www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Edebiyat (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=268)
-   -   Reha Başoğul (https://www.cakal.net/showthread.php?t=144194)

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Ölü Cenin Hatıraları

yine o savaşçı deli kadın
soyunun kabuğunu soyuyor
ağlayan doğum ormanlarında
başını çeviriyor günışığı
bir batımlık soğuyor zaman
kalbini dağlıyor sırtlan gülüşü bacakları

yine o savaşçı deli kadın
üstünde kirli çamaşırları
akıl suyu değirmenleri altında
pamuk tarlalarına kayıp gidiyor akıntısı
bir batımlık soğuyor zaman
yüzük parmağında kalakalmış yılan dili acısı

yine o savaşçı deli kadın
rüyasını anlatıyor sürünün sonuna
baharı teselli ediyor karçiçekleri
posasında serpili kum yasası
bir batımlık soğuyor zaman
kozadan çıkartılıyor baltaların sapı

yine o savaşçı deli kadın
ateşten şişlerle örüyor
göz arkasındaki bezleri
inkar ediyor yalnızlığını
bir batımlık soğuyor zaman
dizlerinde kesik düğüm kalıntısı

yine o savaşçı deli kadın
köle siyahı biriktiren ayaları talip
diri diri bayıltılan günahlarına
tek celsede boşaltılıyor yaşamı
bir batımlık soğuyor zaman
buz üstünde bulunuyor kalem kutuları

yine o savaşçı deli kadın
dişlerini arıyor sokakların yırtık cebinde
öykünüyor yelkenli merdivenlere
sıçramış düşlerine sarı adımları
bir batımlık soğuyor zaman
sesinde kızarmış duvar yazıları

yine o savaşçı deli kadın
tüylerinde mandallı çığlıklar
kusarak çizmiş hortlakları
görgü tanığı gardiyanları boğazlıyor tualini
bir batımlık soğuyor zaman
koltuğuna dikiliyor masabaşı çıngırakları

yine o savaşçı deli kadın
dudağında yükseliyor uçuk takımadaları
kaşlarını geriyor çarmıha
göğüs kemiğine bağlanmış kuduz köpek tasmaları
bir batımlık soğuyor zaman
omuzlarına düşüyor asırlık çam ağaçları

yine o savaşçı deli kadın
ödlek ellerine küsüyor suratı
kendi yurdunda bozgunda eklem yuvaları
görülmemiş bir kuşa aşık
bir batımlık soğuyor zaman
kolunu da uçuruyor kanatlarının hafızası

yine o savaşçı deli kadın
kazıyor gökten altı başlı Ayışığını
deri pazarındaki ucubelerle
akik taşı savaşlarını anlatıyor
bir batımlık soğuyor zaman
karaya vuruyor ölü cenin hatıraları

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Ölümüm Ele Geçirdi Kalemini

Sürgüsü çekilmiş gözlerimi açtığımda
beni yücelten kalemler gördüm mezarımda
acıtmak mı istiyorsun ölümümü yoksa
rahmine girmek mi yine anadan doğma?

uslarım için yaratmıştım parmaklarımı
türpülemekti amacım köşeli hatıralarımızı
bostan korkuluğu gibi dikildiler karşıma
korkmamı istiyordu acı tarlaları

üstünkörü yazgılar için
tırpanladım korkularından kaçanları
edepsizdik hepimiz bir o kadar da taze
yalnızlığın için ekmiştik tohumlarımızı

bende bilirim çiylerin tabutuma akışını
süzülen sarının beyaza kaçışını
ama bilmekten öteydi sensizken çürüttüğüm sancılar
tekrar doğurtmak istemiyorum yüreğinde ölümümün kışını

çünkü çoktan donmuş olmalıydı sendeki hislerim
sanki çığ altında kalmalıyım dediğim bir seçim
bir kez olsun kurtarma derinlere gömülmüş sevgimi
bırak karların altında sessizce uyusun seni isteyen sözlerim

istemez miyim sanıyorsun özlemeyi
anmaz mıyım sanıyorsun gözlerime değişini
gökyüzü dolunaya sarılmışken
aramaz mıyım sanıyorsun sevişmelerimizi

toprak altında olsam bile
çağırışın hep kanımın akmasını istiyor
al işte bir damla daha ölüm kurban ediyorum
yokluğumu kemirip bitiren sesine



bu gece sabaha karşıma alarak
konuştum senden kaçan beni artık susturman için
isyan bayrağına silmişken bana bakan gözlerini
’anılarımda asla figuran oynamaz’ demesini bilmeliydin

satır aralarına gizlenmiş esrimelerinle
kalemini ele geçirmeliydim
boğmaya çalışsam da onu mürekkeple
yüz kırbaç vursam da sırtına biliyorum ki
özlemini kağıtlara dökmekten hiç vazgeçmeyeceksin...

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Palyaço

her güne gülümsetmek için başlar palyaço
ve özene bezene hazırlanır bu sihirli anlara
yırtık pabuçlarını giyer ve rengarenk elbisesini temizler
sadece işi güldürmektir onun
ve sadece güldürdüğünde mutlu olduğu sanılır...

en çok ufak çocuklar anlar onun neden mutlu olduğunu
çünkü sadece onlarda saf gülüşü yakalar palyaço
kalabalıklarda ancak işini yapabilir
panayırlarda adı anılır ama orada bile nefes alamaz o

ve gün biter palyaço evine döner
içindeki kapıyı aralar
bakımsızlıktan gıcırdamasını bile kulak asmaz
ortalık darmadağındır
heryerde toz, karanlık ve havasızlık hakimdir
bir tek kalın kitapla yaşar orada palyaço
onu içer, onu yer, onla yatar, onla kalkar
okur, bağırır ve yalanlarını yazar oraya tek tek
ya gerçekleri nereye yazar palyaço?
sadece suya yazar parmağıyla...
ve an boyunca bilinir ve yok olur gerçekler....
ışık ise yine bir tek anda gözükür palyaçoya,
o kapıdan minik bir çocuk girdiğinde aydınlanır her taraf
ama hiç gülmez çocuk palyaçoya
hep ağlar onun dizinde
palyaço ne yaparsa yapsın güldüremez o çocuğu
tavuskuşlarını anlatır ona
ahududu kokusunu okur kitaptan
kuşların uçuşunu
arıların vızıltısını
akasyaların masalını dile getirir
taze bir aşk hikayesini paylaşır onunla
gülmesi gerektiğini ve çağırır dilinden kalemine çocuğu
ama nafile...
çocuk çünkü gitmek ister o kapıdan dışarı artık
özgürce oynamak dolaşmak ister palyaçoların toplaştığı kalabalıklarda
cebindeki elma şekerlerini vermek ister.
hergün bisikletini alıp bir gazeteci çocuk olarak,
sadece insanların mutlu olduğu haberleri yazan gazeteyi kapılarına bırakmak
ister
neden kırmızı burunlu olduklarını bir bir anlatmak ister o palyaçolara
ama bizim palyaço hiç bırakmaz onu dışarı..
suratına sert bir tokat atarak bırakıp kaçar o daracık kapıdan
ve sabahın ilk ışıklarına kadar bir papatyayla ağlar onsuz
kimse mutlu değildir o evde...

hep düşünür o çocuk, sadece gözlerinin aydınlattığı odada
bir tarafı cehenneme
bir tarafı cennete bakan
bir dağdaki uçurumun kıyısında
yüzü olmayan bir çıplak bedenin
verdiği piyano resitalini dinler hep
ağlar o notalara tutunarak kurtulmaya çalışanları o sıcakta
güler o notalardan kevserlerin döküldüğü şelalelere atlayanlara...
hiç anlatamaz oysaki o beste,
bir noktadan sonsuz doğru geçtiğini
ve her doğrunun sadece kendi doğrultusunda ilerlediğini
sadece yankılanır o seslerde palyaço olmamız gerektiğini

ve bir alman palyaçonun dediği gibi,
alışkanlıkla inanıverir insanoğlu, bir söz işittiğinde.
Böylece onun neyi düşüneceği belirlenmiş olur...

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Pazar Nedimesi

posta güvercinleri...
artık daha sever oldum,
daha sevecen, daha beyaz bakıyorlar artık bana...
hiç de soğuk değil
ve hiç de eskisi kadar yavaş atmıyor minik kalpleri...

sıhhatın sabun köpüklerini patlatan
çocuk gibi oynamak bu sokak aralarında
ve her geçen anın adını koparmak gül yapraklarından...

sessiz konuşmalar söylenecek
sallanan sandalyeler üstünde
ve ebrularda yüzünü çizmeyi beceremeyeceğim yine belki..
bu kaçıncı sergi bu kaçın resim diye saymıyorum artık
ve artık sadece suyun özüne dalıyorum
bir yunus gibi ve Yunus'un içerisindeki deli gibi...

sadece bir obua sesinin hızında yazacağım adını sulara
ve kimse tanıyamayacak böylece yüzünü
sözünü kalbimin kapakçıklarında kanatacağım
ve salacağım atardamarlarıma...
hiç temizlenmeye gerek duymayacaksın orada....

ne denli iri kar taneleri yağıyor artık kitaplarıma
ve soğuyor iyice yazdıklarım
ve sıcaklıklarınızın arasından
sadece enerjiniz
ve bana bakan gülümsemeniz düşüyor
ve bir taçla tutturuyorum onu boş sayfalara...
hiç yazı olmasın istiyorum orada....
sadece düşlerinizi çizmek
ve boyamak istiyorum kara kalemle kalınca....

bir tazecik gül kurusu oldun artık sen
ve neşelice bakıyorsun artık etrafa özgürce...
ya bizlerden ne bıraktın
yıkayamayacağım kokulu pelerinin dışında
ve dostlarım orada mı
soruyorlar mı beni
'ne yapıyor bizim deli? '

şu erkekler niye bu kadar açlar kadına
ve sonra niye bana patlarlar kadınlar
yolda, sokakta, telefonda ve lafta...

işte birini daha aldı benden
erkeklerin bu açlığı
ve çeviremeyecek artık
gül kurum telefon tuşlarını...

orada yaşama düşlerini
ansiklopedilerde bile göremeyeceğiz
artık ilerde...

annenin gözkapaklarına sahip olamayaşını,
babanın mezarsız oluşuna yanışını
ve küçük masum mavi gözlü kardeşinin bağırışlarını ise
duyacağız kulaklarımızda hep birlikte...

ve bilinmez gözler olarak bakacağız
ve artık sarılamayacaksın bana biliyorum
ama yüreğimde saklı kalacaksın yine...

hep bunlar yazacak sinema afişlerinde
ve sadece senin oynadığın bir başrolde
neon lambalarda kahkaha atan fotoğrafın düşecek
şehrin ve doğanın yakamoz lağımlarına...
ve filmin sonunda yazılanlarda alacaksın ödüllleri..
en iyi yönetmen, oyuncu, müzik ve kostüm...

benim hayatımda en iyi filmi olmayacaksın belki ama
ya onlara ne demeli?
ya onlar kimi alkışlayacaklar şimdi
tek seyrettikleri bu trajedi filminde?

anlamsız şakşaklardan başarı öykülerine
sadece sözlükteki adını bilecek herkes
ve tazecik bahçelerde düşleyecekler seni...

bir sevgilinin hediyesinde gülümseteceksin sevileni
ve genç kızlar sürecekler bazen seni boyunlarına işveli...
ya bülbüller?
hep onlar sana aşık olacak değil ya
şimdi sıra sende artık
nidaların onlar için atmalı
ve teşekkür etmelisin onlara....

ben ise sadece susarak alkışlayacağım seni
kaderin cilvesindeki rolümde...
hep bana düşer bu suskunluklar zaten
ve ölüm denen kurtuluşun açıklamasını yapmak da
sızar yapılan konuşma programının son satırlarına..

ne meşhur adammışım ben ki
şu ölümü tatmadan anlatmak
ve özümsetmek olmuş benim görevim..
bi tatsam zaten ne kadar silecekler gözyaşlarını
ve ne kadar gözükecek dişleri?

huzur rüzgarları ve gözlerindeki ışık yıldızları...
bunlarla bırakıyorum seni yeryüzüne
ve ne mutlu ki birinin daha mezarı gözükmedi yüzüme?
sanırım bu yüzden ölümden hiç korkmadım
ve senin gibi susadım obuanın notalardaki saltanatına...
benim için çal
her baktığım resimde
her dinlediğim müzikte
her soluduğum nifakta...

ve gülümse
senin için yaratılan yeni yemyeşil ve berrak denizde
ben mi?
beni düşünme
ben yine saka kuşu gibiyim merak etme
her gözü oyuluşunda daha güzel ötüyorum
ve doluyorum ölüm türkülerini dilime...
birazda fırçamı süreceğim
sudaki bana bakacak akisine
neyse unut bunu beceremeyeceğim gene
sen mi?
sense bir şahin kadar asil bakıyorsun biz fanilere
ve yüzün bir deniz perisi kadar nur gözüküyor gözüme
umarım sözünü unutmazsın

gülümse....
babalar gününde bize verdiğin hediyeyle gülümse ki
saka kuşun coşsun pazar ilahisiyle
pazar nedimesiyle....

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Saatlerime Kar Yağdı

yaşatamıyorsun bu dünyanın aşklarını
bir bebeğin rengini bulmamış gözlerinde
ninnileri dinlettiremiyorsun azmış kinlere
bir türlü uyutamadın onları kabuslu *******de

soğuk kış ayazında, sıcak bir kulübede
şömine başında, Ay eşiğinde
sallanan bir sandalyeye yerleşirkene
yazılıydı bu satırlar saklı bir kitabın içinde

bir tarafta uyuyan sevgilin ve ona bakan gözlerin
bir tarafta tavşanlar ve onları ısıtan gülücüklerin
donmuş bir kale kapısı gibi sanki beklediğin
zorlayıp kırmak istediğin ise sonsuz düşlerin...

insanlığın ziyafetine az kaldı dediğin
çıkılmaz kulelerde el verip çektiğin
orman kokularını üfleyip beslediğin
bir düşü gösterdi hissettiğin

karlar üstünde kan damlalarını saydığın
özgür dağlarda ismini sayıkladığın
kayaların arasında saklayıp bıraktığın
bir aşkı dinlettirdi çağırdığın

tüylü kalemlerden parşömen kağıtlarına
üstad çizimlerinden akit sandığına
gizleyerek kaşıdığın ölümsüz yaralara
bir son güsterildi kalanlara

kara bulutlara bakarak oyduğun
arkana bakmadan soyduğun
ayrıntılarını aradığına sorduğun
bir heykel bitirdi konuştuğun

odun seslerinden sayfa hışırtılarına
kadın dilinden aşk bataklıklarına
kudüm iniltisinden köpek havlamalarına
bir doğumun korkusu yapıştı duyduklarına...

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Seni Arayış

arayışın bu yüzünde;

hüzünlü şarkıların tanburuyum
taksimlerde dolaşan
kimi rüyaların şairi
kimi deryaların kayıp kaptanıyım ben.

ehram görmüş tazeciklerin
şarap görmüş hancıların dergahında
sultanların kadehi
çobanların hissedilmeyen asasıyım ben.

irkilen karanfillerden af dileyen
kırılan burçakların hoşgörüsünde
leylakları toplayan
nergislere boş bakan kucağım ben.

dağların yıkamadıklarına hırslanan
önyargıların ezemediği alçaklığın gençliğinde
kanı karla temizleyen çağın
hiçbir zaman olmayacak varisinin özlemiyim ben.

yalnızlar diyarında dost kapısından açılan
karanlık mahzeninde eskitilen fıçıdan kaçırılan
herşeyi çözecek, bulunamamış inci tanesini
gözlerinden akıtan deniz kızının bakışlarıyım ben.

doğmamış çocukların beklenen kaderine
ölmemiş dedelerin son soluğuna
yazılmamış kitabın harflerine
hatla yazılmış laleyim ben.

sürülmemiş toprağın meyvesini veren
çalınmamış güzelliklerin anahtarını diken
işlenmemiş madenlerin parıltısını seçen
kırılmamış kalplerin gülümsemesiyim ben.

girilen kapıların ilk ışığıyım
sönen yıldızların son sözü
kasvetli şimşeklerin gürültüsünde
masumluğun ilk yağmuruyum ben.

anılan oğulların ağıtıyım
kazılan kuyuların ipi
sızılan inlerin ekmeği adına
saçılan yardımların eliyim ben.

bilinmezim
aranmazım
görülmezim
hissedilenim

ben ışığım
ben acıyım

ben tohum
ben ölüm...

bende hangi nota, sendeki nokta
hangi sayı resmin...
söyle sen kimsin?

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Serenat

elindeki son hissi kime bağışlardın...
ya da bağışlayabilir miydin?
dönüp gelir mi bu soru
içine çektiğin görünmez nefesin ortasında
yoksa çıkar gider mi
ciğerlerinin içinden çıkan buhurlu diğer nefesin sonunda
ben düşünsem de
sen düşündün mü hangisi gerçek nefesin
hangisinde ağladın genelde
hangisi seni öldürdü tüm ******* boyunca
hangisiyle bağırdın da
dengeni bozdun,
çizdiğin son çizginin ucu tırtıklı çıktı karşına

yumuşak hatlardan uzaklaşıyorum...
yüzüm daha kemikli
ellerim şimdi daha kirli
istesem de değişmeyecek şeylerin altına
niye koyuyorsun şimdi fitilli bir bomba?
kendini dolaşmaya çıkardığın zaman
gözüne ilişen ilk yeşille yıka gözbebeklerini
benimkinden daha güzel
daha kalıcı
ve eminim daha da kısar sesini
dileğim ki
ipinin her iki ucu senin adına kaçsın..
çözülsen de düğümlensen de
sarılı kalsın üstünde
kelimelerinin kulağını kesip
tablodaki insanın eksikliği doldurdum
sözlerimi anlatamaz oldum sende

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Sert Sessizlik

saat üçte
çıt etse afife
ötse peşpeşe
İshak Kuşu kafeste
pıt pıt kaçsa pisi pisi
kuşak kuşak
seçip takip etsek
küpesi afaki
tokası haki
sokaktaki çıtı pıtı afeti
kâh ekşisek
kâh kapışsak
uçuk kaçık okşasak sapakta
siftah istesek
hatta sıkı fıkı içsek iki tek
köpük köpük içki koksa saçı
fesata kıs kıs peşkeş çekse
hafif pusu şaşsa
şap şup öpüşsek ite kaka
kapısı sökük katta
etekse etek
ipekse ipek
açık saçık çökse apışa
tutuşsa fahişe ateşi
susasa şahikası kasıkta
ufak çapta uçsak
aksi tutup
aşsa ütopik tasası
pışık etsek
takışşak hesap kitapta
tepişsek
pat etse tüfek
affetse şikeste kaşı
ases suç üstü çıkıp
tıksa şu kışta hapse
topu topu iki hafta
kısasa kısas sopa atsa
eskise peteksi ışık
aç tok üşütsek kof taşta
çekikse sehpa
tak tak etse istihkak
sıska ipte
us pekişse şıp şıp
ses ses ses
'ah keşke
sökse kekeç şafak
aheste aheste
ah keşke
sussa şakak
içteki tıpası çıkık o hakikatte'
ise
-inan hepsi bozardı sert sessizliğini-

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:58 PM

Sevişeceksin

ağzında buz kırdığında
ormanda kaybolduğunda
terasa çıktığında
klozeti kapattığında
şelalenin altında
paraşütle atladığında
at sırtında
güneş battığında
havai fişekler patladığında
kurtlar uluduğunda
tren vagonunda
sinema salonunda
dilini kanattığında
ada vapurunda
yaya kaldırımında
tenis kortunda
opera çaldığında
deniz yatağında
tramvay yokuşunda
dolmuş kuyruğunda
sabah kahvaltısında
deniz manzarasında
uçurumun kıyısında
köy pansiyonunda
çadır hayatında
irlanda barında
divanın kenarında
peri bacalarında
saçlarını kokladığında
sütten bıyık olduğunda
arabanın arkasında
reklamlar başladığında
antik tiyatroda
metro çıkışında
yemek masasında
rafting botunda
yerebatan sarayında
boynunu ısırdığında
motor direksiyonunda
yastık savaşı yaptığında
otobüs durağında
flamenko ağıtında
kiralık karavanda
havuz başında
su kaydırağında
mağaranın karanlığında
at arabasında
benzin istasyonunda
sörf tahtasında
çatı katında
şömine başında
çıplak olduğunda
SEVİŞECEKSİN

küvetten çıkmadan
gün doğmadan
utanıp sıkılmadan
vizeler yaklaşmadan
bekçiler basmadan
üzerini çıkarmadan
adını sormadan
masaja başlamadan
gözleri kapanmadan
alkol almadan
nefret duymadan
çayın soğumadan
kucağında uyumadan
hocalar yakalamadan
paçaları sıvamadan
okulu takmadan
mehtap kaybolmadan
denize açılmadan
sümelaya çıkmadan
şiir yazmadan
kapı zili çalmadan
yemek yanmadan
abisine yakalanmadan
tulumun ısınmadan
kalp kırmadan
dağa ayak basmadan
telefona çıkmadan
kuşları kaçırmadan
çiçekler açmadan
duvara tırmanmadan
tadını kaçırmadan
SEVİŞECEKSİN


kapı eşiğinde
iççamaşırı giymediğinde
ağaç dibinde
bahar geldiğinde
şarkı söylediğinde
karşındaki istediğinde
gemi güvertesinde
fotoğrafını çektiğinde
şehirlerarası otobüste
bar tuvaletinde
deniz otobüsünde
samanlar içinde
dilini emdiğinde
şezlong üstünde
burnunda kar tanesiyle
kale içinde
balık pişirdiğinde
iç geçirdiğinde
gök gürültüsünde
sırtını çizdiğinde
kavga ettiğinde
cırcırböcekleri öttüğünde
ölümü sevdiğinde
sallanan sandalyede
deniz iskelesinde
kır kahvesinde
balon yükseldiğinde
soğuk parkede
bronz teninle
saklı kentte
rembetika bittiğinde
faytona bindiğinde
suyun derinliklerinde
seni öptüğünde
kaptan köşkünde
aynı anda istediğinde
Taksimin göbeğinde
elleri üşüdüğünde
yüksek sesle
çamlıca tepesinde
ağaç evde
komşunun bahçesinde
dağın zirvesinde
gel dediğinde
yıldızların büyüsünde
efes harabelerinde
karpuz kestiğinde
masal bittiğinde
denize girdiğinde
finaller bittiğinde
deniz fenerinde
poponu ellediğinde
tarlayı sürdüğünde
yapraklar düştüğünde
çocuk düşündüğünde
köşebaşına geldiğinde
okul kantininde
kız kulesinde
atlar kişnediğinde
SEVİŞECEKSİN

kanın kaynamışken
çimler ıslanmışken
patron gelmeden
sahilde yürürken
tuvalete girmeden
mumlar sönmeden
çapayı çekmeden
rahatsız etmeden
ev boşalmışken
Ay tepedeyken
ayaklarını suya salmışken
çöpü dökmeden
yatak serinken
yıldız kayarken
çilek dilindeyken
gökkuşağı açarken
düşünde görmeden
balkona çıkmışken
bisiklete binerken
son birkez demeden
burnunu öpmüşken
soyunmayı beklemeden
kış gelmeden
asansöre binmişken
traş olurken
dondurma erimeden
göbeğini gıdıklarken
film izlerken
beste yaparken
araba kullanırken
antremana gitmeden
hamaktan düşmeden
köpek gezdirirken
ritmi tutturmuşken
dudaklar ıslakken
uyku sersemiyken
odanı kilitlemeden
parmaklarını sokmuşken
duman ağzındayken
sırtın terliyken
ağda yaparken
karlar soğukken
duş alırken
kimseye gözükmeden
klima açıkken
dilini bilmeden
elbisesini yırtarken
göğsüne yatmışken
kötü adam ölmeden
yağmur yağarken
yazı yazarken
seni istemişken
ailesi gelmeden
müzik dinlerken
ders çalışırken
kumlar sıcakken
çömlek yaparken
onu soyarken
dans ederken
duvara dayamışken
üstünü örtmeden
çoraplar ayağındayken
bedenin boyalıyken
gözlerin kapalıyken
elin değmişken
SEVİŞECEKSİN

Kalbini açtığında
cenazesini kaldırmadan
ruhunla hissettiğinle
yarınını bilmeden
SEVİŞECEKSİN

Reha Başoğul

GooD aNd EvıL 04-14-2009 06:59 PM

Son Nefes

Düşündüm ki;
insan son nefesinde
neleri doldurur içine
ve çeker
bitmesini istemezcesine.
düşünsenize
son nefes
son an
son düşünce bu
o son nefeste

Düşündüm ki;
insan son nefesinde
yalnızca aşklarını çeker içine
düşünsenize
aşık olduğu zamanlarda
düşünmüşlerse
hangi aşkı ölümsüz
hissetmişlerse
bitmesini istemezcesine
onları düşünürler
o son nefeste

Düşündüm ki;
bu konuda da hiç yazmamış şairlerde
bulamadım son nefeslerini hiçbir dizede
düşünsenize
her anı anlatmak için düşünüp
şiire aşık oluyorlar
bitmesini istemezcesine
son nefese gelince
hiçbirşey yazmadan
kaçıp gidiyorlar
o son nefeste


Düşündüm ki;
zeka bu yüzden verilir
Ve hisler
en derin nefesini alır
bitmesini istemezcesine
o son nefeste

Düşündüm ki;
aklımı düşününce nefesimi
nefesimi düşününce aklımı kaçırıyorum
ben çok düşündüm dostlar
son nefesimin vereceği karar:
düşünmek akla zarar
ne kadar düşünmüşsek
kabirde o kadar azab var

Reha Başoğul


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:25 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.