsımlı tadı Susuz dudaklara zemzem servisi Hasret alerji yapmış ciğerlere Soluğun oksijenin ta kendisi Ve sanki son nefeste iman gibisin Dudağıma pamukla sürülen su... Balayı gecesinde bir güveyinin Gelin kucağında ilk uykusu... Umut bunun adı umut sevgilim Unutmaya kurulan sehpa bir nevi Biliyorsun ben sihirbaz değilim Seninle bu alem bir sihir evi... |
Bir Güler bir yüz dolaşıyor göğümüzde
Göğsümüzde bir yürek çarpıyor Göğümüzdeki de bir Göğsümüzdeki de Seher yeli nöbet tutmada başımızda Kapımızda sıralanmış yıldızlar Başımızdaki de bir Kapımızdaki de Katı açılmamış düşler *******imizde Hecelerimizde yorgun argın yorumlar *******imizdeki de bir Hecelerimizdeki de Ta can evinde bir sevgili ateş Eş serin rüzgarlara, nemli yellere Ateşimizdeki de bir Rüzgarımızdaki de Yine kurmuş padişah çadırını bahçemize Soframıza bağdaş kurmuş sarhoşlar yine Bahçemizdeki de bir Soframızdaki de Ateşten kurtaran el erişti elimize Dilimize kelepçeler misafir oldu Elimizdeki de bir Dilimizdeki de |
Bir Unuttum ki Sorma... Bir unuttum ki sözümü
Öyle bir kovdum ki Yeminleri kapımdan İşret sofrasında Arama vefadan zerre Yararlanma ne olur Bin türlü zaafımdan Bir uyuttum ki Coşkuları sorma Öyle avuttum ki Heyecanları Öyle bir ah ettim ki Sehere karşı Titremeler tuttu canları Şundan bundan Bahsettim durdum yine Sohbetimin ucu Bir türlü gelmedi sana Methiyeler düzmek İstiyordum gözlerine Bir ağırlık çöktü cana Nüzul indi dilime Ne harflerde anlam Ne sözcüklerde sır Nedenini bulamam |
Gece Ve... Gece çıkageldi elleri bağlı
Karanlığı kovmuş gözlerinden Azad etmiş ayrılık şarkılarını Öyle anladım sözlerinden Işıkla da barışmış bir güzel Kardeş olmuş güneşle,ayla Almış koynuna ikisini de Sırayla Geldi çattı düşlerin ıstırabı Yine düğümler atıldı bahtımıza Göz dikti felek varlı vakitsiz Tacımıza, tahtımıza Şefkatini ikram edip duruyor Hüznünü cevirmiş aşk müjdesine Şafak işte, işte seher; gün doğuyor Her can dönüyor kendi kıblesine |
İhtiyaç Bir nefes bana enfes bir nefes
Gürültüler içinde Kaybolmayacak Bir ses bana Şifalı bir ses Bir yüz bana, nurlu bir yüz Ayın şavkıymış gibi Parlak ve pürüzsüz Bir çift göz bana Bakar ufuklara Ölümsüz... Bir dil bana tatlı mı tatlı bir dil Alfabesi sevda yani Sırların şifresi sanki Her harfi bir muamma Anlaşılır gibi değil Bir can bana canan gibi bir can Hicran içinde neşe Hüzün yanında coşku Her nefeste sarhoşluk Her an bin heyecan Bir sevda bana bana bir sevda Bir yanı sen sevgilim Bir yanı yokluk Bir sevda bana bir sevda Her anı sarhoşluk |
İkindi Sayıklamaları Hadi anahtarları al gel
Yahut söke dur kilitleri Hazineler bunaldı kasalarda Hadi davet et çilingirleri Göçünü toplasın keder Tebessümle barışsın hüzün Bilmem kader buna ne der Tutar mı elinden gönlümüzün Bu gece suya yatır kadehleri İzin ver gitsin sakiye bu gece Şarabı döküver ayak yoluna Ab-ı hayat sunsalar bile içme Suya da küs badeye de Bu gece kesil memeden Ağlamaya son ver Gülmeye de Suru da çalma bu gece Sessizliğe egemenlik ver Çengileri kov bu gece Raksçıya bir yatak göster Zöhreyi yatır uykusuna Bu gece yolu sen göster Hadi anahtarları al gel Yahut söke dur kilitleri Hazineler bunaldı kasalarda Hadi davet et çilingirleri |
Bir Gece Türküsü Şimdi sözlerini unuttuğum bir Türküde
Boynunu bükmüş bekliyordur adın Ne zamanki suskunluğu seçti gönül Esir kaldı zindanlarda muradın Aşk rüzgarları taramıyor saçlarını Gözlerin bulutlarla küstü küseli Ellerinden kelepçe hiç eksik değil Ayakların bu yollara düştü düşeli İncinmeyi unuttu gönlümüz çoktan O yüzden duymadık barış çağrını Ama hep merak edip durduk Kime emanet ettin yürek ağrını Sessizlik unvanını kaptırmadı kimseye Gece, sarhoş naralarına aldırmadan Koynundaki karanlığa aşığız biliyor Soyunup duruyor utanıp sıkılmadan Seher ellerimizi ısrarla bağlamasaydı Kırağılar çalan göğsümüzün üstüne Olmazdı sarılmaların haddi hesabı Kulak vermezdi kimse gecenin Türküsüne |
Neden Bu gün bana haram ediliş günün
Yahut o günün aynaya aksi Yedi kat cehennemi göze aldım da geldim Peşimde yüzlerce yıldız, binlerce galaksi Yine aldatış ipine sarılmışsın sıkıca Yüzünü almışsın bu gece bizden geriye O yüzden bulamadım yolunu, izini O yüzden kuşatmış iblis alemi gözleriyle Kader kazaya döndü bir tek gülümsemenle Ruhuma kanatlar taktı bir meçhul adam Uyandım uykulardan mahzun sesinle Ne kaldı isteğim, ne arzum, ne çabam |
Eğer... Soluk almama hünerini öğretti bize
Dudaklarımıza ambargolar koyarak Karanlıklarla yarıştığımız ******* boyu Ardımızdan koştu sessizce ağlayarak Sarhoşluk sırrını açıklasaydım eğer Öykülerimi kader yapmak isterdiniz Abı hayat dudağında saklı sakinin Ama elleriyle sizin derdiniz... Kış mevsimi kör edecekti bizi Gözlerin imdadımıza yetişmeseydi Işığımız, rengimiz senden yadigar Bir de bahçemize kar düşmeseydi |
Yani O Unutulmuş bir masalda, öyküde
Boynu bükük bir harf gibi durmada Hüzünle söylenen adsız türküde Kendini boşluğa salmış bir seda Belki de zamana verilen esir Zamandan alınan ödünç belki de Bir ihtimal ötelerden bir sestir Gerekçe aramak yersiz belki de Belki menzil, belki yolun kendisi Belki sevda, belki aşk, belki nefret Belki bu alemin tek efendisi Belki sonsuz vuslat, belki de hasret |
Durum Sevdaya
Bir tanım arayadur sen Dedikodu meleği ol da... Söz de senin olsun Sohbette senin Sarhoş gibi eğri büğrü Yürü düz yolda İster balık gibi takıl ağlara Dağlara anne de ister a ceylan Sürsün yeter ki bu devran Bitmesin seyran Anlamlara boğulmayı da bırak Geç derin esrardan Yüzüne çakılmış mıh gibiyim Şekilperestim şu an Sen en yüce günahkar Ben çarmıh gibiyim Saltanatlar içinde mağlup Köşkler içinde fakirim Bir döşek hasretindeyim hala Hala bakirim Anlamdan çok öte Şekilden üstün Gönlümde öyle Bir yere düştün.... |
Yine Özlemlerde Karar Kıldık... Bir kurulukta boğulup gittik yine
Yine susuzluğu kutsadık bu akşam Doldurup içimizi ateşten denizlerle Dedik indirin gemileri vakit tamam Su üstünde yürüyüşler yaptı gönlümüz Göğümüz kızıl bulutlar sundu bize Deliler gibi seslere boğuldu kulaklarımız Korsanlar kelepçeler vurdu ellerimize Deli gömleğimizi yırtışın olmasaydı Taa uzaklardan göz ucuyla bakıp.... Sular çoktan çekilmiş olacaktı,evet... Bizi ıssız vadilerde yalnız bırakıp... Yine özlemlerde karar kıldık yine Yine vuslattan geçtik bu akşam Zırhlarımızı teslim ettik ellerine Ne korku kaldı; ne kaygı, ne gam... |
O ve Ben Gözlerimi emzirmiş memeleriyle
Onlarca bahar, binlerce seher O yüzden arşa varır gözümün nuru O yüzden “ bakışım bir ömre değer “ Kundaklara sarmış ateşli bedenimi ******* boyu özenerek, bezenerek O yüzden garip saymam kendimi Gurbetteyim diyerek Sözler örmüş dilinden dilime Esrarlı divitlerle yazılar yazmış Her gece bir ferman vermiş elime Her seherde bin zafer kazanmış Canlar üflemiş meğer her nefeste Her nefes can çekişen canıma O yüzden kapımdan ayrılmaz ebed O yüzden ezel yoldaştır hicranıma Hasret haritaları çizmiş pusulasıyla Okyanus ötelerinde ülkeler kurmuş Ne denizler yarmış minnacık asasıyla Ne tufanlardan kurtulmuş Ne sevdalar yeşertmiş çorak gönlünde Ne aşklara tabut yapmış kalbini Ne sultanlar taç bırakmış önünde Nice kula köle etmiş kendini Hey gidi fani sevdalarım benim Ölümsüzlük şarapları sundunuz bana Meğer elinizdeymiş kırk kapının anahtarı Meğer hükmeden sizmişsiniz zamana |
Boşluk Gamıyla okşandım bu gün
Sevinciyle neşelendim Bir dilek tut dedi sevgili Sadece gülümsedim Kuşkusu can tazeledi İnkarı umudum oldu Bir ödül arıyordu gözleri Gözlerimi buldu Zafer çığlıklarını sevdim Yenilgisini kutsadım Umursamazlığını bile Umursadım Susmak huyunu öldürdü Gülmemeyi unuttu bu gün Dünyayı velveleye veren Yüreğini uyuttu bu gün Kadehi kendiydi bu gün Badesi bizzat sarhoşluk Öncesini söyledim işte Sonrası...boşluk.... |
Öykü Felek ince dantellerden örmüş zırhımı
Zifiri karanlıklarda nur yüklenmiş gözlerine Müjdeli haberler bekliyor kapıda düşman Fermanlar tutuşturulmuş ellerine Rehineyim has bahçende asırlardır Güya özgürüm ki hasretim zindanlara Alemin dünya denen elemli köşesinde Ağlar dururum halime ağlayanlara Ceylanımız göklerde koşup durmada Menzili dağa bile erişmez kurşunumuzun Hem sevgili işvelerle barışı kutsamada Terhisini istemede ısrarla ordumuzun Bunaldım süslü, görkemli oltalardan Avcının hürmetle ellerinden öperim Çekilme zamanı gelsin ortalardan Sessiz sedasız çekilip giderim.... |
Şifa Seni bir kez öptüm diye
Halkın malı oldu dudağım Oksijenden ahaliyi Nasıl mahrum bırakacağım Nefesin seherde esti yüzüme Ab-ı hayat şifresi artık çehremde Sözümde bin anlam buluyor herkes Halka tutmuş şiir ehli çevremde Ölümcül hastalıklar sarmış Dünyanın dört bir yanını Ellerini bir kez tutmuşum diye Ellerime bırakıyor herkes canını |
Ancak Sen.... Bin bir cevheri yoğurup bir tahta teknede
Ancak sen dökebilirdin bu eksantrik kalıba Seviyorum dar gelen hudutlarımı seviyorum Seviyorum çılgınca seni ve kendimi galiba Örtülerin altında solmayı bekliyorsa mehtap Gecenin bir suçu mu var bu densizlikte Kendini nasıl gizledin kara örtüler altında Neden istedin neden varolmayı bensizlikte Yüzyıllarla bir anı kardeş eden hasrete aferin Aferin yollarda kayıklar yüzdüren göz yaşına Bilir misin kimdir galibi bu tantanalı seferin Kim geçmiş bu akşam mağlup orduların başına? |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:07 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.