www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee  

Geri Git   www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee > Forum > Eskiler (Arşiv)

Eskiler (Arşiv) Eski konular

 
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Old 08-09-2008, 08:49 AM   #11
GooD aNd EvıL
Aşmış Üye
 
GooD aNd EvıL Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi : GooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Kâğıttan yapılmış kayıklarla geçerim okyanusları
Kâğıttan yapılmış kayıklarla geçerim okyanusları

Ne yapabilirim
Yabancısıyım göklerin,
Başımı kaldırıp
Bakamıyorum ay’a

Acemisiyim korkaklığın
Fırtına rakibim,
Tuğlası çalınmış insanla işim,
Kıbleye yöneldim
Dokuz morg yolunda
Mevlana vakitleri
Yüreğime çullandığında
İçimde uyanan bir İstanbul
Azat olunca bukağılarından
Moğolca gözlerim gün batımını,
Bahar yüklü develer geçer
Karanlığın saç örgülerinden,
Bir tek tel düşer bize,
İnzivaya çekiliriz arsız hayattan

Şehir canları yakar
Ecel heybesinde
Düşer peşime yüreğim
Bir yangın ülkesinde
Söndürülmeyi unutulmuş
Yangınlar düşlerimde
Uyku kıyamet,
Mutlak çaresizlik ölüm,
Mihmandarım sevda,
Çığlıklarımın yıkadığı hayat,
Sırtımın kamburunda,
Dağsız, ovasız atlar.

Söyle Buhara’lı adam
Alnıma dökülen hakikat,
Nil’in düşlerinde Musa’mıdır.
Peşimizde firavun
Suya vurulan asamıdır.

Pervasız kalabalıklar,
Aynalardan çarpışan iki mermi,
Biri sen biri melek,
Akreplere kısa yol
Hala kuyruğunda taşıdığı gurur
Bir tırpan yeriz göklerden,
Döneriz deliye.
Duvarlara çizilmiş ölü resimlerinden,

Gün tenhaları fısıldar kulağımıza
Gecenin dibi düşer ürkek mavilerden,
Karanlığa mumyalanmış zaman
Dolaşır nabızlarda
İkmal çalınmış uykuların
Fecrinden düşer dünyayı sarmaya

Ah ben,
Yoksul ay ışığı gibi düşerim duvarlara,
Sevinçleri taşlarım başucumda servi gölgesi,
Mezarlıklar soyunmuş vişne ağaçlarından,
Kâğıttan yapılmış kayıklarla geçerim okyanusları,
Güneş üşümüştür derim
Haydi, çıkaralım damdan.
Damdan dama cenaze,
Korku ayazından.

Bir yıldız uğultusu örseler yüreğimi,
Bir çalıkuşu havalanır tırpanlanmadan lanete
Belaya tiryaki olurum,
Kronikleşir sevda Davud yüreğimde

Düşer Yusuf kuyusuna yüzlerce çocuk,
Felaket geliyorum der güz akşamlarıyla
Sahte tanrıların mihmandarı olur Selimiye
Saçları ağartan krem icat edilir ehrami yargılardan
Pis bir mürekkep dökülür kâğıda
Duvarlara yolculuk
Bir hırçın hayvan yalnızlığı kuşatır çevremizi
Gözlerim bağlanır askıya alınır hayat
Rölantiye alınır gün, kahramanca uzar saçlarımız
Güneş vurulurken son kez saçakların ucunda.

Ah ey yüreğim,
Gemiler dolusu şiir çıkart mahpus damından.
Çatlasın sadom ve gamora çatlasın nü resimleri çizen adam


Lütfi Kireçci
GooD aNd EvıL çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 


Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Yayınlama Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap gönderemezsiniz
Eklenti ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

Kodlama is Açık
Smilies are Açık
[IMG] code is Açık
HTML code is Kapalı


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:34 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.