www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Edebiyat (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=268)
-   -   Reha Başoğul (https://www.cakal.net/showthread.php?t=144194)

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:51 PM

Kırık Kalpler

her tarafında kırmızı kırmızı kalpler
çıplak bedenine yerleşmişler
içini açtım hepsinin teker teker
hepsi tamdı
hiçbirinde yoktu çatlak ve keder
ama bir yer vardı ki
tam sol göğsünde
paramparça olmuştu
o kalp diğerleri gibi değildi.. niye?

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Kırmızı Pabuçlu Hayal Perisi

el fenerlerinin yumuşakça dokunduğu
dişleri olmayan bir yüzdü o gece gözüken
çamurdan ayaklı ve elleri titreyen
dağınık saçlarıyla ve korkulu gözleriyle seçilen
ufacık ellerini kıymıklar süslemiş
bir güzeller güzeli çıktı yıkık evden

acımasız gecenin kurbanlarını
gördüklerimize inandıramamıştık
kayıp kalplerini durdurmuşken
güzeller güzeline gelmemişti onlar tanıdık

içini ısıttıktan sonra
konuşturabildi yüzü temizlenen
masalsı bir rüyada
hatıraları karıştıran
düğmelerle süslü kutuyu konuşturursa
bir hayal perisi gözükürmüş ona
kırmızı pabuçlarıyla
yıldızlara basa basa
gökyüzünde dansedermiş aklın sıra

yapraklar sararmadan hüzünden ayrılınca
mevsimler beyazlamaya başlayınca
uzun bir rüyada
bir hayal perisi yaklaştı bana
çıkartmış kırmızı pabuçlarını
götürmemi istiyor kendisiyle o gece konuşana

saçlarına ak düşmüş mevsimden
trenler korkup kaçışırmış
yıldızlar koşarken penceremden
canlandırdığı elektrik direklerine
hayal perisi sarılmış, bana bakar
çok da sabırsızlanırmış

eskimiş kilimle dolu
içinde ocak olmayan
bezden eve yaklaşınca
kıpırdanmaya başlamış
kırmızı pabuçtan yürekler
diller mazide gezinince
kucağa gelirmiş inci dişler

kıvılcım seslerinin ortasında
mutluluk dansı yapılınca
tutulurmuş ufacık ellerden
çıkılırmış karanlığa.
gözler çiçek açtığında
bir nefes üflenirmiş
mavi hırkası sökülmüşün kulağına
seslenecekmiş ona masalsı bir rüya
aklın sıra
o hayal perisi yaklaşıp
uzun uzun konuşacakmış onla
mevsimler yeşillenmeye başlamadan
pabuçlarını takmayacakmış ayağına
o gün gelinceye kadar
dansetmeliymiş onun yerine karlarda
eğer dediğini yapıp
bu sırada bakarsa yıldızlara
hep bir gülümseme belirecekmiş
güzeller güzelinin kırmızı pabuçlarında...

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Kim Bilir?

hani
sorarırız ya
birbirimize:

bu dünyayı
çok okuyan mı
çok gezen mi bilir?

ben;
hem çok okudum
hem çok gezdim
ama hala cevabını bilemedim...

kim bilir
belki de
çok soran bilir...

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Korku ve Kokusu

tenden kaçan kokular sır gibi dilimde
ahenklerin yarını bitmiş
dünü aramış korku treninde

bir sıratsa kokulardan korkmak
raydan çıkmışım ben
o acısı yolcu
sevinci kömür olmuş trende

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Kukla

Kaç saatte büyüttüm seni bir bilsen
bakmazdın bana, sıradan bir sahip gibi
kaç gece oynatmamı istedi seni benden bir bilsen
saklardın beni ketumluğunun altına, savaştan kaçar gibi

ellerim kaçtı
kasıklarım şaştı
sesim rüzgarı aştı
basılı bir kor tanesinde
iplerim bağışlasın beni
kusurlu aşklar çeşmesinde
bedevi kaldım
sabrım taştı
yerin kurudu
sen dağıttın oynar başını

ılık ülkenin bahar akşamında konuşan
yapraklı yollarda alnıma mine koyan
ey duyuların koruyucusu!
ey erkekliğin münzevisi!
yaklaş bana!
bu kuklanın kiriyle
nasıl yıkanır aşk
nasıl imbatlara sarılır
uçar ininden
karanlık niye susmaz ki yerinden
sazını ozana bırakmaz
gözünü sakınmaz tenden

öğret böceklerin dilini
çamura karışayım yarın
kapat kuklamın perdesini
yüzüne bakayım yarın

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Kumar

bozarsın gecenin bekaretini
bir arzu kandilini yakınca
ihanet kovuklarını
aşk macunları ile kapatınca

baharat kokulu lanetlerde
kase kase esanslar üşüştü dilime
rana rakkasıyla
mana ipekleri giydim

işte pare kabul etmez o an da yürek
fetvası kadar korkutmaz
samyeli kadar taşınmaz
bir kadim bilgidir aranmaz

efsunlu tütsülere pervane olursun
meşru dillerde maskara diye kovulursun
ne beden kalır mağfi
ne de yükselişin kavisli

ayinlerin kibar olsa da hunhardır
kavunlar koksa da orada yalandır
ne huşu beklersin benzinde
ne iffet dilersin bereketinde

solungaçların hasatını kutlarsın
teslimiyetin filizlerini toplarsın
ne baykuşun sesine kanarsın
ne de devenin hörgücüne

mordan kırmızıya atlarsın
sudan çoraklığa kaçarsın
erili de erkili de tadarsın
ama yatağından bir milim kaymazsın

oradayken buralarda dönerse kumpas
hamle kabul etmez işte buna kıyas
kimse beklemiyor ki bir kudas
sadece varsa yoksa özdeki elmas

şişirilen camın ıslanıyorsa
gizem tuğran siliniyorsa
gümüş tepsin iştahlanıyorsa
arama artık ne bir malik ne de birlik

aşkın gübresidir sevgi
köhne derler de dizlerine, tutmaz
mermer derler de yüreğine, oyulmaz
bir sayı kumarıdır bu, oynanmaz!

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Küller

Kısık sesle bir çığlık attım cihana
Ağlamaya başladım yalnızlıktan sonsuzluğa giden yolda
Gülücükler saçan hüzünlü palyaçoyu aradım gül bahçelerinde
Ama ızdırabın ölümü hepsinden acımasızdı

Kırık bir oku çıkardım gönlümde
Saf sütü kustum sonunda içimden
Olta attığım kırmızıya beyaz bulaştırdım.
Günleri afaroz ettim mağaralarda

bir kılıç aldım elime
ve biçtim sazlıkları
ölümle burun buruna gelenleri
kafasını kopararak kurtardım

İşte gücün adını koyan sen
Bana verdiğin gözleri
bu uğurda akıttım
Kanımı şerefine kaynattım

Sisin kokusunu
Yaramın tuzunu sevdim
İliklerimdeki soğukluğunu
Kalbimdeki deriyle sakladım

Ellerim yüzüne değdiği her an
Bİr filizin yandığını gördüm
Seni yoketmek isterken
Köpeklerini besledim

O bebekleri arıtan bir kase biliyorum
Yünle kaplanan bir elbise
ÇArşafla kaplanan bir alın
Bunlar benim sana hediyem olsun.

Ancak,
Bilmelisinki
Bu savaş benim değil
Herkesin
Ama Sen beni ilk sıralardan tanıyacaksın

Ve son sıraya geldiğinde adımı anacaksın.

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Küp Şekerden Düşgen-II

-Aşk sanatının sadece hissedilen matematiğine...-

sayısız paralel evrenlerinin üstünde
tanrının attığı bir zarla
kırıldı içlerinden bir düzlem
ve katıldı bardaktan boşalan geceye
zaman tünelinden düşen
Küp Şekerden Düşgen...

Küp Şekerden Düşgen
hapsolduğunu hissetti birden
parmaklıkları demirden
yüzeyi mavisinden bilinen küreye
ölçtü, biçti ve yakaladı kurbanını
zihin kanallarında yuvarlanmak üzere
Halkalı'daki kiralık bir sobalı dairede...

hayrandı hayran olmasına
seçtiğinin kübist tablolarına ama
kiremit teniyle
saçlarının büklüm büklümlüğüyle
kırmasını istiyordu artık zincirlerini
zengin ve kadınlığını keşfedecek bir erkekle

lâkin kaderin cilveli kafesine bakın
küreselleşme karşıtı
baston yutan çember sakallı fakir bir gence
aşk tutsağı edilmişti sütun bacaklı o kadın
efkarlanarak daldırdı
gümüş tablasına parmaklarını
çıkık Kutusundan çıkardığı
kibrit çöpünün tekiyle alındı boğazına
kalın purosunun acı tadı
dansederken yüksek ökçeli topuklarla
şarap şişesindeki son damla
düşüyordu beli kadar ince kadehinin ucuna
gramofondan uçan elmaslar
doluşurken kulağındaki raflara
çaldı kapısını çember sakallı
yüreğinin kirişlerini yakan korla

gömleğindeki odunlarla
mahallelerden birinin kenarında yakaladığı
üçgen bir vücudu alıkoyuyordu çember sakallı
ok gibi kesişti gözyuvarları
ayakkabı dolabının yanından
sahte Picasso tablolarına kadar
yürüyebilirdi ancak ikisinin bacakları...
sonunda dışbükeyden iki dudak
birleşti sobanın kenarında yassılaşarak
sütün bacaklı kadın
çözdü üstündeki fiyonkları
çıkardı kelebek tokasını
dağıttı büklüm büklüm saçlarını
kare cepli donunda
oval bir öpücük izi bırakılınca
yerleşti aniden kucağına
sandalyede birikmiş çember sakallı
aldı eline buzları
dikleştirdi kadının göğüs uçlarını
oluk oluk döküldü kiremit tenine
buzdolabından yeni çıkmış süt kutuları
takozu kaldırılmış tekerlekler gibi
balkonun fayanslarına girince
emretti zurnanın son deliği
kadının sütun bacakları pergele uyunca
çember sakallının kamışı
karanlıklarla kaplandı kadına özgü oyukta
zevkin köşeleri dört olunca
borazankuşları inledi balkonda
uçarken bütün aşk balonları havaya
evin bacasına kaçan metal topla
aşağıya düşen bir tuğla
yamulttu çember sakallının kafasını
ve bozdu pembe panjurların şablonlarını...

üzerinden geçen silindirle
sütun bacaklı kadın
ağladı uzun bir süre
çember sakallının
piramitlerin içi kadar dondurucu göğsünde
yere düşürdüğü her gözyaşı
sütunları çözülemeyen bir karebulmacaydı
sanat-aşk-zaman üçgeninde
tam rayına girdi derken
yap-boza dönmüştü yine yaşamı

koştu salonuna
içi kabarık
sütun bacaklı kadın
buzkıracağıyla saldırdı aynasına
yere yığılıp kalan cam parçalarıyla
yaklaştırdı sivriliğini bileğindeki damarlara
o anda
bir ağaçtan koparak
pencereden girdi yavaşça
iğne uçlu yayvan yeşil yaprak
uçuşarak yapıştı
sütün bacaklı kadının yılankâvi saçlarına
sarkıt oldu kış güneşinin ışıkları
yüzen kağıt gemi gibi
sütün bacaklı kadının
gözyaşlarında saklı prizmasına
ısırgan dudaklarla bakındı aynaya
teğet geçiyordu mematından
tayfını gördükten sonra
öptü kolyesindeki haçı
kare tuşundan hat halınca
duyurdu sesini kablonun öteki ucuna
aldılar cenaze arabasıyla
çember sakallıyı balkondan
yatırdılar
gölgesi yıkık minareye sarılı
tabutu hilal bakışlı
soğuk musalla taşına
gömülü kaldı dualar
kan çanağı Dünya'nın
anıt olmuş toprağına...

baktı dairesine tekrardan
sütun bacaklı kadın
çemberin dışında kalamadığından
kaçıramadı gözlerini televizyon ekranından

ikiz kulelerin yıkılmasıyla
tank sesleri
top seslerine karışıyordu
küreselleşme yanlısı
ya da karşıtı
ne farkederdi ki
kazık kadar adamlar
birbirlerinin karnına çengel sokuyordu
moloz yığınları arasında
herşeyden habersiz çocuk
annesinin sırtında
rulolanmış gazete kağıdıyla
çubuk makarnaya muhtaç ediliyordu
kelimeler düğümlendi boğazına
kendi kendine söylendi olanlara
'bunlar insan hayatını lego mu sanıyordu...'
çıkardı kalemden dolmayı
ve son bir solukla yazdı
zarfı kazıklara saplanacak mektubunun
kanlı satırlarını:

'ben elmas rüyaları olan
küreselleşmeye yanıt
sütun bacaklı kübist bir kadındım
ne sizin minarelerinizin süngüsüne
ne bizim çanlarımızın sesine kapılmış
küreselleşmeye karşıt
çember sakallı fakir bir gence aşıktım
anlamaz mısınız
zeka küpüne çakılı kalmış beyinler
bilmez misiniz
sabır küpüne dönmüş yürekler gibi
insani değerlerin
bir cetvelle kesinkes ölçülemeyeceğini
yumurta kapıya dayanmadan
siz de bizim gibi
eğrisiyle doğrusuyla
yuvarlak bir dünyada
duramaz mıydınız
bir mozaik olarak yan yana
aynı toprakta? '


sayısız paralel evrenlerinin üstünde
tanrının attığı bir zarla
çok kırıldı içlerinden bir düzlem
ve eridi bardaktan boşalan geceden
zaman tünelinden çekilen
Küp Şekerden Düşgen...

------
'
sıyrılır
zeka
küpünden
sabır
küpüne
yapışanlar
anlatır
aslını
bilinçli
yapan
hatalar
'

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:52 PM

Küp Şekerden Düşgen

-sanatsal aşkın sadece hissedilebilen matematiğine...-


sayısız Paralel evrenlerinin üstünde
tanrının attığı bir Zarla
kırıldı içlerinden bir düzlem
ve katıldı bardaktan boşalan geceye
zaman tünelinden düşen
Küp Şekerden Düşgen...


Küp Şekerden Düşgen
hapsolduğunu hissetti birden
demir Parmaklıklı masmavi bir yerküreye
ölçtü biçti ve buldu kurbanını
beyninin kanallarında yuvarlanmak üzere
Halkalı'da tuttuğu sobalı bir kiralık dairede
hayrandı hayran olmasına
seçtiğinin kübist tablolarına ama
kiremit teniyle
saçlarının büklüm büklümlüğüyle
kırmasını istiyordu artık zincirlerini
zengin ve kadınlığını keşfedecek bir erkekle birlikte

lâkin kaderin cilveli kafesine bakın
küreselleşme karşıtı
baston yutmuş gibi yürüyen
çember sakallı fakir bir gence
aşk tutsağı edilmişti sütun bacaklı o kadın
efkarlanarak daldırdı
gümüş tablasına parmaklarını
Çıkık Kutusundan çıkardığı
bir Kibrit Çöpü sayesinde çekti boğazına
kalın purosunun acı tadını
dansederken yüksek ökçeli topuklarıyla
şarap şişesindeki son damla
düşüyordu beli kadar ince kadehinin ucuna
gramafondan uçurduğu Elmasları
girerken birer birer kulağındaki Çekmecelere
çaldı kapısını Çember sakallı
yüreğinin kirişlerini yakan ateşle

oduncu gömleğinin arkasında
kenar mahallelerde inşasına başladığı
üçgen bir vücudu saklıyordu çember sakallı
gözyuvarlarının keşişti ayakkabı dolabının yanından
duvardaki sahte Picasso tablolarına kadar
yürüyebildi ancak ikisinin bacakları
ve sonunda iki dışbükey dudak
birleşti sobanın kenarında...
sütün bacaklı kadın
çözdü geceliğindeki fiyonkları
çıkardı başındaki kelebek tokasını
dağıttı büklüm büklüm saçlarını
kare cepli donuna
oval bir öpücük izi bırakarak
yerleşiverdi aniden sandalyedeki adamın kucağına
çember sakallı erkek aldı eline buzları
ve dikleştirdi kadının göğüs uçlarını
oluk oluk döküldü kiremit tenine
buzdolabından yeni çıkmış süt kutuları
takozu kaldırılmış bir tekerlekler gibi
soğuk balkonun fayanslarına geçince
geldiler zurnanın son deliğine
pergel gibi açıldı kadının sütun bacakları
ve girdi çember sakallı erkeğin kamışı
karanlıklarla kaplanmış kadına özgü bir oyuğa
zevkten dört köşe oldukları anda
borazankuşu gibi inlediler balkonda
uçarken bütün aşk balonları orada
evin bacasına çarpan bir topla
aşağıya düşen bir tuğla
yamulttu çember sakallının kafasını
ve bozdu pembe panjurlarının şablonlarını...

üzerinden silindir geçmişe döndü sütun bacaklı kadın
ağladı uzun bir süre
çember sakallının
piramitlerin içi kadar soğuk göğsünde
yere düşürdüğü her bir gözyaşı
çözülmemiş bir karebulmacaydı
sanat-aşk-zaman üçgeninde
tam rayına girdi derken
yap-boza dönmüştü yine yaşamı

hiddetle koştu salonuna
ve buzkıracağıyla saldırdı aynasına
eline aldı yere düşen bir cam parçasını
ve sivri ucuyla yaklaştırdı bileğindeki damarlara
o sırada bir ağaçtan koparak
pencereden süzülerek girdi yavaşça
iğne uçlu yayvan yeşil yaprak
uçuşarak yapıştı
sütün bacaklı kadının yılankâvi saçlarına
ardından
kış güneşi sarkıttı ışıklarını
Bir kağıt gemi gibi süzülen
sütün bacaklı kadının
gözyaşlarında saklı prizmasına
tekrar baktı aynaya
ve aynı anda düşündüğü ölümden
teğet geçti, ışığını gördükten sonra
öptü kolyesindeki haçı
kare tuşundan hat halarak
duyurdu sesini kablonun öteki ucuna
bir cenaze arabasıyla
aldılar balkonda yatan çember sakallıyı
Ve yatırdılar minare gölgesindeki
hilal bayraklı tabutu
soğuk musalla taşına
dualarla gömüldü sonra
Dünya'nın kan çanağına dönmüş toprağına...

Tekrar dairesine döndü
sütun bacaklı kadın
çemberin dışında kalmadığından olsa gerek
merak etti ne olup bitiyor diye
televizyon ekranına biraz gözgezdirerek...

tank sesleri
Top seslerine karışıyordu
küreselleşme yanlısı
ya da karşıtı
ne farkederdi ki
kazık kadar adamlar
birbirlerinin karnına çengel sokuyordu
moloz yığınları arasında
bir annenin sırtında herşeyden habersiz çocuk
üşümesin diye rulo yapılmış bir gazete kağıdıyla
çubuk makarnaya muhtaç ediliyordu
tüm yaşadıklarından sonra
boğazında kelimeler düğümlenerek
kendi kendine söylendi olanlara
bunlar insan hayatını lego mu sanıyordu
dolmakalemini çıkardı
ve yazdı zarfına koyup
kazık kadar adamlara yollanmak üzere mektubunu:

'ben elmas rüyaları olan
küreselleşme yanlısı
sütun bacaklı kübist bir ressam kadındım
ne sizin minarelerinizin süngüsüne
ne bizim çanlarımızın sesine kapılan
küreselleşme karşıtı
çember sakallı bir gence aşıktım
anlamaz mısınız
zeka küpüne çakılı kalmış beyinler
bilmez misiniz
sabır küpüne dönmüş yürekler gibi
insani değerlerin
bir cetvelle kesinkes ölçülemeyeceğini
yumurta kapıya dayanmadan
sizde bizim gibi
eğrisiyle doğrusuyla
yuvarlak bir dünyada
duramaz mısınız
bir mozaik olarak yan yana? ? ? '


sayısız paralel evrenlerinin üstünde
tanrının attığı bir Zarla
çok kırıldı içlerinden bir düzlem
ve ayrıldı bardaktan boşalan geceden
zaman tünelinden çekilen
Küp Şekerden Düşgen...

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:55 PM

Lanet

Bilmem bilir misiniz
boyum çok uzundur benim
ama kimse bilmez ki
bu yüzden üzerimde bir lanet vardır...
inanmayacaksınız belki ama
nereye kafamı vursam
ona aşık oluyorum
işte böyle garip bir lanet benimkisi...

daha anne karnında içime kurt düştü, şu lanet neredeymiş diye huysuzlandım
bıngıldağım bir kalbe değdi, napayım yerimde duramamışım
o gün bugündür o kalbi güldürmek için uğraşırım...

büyüdüm, okula gittim, hemen huysuz bir kız sevdim, tavlamak için
kitaplarını taşımaktı niyetim
önce bir öpücük ver der demez, niyetimin başımın üstünde yeri olduğu öğrendim
o gün bugündür onları okur okur didiklerim...

bu kızlardan bana hayır yok, dedim tek başına gece serinliğinde hava alayım
kafamı gittim Ay'a çarptım, dedi ben düşmeden tutunayım
o gün bugündür onun ışığının altında şiir yazarım...

sakarlığın önde gideniyim, böyle olmayacak ben öğlen sıcağında yürümeliyim
bu sefer de Güneş'i komalık ettim
o gün bugündür doğuşundan batışına kadar onun başında beklerim...

sıcak bastı terledim, gittim denize atladım
kafamı kaldırdığımda bir yunusun burnuyla karşılaştım
o gün bugündür onun gibi ıslık çalarım...

gün geldi bahar oldu
bizim kafa gitti bir arı kovanını buldu
o gün bugündür onların balını yerim...

sınavlar yaklaştı, bu deli kopya çekmeden matematik öğreneyim dedi
hiç aklından geçmezdi başının göğe ereceği
o gün bugündür onunla iştigal ederim...

çalışırken dışarıdan bir koku aldı burnum, çıkayım bakayım neyin nesiymiş
dedim
yağmur bulutlarından önümü göremeyeceğimi nerden bilebilirdim
o gün bugündür onlar gelir gelmez koşuya giderim...

çok koştum artık şu bankta dinleneyim dedim
aniden nefes nefese gelen bir topu kafamda hissettim
o gün bugündür onunla tenis oynarım...

maç bitti eve gideceğim ayaklarım bir yola girdi
yolun ortasındaki ağacın dalı kafamı pek sevdi
o gün bugündür onun gölgesinde uyurum...

devran döndü tekrar gece oldu
hop demeye kalmadı olan yıldızlara oldu
o gün bugündür onların parıltılarında hayal kurarım....

leylayım yaklaşmayın şu aralar dedim
bir kuşun pislemesiyle ancak aklımı başıma getirdim
o gün bugündür onların cıvıltılarıyla uyanırım....

gözümü açtım bir balıkçı teknesinde, görelim dedim hani nerdeymiş benim
balıklarım
şükür ki yelken direğini ıskalamamışım
o gün bugündür onunla yaşamak için kafa patlatırım...

keçileri kaçırmadan gittim bir ağaç köPage Rankingüde soluğu aldım
bala bak, orada da bir keçiye rastladım
o gün bugündür lanetimi herkese söyletmek için inatlaşırım...

dedim bıktım artık şu lanetten, isyan ediyorum
gittim kafamı duvarlara vurdum
o gün bugündür dört duvar arasında ağlar dururum...

Reha Başoğul


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:32 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.